|
Jiyan-Board
|
|||||||
| Cezalilar | Tüm Albümler | Roj Tv Zindi | Üye Listesi | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
| Roportajlar Kendi Yaptigimiz ve Diger Roprtajlari Yayinlayabiliriniz |
|
||
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) | ||||||||
|
Banned
![]() Üyelik tarihi: Sep 2008
Üye No: 69
Mesajlar: 1,570
Konular: 1767
Referanslari: 6
Arkadaslari: (3)
Nerden: De Loo
Meslek: HTML
Interests: Boş Geç
Biyografi: Eşkiya
Kullandigi Tesekkür: 182 Aldigi Tesekkürler: 74
REP Gücü Puanı: 0
Aldigi REP Puani: 910 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Ruh Hali:
Son Aktivitesi: 07-27-2009 :
20:56
Toplam Online Süresi: 6 Gün 3 Saat 19 Dakika 5 Saniye
|
DerGi: Kürt Edebiyatını bizlere kısaca anlatabilir misiniz?
Mahmut Hocaoğlu: Edebiyat ikiye ayrılır; yazılı edebiyat ve sözlü edebiyat. Kürt sözlü edebiyatı ürünlerinin ortaya çıkışı çok eski tarihlerden başlar. Kürt Edebiyatındaki en önemli eser "Memê Alan" destanıdır. İlk yazılı Kürtçe eser veya yazıt Avesta kitabıdır. Bu kitabın Zerdeşt'e Allah'ın gönderdiği kitap olduğunu söyleyenler de vardır. Onun dışında çeşitli zamanlarda Kürt bölgesinde taşlara, duvarlara, mağaralara ve diğer yerlere, köprüler gibi, camiler veyahut eski tapınaklara yazılmış olan yazılardır. Modern anlamda Kürt edebiyatının ise, Baba Tahirê Uryan'dan başladığı kabul edilir. Elimizdeki ilk numune budur. Baba Tahîrê Uryan Sorani lehçesiyle şiirler yazmıştır. Ondan sonra Şêx Eli Heriri gelir. Daha sonra Feqıyê Teyran, Melayê Cıziri, Şêx Ehmedê Xani ve bugüne kadar gelir. DerGi: Kürt edebiyatının bugünkü durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? M.H: Köklü bir dil, köklü bir halk, doğal olarak köklü edebiyat örnekleri de sunuyor. Bunlardan en önemlisi gerçekten çağlara ışık tutan Şêx Ehmedê Xani'nin "Mem û Zîn"idir. Sadece bir Şêx Ehmedê Xani değildir. Bir Baba Tahirê Uryan, Eli Heriri büyük deryadırlar. Mele Ehmedê Cıziri kendi çapında büyük bir deryadır. Feqıyê Teyran kendi çapında büyük bir deryadır. Bunun gibi bir çok edebiyatçı var. Ancak Kürt edebiyatının en büyük dezavantajı tanınmaması, tanıttırılmamasıdır. Hatta Şêx Muhammed Kerbela gibi birçok büyük insan, büyük edebiyatçı yazdığı eserleri yayınlamamıştır kendi elleriyle yakmışlardır. Bunun sebebi Kürt edebiyatıyla uğraşmanın büyük bir bedel gerektirmesindendir. Bunun gibi edebi birçok eser var. Bunlar daha çok şiirlerdir. Bunun dışında sözlü edebiyat bağlamında halk arasında çirok diye bilinen hikayeler çok gelişkindir, masallar çok gelişkindir. Bunlar gerçekten kaliteli eserlerdir. Kürt halkının kültürünü, geçmişini ortaya koyması anlamında da çok önemli eserlerdir. Bizler kendi edebiyatımızı tam olarak bilmiyoruz, birincisi. İkincisi; özellikle son dönemde edebiyat yapmanın, edebi eser vermenin dışında kaygılar ön plana çıkmıştır. İdeolojik kaygılardır bunlar. Genel olarak modernizmin etkilediği dünya halklarından biri olma yolunda Kürtler de angaje edilmeye çalışılıyor. Üçüncüsü; Kürtler sadece Türkiye'de yok. Diğer yerlerdeki Kürtlere ulaşmamız da pek kolay değil. Hem alfabe-lehçe sorunu var hem de coğrafi-siyasi sorunlar var. Bu da değerlendirmelerimizin istediğimiz kadar sağlıklı olmasını engelliyor. Yine de kendi çapında gerçekten güzel eserler halen ortaya çıkıyor. DerGi: Dilin yasaklanması ve dilin serbest olması edebiyat açısından ne manaya geliyor? M.H: Muhammed Kerbela'nın belki bir-iki divanını yaktığını söylüyorlar. Bir insan söylediği şeylerde özgür değil ise nasıl ondan güzel bir şey bekleyebilirsiniz? Dil ve edebiyat geçmişteki köklerden kendini var eden bir olgudur. Dil, eğitimi alındığı, okunduğu, yazıldığı zaman gelişir. Bir dili yasaklamak demek bir dilin konuşulmaması demek, onun ölümü anlamına gelir. Bakın Hasan Hışyar Serdi anılarını anlattığı kitabında Cumhuriyet döneminde Diyarbakır için özellikle konuşacak olursak On Gözlü Köprü'de Diyarbakır'ın çevresindeki mağaralarda birçok yazının, yazıtın olduğunu söylüyor ve bunların hepsinin ya işçiler tutularak kazma küreklerle kırıldığını ya da dinamitlendiğini söylüyor. Bir Hasankehf gerçekliği ortada. Diyarbakır surları yıkılmaktan Amerikalı bir profesörün çabalarıyla son anda kurtulmuştur. Bugün bir Belkıs Harabeleri ortada. Adıyaman'da koskocaman bir medeniyet var. Yeraltında, baraj altında kalan sadece bu da değil, Saddam Hüseyin rejiminin gerçekten büyük bir tahribat yaptığı ortadadır. Aynı şekilde barajlar yaparak, yıktırarak, yaktırılarak veyahut bir İran'da Akamenit Devleti'nin mirasına konma var. Yani İran Devleti bugün bunu kendi geçmişine bağlıyor. Ee şimdi hal böyle olunca, gerek yasaklamalar olsun gerek seni kendi geçmişinden kopartma anlamında olsun, bu tür uygulamalar ortaya konulduğu zaman büyük bir erozyon yaşanıyor. Kültürel erozyon yaşanıyor, dil erozyonu yaşanıyor. Bunun dışında Cumhuriyet döneminde bir alfabenin yasaklanması var. Böylelikle Kürtler eski eserlerine ulaşamıyorlar. Medreseler vardı, bu eserler okutulurdu, medreseler kapatıldı. Çok azı bugün hayatta, çok azı bugün yaşantı içerisinde kendini halen ortaya koyabiliyor. Onların dışında kapatıldı. Şimdi bu dilin yasaklanması olsun, dilin engellenmesi olsun çeşitli sebeplerden veyahut bunların gerçek kimliğinden koparılması olsun büyük bir etkisi var. Bin yıllardır böyle bir halk vardır. Kadim bir halktır, köklü bir halktır ve köklü bir dili var. Bunca eziyetlere, zulümlere, baskılara rağmen kendini koruyabilmiştir. Ama hepsinin de belli bir dayanma gücü var. Yasakladığınız zaman bu isterseniz dünyanın en gelişmiş dili olsun ki bir noktada edebiyatçılar şöyle söyler; "Zengin bir dil yoktur, gelişmiş dil yoktur, geliştirilmiş, eğitilmiş bir dil vardır" diyorlar. Bu temelde biz yine özce konuşacak olursak yani zengin bir dil dahi olsa onun üzerine baskılar gitse, yasaklanırsa ne olacak. Bu dil yavaş yavaş süreç içerisinde ortadan kalkacaktır. Biz zaten Müslümanlar olarak bunun vebalinin büyük olduğunu da biliyoruz. Çünkü bir dil Allah'ın dilidir, Allah'ın bir ayetidir. Bu bağlamda yaklaşıyoruz ve Allahu Teala'nın vermiş olduğu bu hakkın kimsenin ama hiç kimsenin, bir insanın, bir halkın elinden alma gibi bir hakkı olmadığını düşünüyorum. DerGi: Edebiyatçılarımızın şiirlerini ezgiye çevirdiğinizi görüyoruz. Sizi buna iten sebep neydi? M.H: Biz gerçekten tümden olmasa da özümüzden uzaklaştırıldık. Mesela ben bugün Arap harfleriyle Kürtçe'yi istediğim gibi okuyamıyorum. Eğer bugün Feqıyê Teyran olsun, "Mem û Zîn" olsun diğer eserlerimiz olsun Latin harfleriyle yayınlanmamış olsaydı bizler onlardan pek faydalanamayacaktık. Kendi toplumumuzu geçmişiyle barıştırmak, geçmişini onlara öğretmek, onlara göstermek için bunu yaptık. Katıldığımız bazı programlarda, üstüne basa basa söylüyorduk. İşte bu Şêx Ehmedê Xani'nin, bu Feqıyê Teyran'ın şiirlerinden derlemedir diye. Birçok yerde Şêx Ehmedê Xani olsun, Feqıyê Teyran olsun tanınmıyordu. Bunu gerçekten üzülerek söylüyoruz. Biraz da amaç oydu. Yani biraz daha bugünkü insanlara bunu tanıtabilmekti. Böyle edebiyatçılarımız da var böyle değerlerlerimiz de var diye. Sahip çıkmayı, belki bir noktada ortaya çıkartabiliriz düşüncesi vardı bizde. Ve bir de tabii onlar bizim önderlerimiz, öncülerimiz, belki bu noktada bir vefa borcunu ödedik onlara. İnanıyorum ki onlar olmasaydı dil bugüne kadar böyle gelmeyecekti. DerGi: Kürtler çok acı çeken bir halk, eserlerde, şarkılarda bunu görüyoruz. Sizin kasetinizde bu acıların yanında bir umut söz konusu bunu açabilir misiniz? M.H: Öncelikle bunu belirtmek istiyorum. Allah Azze ve Celle umudu kesenlerin ancak kafirler olduğunu belirtiyor. Dedim; Bu halk kadim bir halk; gerçekten büyük eziyetlerden geçti. Bugün onu ayakta tutan en büyük dinamiklerinden biri de onun hep içerisinde taşıdığı umut oldu. Öldürüldü, katliamlardan geçirildi, sürüldü, dili yasaklandı, coğrafyası yasaklandı, ismi yasaklandı. Ama o hep o umudu içinde biriktirerek bugünlere geldi. Zaten bir halk umudunu yitirdiği an, istediği kadar güçlü olsun yıkılmaya mahkumdur. Biz de bu halkın bir ferdiyiz o özellikler genetik özelliklerimize işlemiştir. Tabii ben, sanatçı her anlamıyla topluma da ışık tutmaya çalışan insandır diye tanımlıyorum. Sanatçı ortaya koyduğu eserlerin de bunları yansıtır. Ayrıca sanatçının uyması gereken kurallar vardır. Sanatçı istediğini söyleyemez, istediğini ortaya koyamaz. Onun içerisinde bulunduğu koşullar onu bazı şeylere iter, bunu umursamazsa o topluma faydası olan bir sanatçı da olamaz. İçerisinde bulunduğu koşullar onu bazı şeylere iter onları yapmak mecburiyetindedir. Ayrıca biz Müslümanlar olarak şunu söylüyoruz: Biz Allah'a inanıyoruz. Ve sanat yapıldığı zaman Allahu Teala'nın rızasını gözeterek yapmak mecburiyetindeyiz. Allahu Teala, ümidi kesenlerin yalnızca kafirler olduğunu söylüyor bizlere. Bunu biz de toplumsal yaşama uyguladık. Umudumuzu hiçbir zaman kesmedik, hiçbir zaman kesmeyeceğiz de. Güzel günlerin, özgür günlerin, Allah'ın rızasının olduğu günlerin bizi beklediğini biliyoruz. Tabii bunlar da bizim elimizle oluyor, bizler umutlu, her zaman umutlu olmak mecburiyetindeyiz. DerGi: Sizi etkileyen müzisyenleri de öğrenebilir miyiz? M.H: Gerçekten Kürt sanatı da büyük bir etkileyiciliğe sahiptir. Mesela ben en son bir programa katılmıştım. Urfa'da bir radyo programıydı. Bazı Araplar dinlemişlerdi ve telefonla aradılar, dediler ki, hiçbir şey anlamıyoruz gerçekten sözlerinden ama müziği bize hoş geliyor. Ben genel anlamıyla müziğin evrenselliği noktasına inanan biriyim. Yani melodi evrenseldir. Genel anlamıyla söylüyorum tabii ki bunu kötü kullanmamak, siyasal, kültürel asimilasyon aracı yapmamak kaydıyla diyorum. Gerçekten dünyayı etkilemiş Kürt sanatçılar da vardır. Sanatı ilerletme anlamında toplumsal yaşamı etkileme anlamında. Bunların başında da bana göre Şıvan Perwer geliyor. Onun dışında da Cızrawi kardeşler geliyor. Ancak biz çalışmalarımızda elimizden geldiğince özgün olmaya çalışıyoruz. Bu özgünlüğü ortaya koymaya çalışıyoruz. Taklit etmiyoruz. Özgün eserler ortaya koymaya çalışıyoruz. Yani bu bağlamda müzikal anlamda etkilenme değil de daha çok sanatından etkilenme olmuş. Bizim çalışmalarımıza biraz uzman gözüyle bakıldığı zaman orjinal olduğumuz ortadadır. DerGi: Bunca baskılara, bunca asimilasyon politikalarına rağmen, bugün Kürt müziği güzel yerde. Bunun sebebini öğrenebilir miyiz? M.H: Kürt halkı kadim bir halk, yani köklü bir halk, onun müziği de köklü, onun edebiyatı da köklü, tarihi de köklü. Bu insanların genetiklerine işlemiş. Batı tarzı müziğe bakın gerçekten doyumsuzluk vardır. Rock müziğin ortaya çıkması budur, popun ortaya çıkması budur, metalika müziğin ortaya çıkması budur. Bir doyumsuzluk var ve insanlar kendilerini bir nokta da doyurmak istiyorlar. Bu bazen vahşice duygulara kadar gidiyor. İşte heavy metal dedikleri, vahşi görüntülerin içerisinde olduğu müzik türleri bağlamında baktığınızda bütün numuneler var. Kürt müziği de bir noktada hak ettiği yeri de bulamıyor. Aslında gözdedir, öndedir. Belki burada yaşayan insanlar pek bilmezler ama Avrupa'da diğer yerlerde insanlar bunu görüyorlar. Kürt müziğinin müzik piyasasında belli bir yeri var. Mesela; bugün İran'daki en meşhur sanatçılar genellikle Kürtlerdir. Türkiye'deki en meşhur sanatçılar genellikle Kürtlerdir. Kürtçe söylemese dahi. Irakta hakeza. Bir Ermeni şöyle söylüyor "Her Kürt anasından sanatçı doğar". DerGi: Bazen bizler kültürümüzü veya geleneklerimizi yaşatma adına bu değerlerimizi yozlaştırıyoruz. Sizin bu noktadaki çalışmalarınızı ve hassasiyetinizi biliyoruz. Sizin düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz? M.H: Kürt halkı içerisinde Elhamdülillah çok fazla olmamasına rağmen seküler bir kafa yapısının ortaya çıkması bunları getirip dayattı. Doğulu halklara, bu tabi sistemlerin eliyle olan bir şeydir. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda özellikle Anadolu halkı nerelere yönlendiriliyor; Operalara, Batı müziklerine yönlendiriliyor. Şimdi süreç içerisinde bu ortamda yetişen bir nesil ortaya çıktı. Bu nesil böyle bir yaşantıyı doğru olarak gördü. Biz Kürtlerde ise olay biraz daha bu son dönemde gelişti. Bir çatışma ortamında bizler gözümüzü açtık. Bir çok değer altüst olmuştu. Neyin doğru, neyin yanlış olduğu pek net değildi. Böyle bir durumda da savrulmaların yaşanması doğaldır. Şıvan Perwer gibi, Nizamettin Ariç, Cızrawiler gibi. Gerçekten halkın dertlerini, halkın özlemlerini yansıtan sanatçılar olduğu gibi, süreç içerisinde -özellikle yine üstüne basa basa söylüyorum- modernist bir yaşantının halk arasında yavaş yavaş boy göstermesiyle birlikte bu tür bana göre anormal arayışlara gidildi. Bazen bu mecburiyetten de oldu da diyebiliriz. Çünkü birçok noktasıyla yasaklar dayatıldı. Dil yasaklandı, sanatsal faaliyetler yasaklandı. Genel olarakta geçmişinden kopmanın getirmiş olduğu bir sonuçtu bu. Tabii bizler Müslümanız. Yaptığımız sanatsal faaliyetler de onların da usul olarak, ilke olarak İslami olmasına gayret ediyoruz. Aklımıza veya dilimize gelen her şeyi biz söyleyemeyiz. O yüzden ilkeler çerçevesinde sanatı da genişlettikçe genişletmeye çalışacağız. DerGi: Em Hatın kasetini Kürt müziğinin neresinde buluyorsunuz? M.H: Kürt müziğinin tam ortasında buluyorum. Her yönüyle herkesinde gözünün de önünde. Tabi bizim bazı noktalarıyla farklılıklarımız var, özgünlüğümüz var. Yani bazı noktalarıyla biraz çağdaş anlamdaki bu müzik enstrümanlarının kullanılması Kürtçe olması, İslami hassasiyetlere vurgu yapması Şêx Ehmedê Xani, Feqıyê Teyran gibi edebiyatçılarımızı, şairlerimizin bestelerinin kullanılması anlamında farlılıkları var. Gelenekten de kopmadık, çağımıza da vurgu yaptık. İki tane de Türkçe parça koyduk içerisine. Soruyorlar genel olarak niye bu Türkçe parçaları koydun diye. Birincisi eğer İslami bir kardeşlikten bahsedilecekse alın kardeşim bunu biz kendi cephemizden ortaya koyuyoruz, yani bu kadar basit. İkincisi bunu örnek olarak kendinize alın. Sizler de Kürtçe parçaları koyun kasetinize. Sizler neden korkuyorsunuz, neden çekiniyorsunuz? Bu halk Müslüman değil mi? İşte bu noktada bir örneklik ortaya koyduğumuz düşünüyorum. DerGi: Kaseti çıkarırken herhangi bir sıkıntı ile karşılaştınız mı? M.H: Gerçekten beğendiğimiz bir kaset oldu. Sıkıntılara değiyor. Dikensiz gül olmaz demişler. Bizler tabii bazı sıkıntılar çektik. Daha çok ekonomik sıkıntılardı bunlar. Bazılarının -Kürtçe xêrnexwaz diyorlar bunlara- moral bozucu söylemleriyle karşılaştık. Konserimizde sıkıntı çektik. Tamamen bandrollü bir kaset olmasına rağmen soruşturmaya uğradık. Hâla bir kelimeden, bir kavramdan korkan bir sistem gerçekliğiyle karşı karşıyayız. DerGi: Sizin Kürt edebiyatçılarından ve sanatçılarından beklentileriniz nelerdir? M.H: Bir sanatçı ve edebiyatçının bana göre en başta ortaya koyması gereken halkın özünden kopuk olmamasıdır. Halkın gerçekliğiyle buluşmasıdır, buluşmaya çalışmasıdır. Tabii ilk önceden de halkın tahlilini yapmasıdır. İçerisinde bulunduğu sosyal durum, siyasal durumu iyi tahlil etmesi gerekiyor ve bunu çalışmalarında ortaya koyması lazım. Bunların dışında bizim kendi ilkelerimiz vardır. Biz Müslümanız ve her şeyde olduğu gibi bizim çalışmalarımızda da Allah'ın rızası ön plandadır. Halkın gerçekliğinden kopuk olduğu zaman veya halkın gelişimine, halkın ilerlemesine karşı bir şey olduğu zaman, kötü sonuçlar ortaya çıkabilir. Sanatçı, edebiyatçı, gerekirse bedel ödemeyi de göze almalıdır. Mesela Feqıyê Teyran'ın divanında birçok değinmeler var. Ben biraz daha mantık olarak değinmeye çalışacağım. Kendi dönemlerinde bazı adamlar sultana, o zamanki Mir'e övgüler yağdırırlar ama Feqıyê Teyran tam tersini ortaya koyar. Edebiyatçılar, sanatçılar, aydınlar; halkın önderleridir, halka ışık tutan insanlardır. DerGi: Ramazan ayında konser vermiştiniz. Konserleriniz devam edecek mi? M.H: Konserler inşallah devam edecek. Talepler var, Allah kısmet ederse bizler turneye çıkmayı da düşünüyoruz. Bazı hazırlıkları başlattık. DerGi: Bundan sonraki çalışmalarınızı öğrenebilir miyiz? M.H: Çalışmalar devam etmek mecburiyetindedir. Yaşam çünkü devam ediyor, İkinci kaset için de müzik anlamında olsun, sözler anlamında olsun, hazırlıklarımızı daha önceden de diyebilirim ki, kaset bitmeden başlatmıştık, devam edeceğiz inşaallah. Bu önümüzdeki kasedimizi biraz daha renklendireceğiz. Dil anlamıyla daha farklı dilleri kullanacağız, müzikal anlamda da farklı renkler getireceğiz. İnanıyorum ki ikinci kaset birinci kasede oranla çok daha farklı olacaktır, daha bir ses getirecektir. Allah kendisi için ortaya konan çabaları boşa çıkarmaz. DerGi: Bu yoğunluğunuz arasında bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz. M.H: Ben teşekkür ederim |
||||||||
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| edebiyatı, kürt, müziği, söyleşi, Üzerine |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cvpl | Son Mesaj |
| Medreselerden Günümüze Kürt Müziği Projesi tamamlandı | ßêrîvan | Güncel - Haberler (Nûçeyên Rojane) | 0 | 10-15-2008 17:32 |
| Fatma Kurtulan ile söyleşi | Bahoz | Roportajlar | 1 | 10-11-2008 22:35 |
![]() |
Design By: JB-Team
Powered by JBulletin® Jiyan-Board Version
Copyright ©2007 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
|
![]() |