|
Jiyan-Board
|
|||||||
| Kayıt ol | Cezalilar | Tüm Albümler | Roj Tv Zindi | Üye Listesi | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
| Roportajlar Kendi Yaptigimiz ve Diger Roprtajlari Yayinlayabiliriniz |
|
||
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) | ||||||||
|
Banned
![]() Üyelik tarihi: Sep 2008
Üye No: 69
Mesajlar: 1,570
Konular: 1767
Referanslari: 6
Arkadaslari: (3)
Nerden: De Loo
Meslek: HTML
Interests: Boş Geç
Biyografi: Eşkiya
Kullandigi Tesekkür: 182 Aldigi Tesekkürler: 74
REP Gücü Puanı: 0
Aldigi REP Puani: 910 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Ruh Hali:
Son Aktivitesi: 07-27-2009 :
20:56
Toplam Online Süresi: 6 Gün 3 Saat 19 Dakika 5 Saniye
|
Pervin Buldan"ın hayatının son on üç yılını, faili meçhul cinayetlere ve kayıpların bulunmasına bir "adanmışlık" olarak özetlemek mümkündür. Bunun için bir hukuk savaşı verirken aynı zamanda oluşturduğu sivil inisiyatiflerle toplumsal duyarlılığın sağlanması için önemli roller üstlenir. Kimi zaman bir Cumartesi Annesi"dir kimi zaman Çetelere Karşı Halk İnisiyatifinin içindedir. Özgür Kadın Dayanışma Vakfı girişimi, MAĞ-DER ( Mağdur Ailelerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği) derken son olarak YAKAY-DER"i ( Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği) kurar.
1999"da HADEP, 2002 DEHAP İstanbul"dan seçimleri kazandığı halde adayı olduğu partiler barajı aşamayınca meclise giremez. 22 Temmuz genel seçimlerinde Bin Umut Adayı olarak Iğdır"dan ilk kadın milletvekili olarak meclise girmeyi başarır Buldan. Meclisteki sade ve sessiz odasında, partisi olan DTP"yi, Kürt Sorununu, Iğdır"ı, son günlerde hakkında çıkan haberleri ve öldürülen kocası, Savaş Buldan"ı konuştuk. -DTP"nin meclise girmesiyle özellikle Kürt Sorununu konuşmak, tartışmak ve bir çözüme kavuşturmak açısından Türkiye"deki siyasal yapıda yeni bir aşamaya geçildi bir bakıma. Ne var ki bu sorunu tartışıp çözmeye çalışmaktan ziyade DTP"li milletvekilleri için hazırlanan fezlekeler, tutuklamalar ve hatta parti içinde bölünmelerden söz ediliyor. Siz bunları bekliyor muydunuz? -Meclise girdiğimiz günden beri özellikle devletin bize yaklaşımını kestirebiliyorduk. Bize karşı yapılanlara, şiddet politikasına, bizi bitirmeye, parçalamaya yönelik yapılanlara pek şaşırmadık hatta olağan karşıladık. Böyle bir baskıyla karşılaşacağımızı tahmin edebiliyorduk. Çünkü özellikle Kürtlerin 91"den sonra ilk kez meclise girmesi bazı kesimleri oldukça rahatsız etmişti. Çünkü bizler meclise girdiğimiz günden beri başta Kürt sorunu olmak üzere, ülkenin farklı sorunlarına nasıl çözüm bulabiliriz, bunun için neler yapabiliriz, nasıl bir politika üretebiliriz konularında çabalarımız oldu. Ama görünen o ki devletin bu konuya yaklaşımı özellikle DTP"ye karşı uyguladığı bitirme/bölme politikası karşımıza daha çok çıkacak. Biz DTP"liler olarak bunu çok olağan karşılıyoruz. Gerçekten böyle bir şey ile karşılaşacağımızı tahmin edebiliyorduk. Fakat inanıyoruz ki eğer bu ülkenin sorunları çözülecekse Kürtlerle diyalog kurularak çözülecektir. Yani aslında DTP"nin meclise girmesini bir fırsat olarak düşünüyoruz ama tabii ki devlet bunu kullanmıyor, hep bunu göz ardı ediyor. Farklı şekillerde bu sorunu çözmeye çalışıyor. Mesela Kuzey Irak"a yapılan askeri operasyonlar yine bölgeden çıkan AKP"li Kürt milletvekilleri üzerinden uygulanan çözüm politikaları ve oluşturulmaya çalışılan diplomasi ayağı, yine Türkiye"de faklı kişilerle görüşmeye çalışarak bu soruna çözümler üretmek gibi çabalar var. Ama biz tüm bunların doğru yöntemler olmadığını düşünüyoruz. Çünkü eğer bu sorun çözülecekse gerçekten DTP"nin eliyle ya da DTP üzerinden çözülmesi gerektiğini düşünüyoruz. Biz DTP olarak bunu her zaman dile getirdik. Kürt Sorunu gerçekten bu ülkenin en büyük sorunlarından birisidir ve çözülmesi için de oluşturulacak bir diyalog ortamıyla mümkün olabileceğini düşünüyoruz. Elbette DTP"nin içinde var olduğu bir diyalog ortamıyla ancak çözülebileceğine inanıyoruz. -DTP"nin sıraladığınız bu konularda yeterli kaldığını söyleyebilir miyiz? Son günlerdeki gelişmeler bu çabalarınıza dönük motivasyonunuzu nasıl etkiliyor? -Hiçbir zaman umudumuzu yitirmedik. Çünkü gerçekten bu konuda halkımıza verdiğimiz bir söz var. Özellikle seçim sürecinde yaptığımız çalışmalarda, izlediğimiz politikalarda sürekli, meclise girdiğimiz günden itibaren, Kürt Sorunu"nun çözümüne dönük politikalar geliştireceğimizin sözünü verdik halkımıza. Biliyorsunuz, mesela bizim meclise girdiğimiz günden itibaren bize sürekli şu söylendi; "PKK"yi terör örgütü olarak ilan edin ve bu sorunu bu şekilde çözelim." Bu şekilde bize baskı yapmaya çalışıyorlar ama bu sorunu biz bir terör örgütü sorunu olarak görmüyoruz. Ya da biz PKK"ye terör örgütü olarak bakmıyoruz. Eğer bu soruna böyle bakarsak biz kendi kendimizi bitirmiş oluruz. Ve halkımıza verdiğimiz sözü tutmamış oluruz. Çünkü biz bu sorunun adını Kürt Sorunu olarak koyuyoruz. Biz soruna bu şekilde yaklaştığımız için halkımıza verdiğimiz sözü tutmaya çalışıyoruz. Hiçbir zaman hiçbir şekilde ilkelerimizden taviz vermedik, vermeyeceğiz. ilkelerimizden taviz vermedik, vermeyeceğiz. Asla ve asla bir bölünme yaşanmadı DTP"de ve bundan sonra da yaşanmayacaktır. DTP içerisinde zaman zaman farklı düşünceler ortaya çıkabilir biz bunu çok olağan karşılıyoruz bu da demokrasinin bir gereğidir diye düşünüyoruz. İşte Aysel (Tuğluk) hanımın farklı görüşleri olabilir diğer arkadaşların farklı görüşleri olabilir. Ama bunlar dışardan nasıl karşılanıyor bizim dışımızdaki kamuoyu bunu nasıl karşılıyor aslında biraz da buna bakmak gerekiyor. Belki de Türkiye"deki kamuoyu ya da bizim dışımızdaki cephelerden özellikle Aysel hanınım yaklaşımına çok olumlu bakan insanlar vardır yani biraz da böyle değerlendirmek gerekir. Bu ülkede sadece Kürt sorununa bakmamak gerekiyor. Ülkenin çok farklı sorunları var tabi ki belki de Kürt Sorunu ülkenin ana sorunudur. Bu sorun çözülürse belki diğer sorunlar da çözülecektir. Sonuçta hepsi birbirine bağlantılıdır ya da diğer sorunlar Kürt Sorunun birer ayağıdır. Ben böyle değerlendiriyorum. -DTP"ye karşı alternatif olacak muhafazakâr, deyim yerindeyse "uyumlu" bir parti oluşumundan bahsediliyor. Özellikle Amerikan Büyükelçiliğinin bir sabah verdiği kahvaltıdan sonra konuşulmaya başlandı . Bu durum sizi endişelendiriyor mu? -Biz ABD"nin ne yapmaya çalıştığını çok iyi biliyoruz. Yani ABD bir gün farklı bir çevreye sabah kahvaltısı veriyor ve bunu basına açık bir şekilde yapıyor ama ondan bir gün önce DTP"lilerle yemek yiyiyor ama bunu gizli yapıyor. Aslında her şey bunun altında yatıyor. ABD"nin aslında ne yapmak istediği çok açık. Amerika büyükelçiliği Sırrı Sakık"la ve diğer birkaç arkadaşla akşam yemeği yedi ama bunu basından gizli yaptılar kamuoyuna yansıtmadılar. Ertesi gün AKP"liler ile beraber kahvaltıda bir araya gelmeye çalıştılar. -Bunu nasıl yorumluyorsunuz? ABD var olan ABD- Türkiye ilişkilerini bozmamaya çalışıyor. Faklı konularda anlaştıkları noktalar var. DTP"nin misyonunu biliyor tavrını ve çizgisini de biliyor ama Türkiye ile var olan ilişkilerini korumak zorunda. Nitekim ertesi günü ilişkiyi bozmamak için ikinci bir yemeği iptal etmek zorunda kaldı ABD büyükelçiliği. Biliyorsunuz işte Van milletvekili, içinde Ufuk Uras"ında bulunduğu birkaç kişiyi davet etti ama daha sonra iptal etmek zorunda kaldı. Bu da bazı ilişkilerden dolayı kaynaklandı bence çok zarar vermek istemedi diye düşünüyorum. -Sizin de DTP içindeki varlığınız kayınbiraderiniz Nihat Buldan"ın yakalanması ile öne çıkarılmaya çalışılıyor. Hepimizin ortak sorunu olan faili meçhul cinayetler, kayıplar için verdiğiniz mücadeleden çok, bu son gelişme konuşuluyor. Nitekim sizin hakkınızda google arama motorunda yaptığım küçük bir sorgulamada yaklaşık kırk sayfalık bir veri çıktı karşıma ve bu sayfalarda en fazla daha geçen gün yaşadığınız bu sorunla ilgili haberler var. Bu sonuç DTP milletvekilleri üzerindeki yoğunlaşmanın bir uzantısı gibi ve bu yönde basında yer almak sizi nasıl etkiliyor? Bu olay basında yer aldığında ben bir insan olarak, bir kadın olarak çok incindiğimi gerçekten çok üzüldüğümü söyleyebilirim. Üç gün boyunca ne yemek yedim, ne uydum ne bir şey içtim. Bir şok yaşadım çünkü bu işle ne bir ilgim var ne de bu işten haberim var. Bu şekilde gündeme gelmem, beni çok üzdü. Farklı bir konu ile gündeme geliyor olsaydım hiç üzülmezdim. Ama böyle bir konu ile gündeme geldim gerçekten çok üzüldüm. İnsanların beni bu şekilde tanımalarını hiç istemezdim. Çünkü benim bu konuya ya da bu konularla hiçbir ilgim yok. Ama maalesef Türkiye"de medya bu işin içine beni de aldı. Benimle ilgili bir sürü haber yapıldı bu beni derinden yaraladı. -Buna karşılık siz neler yaptınız? -Zaten olayın gerçekleştiği gün sıcağı sıcağına bir açıklama yaptım. Çünkü İçişleri Bakanı"nı özellikle "böyle bir irtibat var" demesini kesinlikle kabul etmedim, etmiyorum da. İlk gün yaptığım açıklamamın dışında ben avukatıma vekâlet verdim ve İçişleri Bakanı, CHP Grup Başkan Vekili Kemal Kılıçdaroğlu ve basında bu konuyu çarpıtarak yazan bazı gazeteler hakkında dava açmaya hazırlanıyorum. Büyük bir ihtimalle cumaya (18/01/08) en geç pazartesi gününe kadar ben bu konuyu yazılı bir açıklama ile tekrar gündeme getireceğim. Çünkü bu haksızlığı asla kabul etmiyorum etmeyeceğim de. Yani onlar peşini bıraksa bile ben onların peşini bırakmayacağım. Nereye kadar giderse gitsin. Kesinlikle bu işin peşini bırakmayacağım. -Sonuç olarak AKP ve CHP"de başlayıp devam eden saldırıları neye bağlıyorsunuz? -Ben şuna bağlıyorum; özellikle DTP"li milletvekillerinin bütçe görüşmeleri esnasında göstermiş oldukları olumlu performanstan dolayı meclis içerisindeki o olumlu çalışmalarından dolayı hazmedilemeyen bir şeyler var. Ben bunu görebiliyorum. Bu yönde yapılanlar tam da yerel seçimler yaklaşmışken, seçmende farklı bir imaj yaratmak ya da seçmenin gözünde DTP"nin milletvekillerini küçük düşürmek, bitirmek şeklinde bir girişim olarak değerlendiriyorum. Dolayısı ile kimi DTP milletvekilleri faklı şekillerde gündeme getiriliyor ve bunun son halkası şimdilik ben oldum. Iğdır İlinin İlk Kadın Milletvekili -Sizin 22 Temmuz seçimlerinde yine İstanbul"dan ya da Hakkari"den aday olacağınızı beklerken neden Iğdır"da aday oldunuz? Genel Merkezin verdiği bir karardı. Ben seçim sürecinde genel merkeze yaptığım başvuruda İstanbul 3. Bölge olarak yerimi belirtmiştim. Yani Iğdır da değil Hakkari de. İstanbul 3. Bölge"den biliyorsunuz iki dönem aday oldum fakat baraj nedeniyle girememiştim meclise. İstanbul 3. Bölgeyi hem evimin orada olması ve orada belirli bir çevremin olması hem de İstanbul 3. Bölgeyi çok iyi tanıyor olmamdan dolayı burayı istemiştim. Ama tabii ki genel merkez böyle bir karar verdi beni Iğdır"a verdi. Iğdır"da seçilmekten çok mutlu olduğumu söyleyebilirim iyi ki gitmişi iyi ki aday olmuşum. Şimdi orada milletvekili olmaktan dolayı çok mutluyum. -Siz kendi siyasetinizi nasıl tanımlayabiliyorsunuz? -Bence bunlar hep birbiri ile bağlantılı. Ülkenin sorunlarını çözmeye çalışırken her tarafı irdelemek bir gerekliliktir. Çünkü biz başında da belirttik aslında Kürt Sorunu diyoruz ama ülkenin çok farklı sorunları da var. İşte bunlar hep birbiri ile bağlantılıdır. Belki ekonomik, kültürel, siyasal anlamda bir kazanım elde edilirse ki Kürt Sorunu da yavaş yavaş çözülmeye başlayacaktır. Dolayısı ile bunları hiçbir zaman birbirinden ayırt edemeyiz. Örneğin ben Iğdır"da özellikle köylerde yaşayan insanların yoksulluk ve sefalet içinde yaşadığını görebiliyorum. Belki de bu insanlar sırf karnını doyurabilmek için ya da çoluk çocuğunu giyindirebilmek, okutabilmek için pek çok şeyi de göze alabilirler. Belki o insanların sorunu sadece Kürt Sorunu değildir ya da sorunlarına öyle bakmıyorlardır. O yüzden biz ülkenin sorunlarını çözmek istiyorsak bunların birbirinden ayırt etmemiz gerekir diye düşünüyorum. Yani Kürt Sorunu"nun çözerken ya da o çözümle ilgili projeler üretirken Türkiye"nin ekonomisi ile kültürü ile anayasası ile ilgili farklı sorunları da ele alıp onlar üzerinde de çalışmalar yapmak gerektiğini düşünüyorum. -Gündeminizde şimdi Iğdır ve sorunları vardır mutlaka. Ama yıllardır mücadelesini verdiğiniz faili meçhul cinayetler için geliştirdiğiniz sivil bir inisiyatif de var özellikle İstanbul"da ve buna ek olarak Hakkari"deki insanlar için de önemli bir yeriniz var. Tüm bunlar sizi yormuyor mu? -Çok yorulduğumu söyleyemem. Ben halkım için halkımın refah ve mutluluğu için yıllardır mücadele eden bir insanım. Farklı konularla diyelim ki faili meçhuller, kayıplar, Cumartesi Anneleri ile ilgili gündeme gelmiş olsam bile halkımın talepleri doğrultusunda çalışmalar yaptım, onların istekleri doğrultusunda mücadelemi yürüttüm. Şunu belirtebilirim ki bu çalışmalar beni hiçbir zaman ne yıldırdı ne de yordu. Her şeyi gerçekten severek yaptım belki de bu sevgi uğruna bugün buradayım. Çok kolay olmadığını da söyleyebilirim. Bir sorumluluk üstlendik bu bir gerçek ama bu sorumluluğu bile bile buraya geldik. Ben seçim sürecinde de hep dile getirdim gibi, biz halkımızın talepleri üzerine beyaz bir kefeni giymeyi göze aldık. Yani bunun sonu cezaevi hatta ölüm bile olsa bu sorumluluğu alıyoruz ve bu amaçla parlamentoya geldik, bunu bilerek yaptık. Çok ağır olsa bile insanı mutlu edebilen yanları da var. Çünkü halkımız için bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Onların taleplerini dile getirmeye, sorunlarına çözümler üretmeye çalışıyoruz. Bu yoğunluk içinde ailelerimize ve kendimize vakit ayıramıyoruz. Hafta sonları oluyor onu da toplantılarla geçiriyoruz. Kişisel olarak belirtebilirim ki gerçekten bu işi severek yapıyorum. -Meclis içerisinde diğer siyasi partilerin milletvekilleri ile ilişkileriniz nasıl? -Mesela AKP içerisinde, özelikle bölge milletvekilleri arasında bize biraz yakın olan bizimle ilişki kurmak isteyen milletvekilleri var. Ama diğer partiler arasında özellikle MHP, CHP milletvekilleri arasında ben bu yakınlaşmayı görmüyorum. Böyle bir ortam hiç bir zaman olmadı. Zaman zaman Bahçeli"nin bize bakıp bir selam vermesini ama hemen ertesi gün, "PKK"liler bizim solumuzda oturuyor" şeklinde yaptığı açıklamaları gerçekten anlamış değilim. Böyle şeyler olabiliyor. Genel kurulda olsun kuliste olsun diğer muhalefet partileri ile sıcak ilişkiler geliştiremedik doğrusu. AKP içerisinde özellikle bölgeden seçilenler ile zaman zaman yemekte ya da kulislerde konuşma imkânı bulabiliyoruz sadece. Faili Meçhullere ve Kayıplara Adanmış bir Hayat -Siz bir açıklamanızda, öldürülen eşinizin faillerinin bulunacağına inanmadığınızı söylerken hangi nedenlerden dolayı bu açıklamayı yaptınız? -Şimdi bakın, bu ülkede çok faili meçhul cinayet var. Ben eşimin öldürüldüğü 94"ten beri bu ülkede faili meçhul cinayetlerin yaşanmaması, kayıp olaylarının son bulması için yıllardır mücadele ediyorum. Dört yıl boyunca Cumartesi Annesi oldum. Galatasaray Lisesi önünde oturdum insanlarla birlikte mücadele ettim. Yeri geldi coplandım yeri geldi gözaltına alındım. Ve hiç bir zaman da yılmadım. Sürekli mücadele etmeye çalıştım. O dönemde gerçekten başvurmadığımız ya da kapısını çalmadığımız hiçbir yer kalmadı. Özellikle Savaş Buldan"ın katillerinin bulunması ve yargılanması için elimden geleni yaptım ama bu konuda özellikle Türkiye"deki hukuk sistemine güvenmediğimiz için ya da bu sorunu Türkiye"de çözülmeyeceğini bildiğimiz için biz kendi davamızı AİHM"e taşımak zorunda kaldık. Şimdi eğer bu sorunlar, Türkiye"deki faili meçhul cinayetler, kayıplar olgusu çözülmüş olsaydı daha fazla yol alabilirdik. Önceki örneklerini biliyoruz, Behçet Cantürk, Fehmi Tosun, Ferhat Tepe, Musa Anter cinayetleri var. Var da var. Yani binlerce insan var. Bunların hiçbirinin ne failleri bulunmuş, ne de yargılanabilmişler. Ben bunları göz önünde bulundurarak Türkiye"de özellikle Savaş Buldan olayının da çözülmeyeceğine inandığım için böyle bir cümleyi sarf ettim. AİHM" deki davamı kazandım. Tabii ki AİHM"ne müracaat ettiğimiz zaman oradan dava ile ilgili alacağımız sonucun çok farklı olacağını bekliyorduk yani en azından Türkiye"de bu tür cinayetlerin bir daha olmaması için ya da sorumlularının bulunup yargılanması için belki bir sonuç çıkar diye bekliyorduk ama maalesef AİHM de böyle bir sonuç çıkmıyor. Yani oradan sadece tazminat alarak bu davayı kazanabiliyorsunuz. Türkiye mahkûm ediliyor ama neye mahkûm ediliyor sadece para vermeye mahkûm ediliyor. Aslında beklentimiz o değildi. Beklentimiz çok farklıydı ama biz beklentimizin dışlında bir şeyle karşılaştık. Şimdi durum böyle olunca Türkiye"deki faili meçhul cinayetlerin ki az önce bahsettim, gerçekten Türkiye"de çözüleceğine inanmadığımı altını bir kez daha çizerek belirtiyorum. Çünkü bunun birçok örneği var özellikle Türkiye"deki hukuk sisteminden kaynaklı. Bakın bunun son örneğini dün gördük. Baran Tursunnun İzmir de bir polis tarafından öldürüldüğünü ama polisin ertesi günü serbest bırakıldığını görebiliyoruz. İşte bunlardan yola çıkarak ben bu sorunların gerçekten çözüleceğine inanmadığımı söyledim. Belki mecliste daha iyi bir şey yapabiliriz diye düşünüyorum. Bununla ilgili meclise girdikten bir ay sonra Güldal (Mumcu, CHP Ankara milletvekili) hanımla bir görüşme yaptım. Çünkü biz Güldal hanımla bazı güç odakları tarafından bize biçilen kaderi paylaşıyoruz. Fikirlerimiz ya da düşüncelerimiz ayrı olabilir ama sonuçta ikimiz aynı kaderi paylaştık. İkimizin de eşi faili meçhul bir cinayete kurban gitti. -Bu görüşme için ilk adımı siz mi attınız? -Evet. Güldal Mumcu"dan nasıl bir tepki aldınız? Güldal hanımla ilk günlerde bir şeyler yapabileceğimiz konusunda çok emin değildim. Kulislerde gördüğüm zaman görüşmeyi çok istiyordum ama olumsuz bir tepki alabilirim diye vazgeçiyordum. Kendisi ile görüştükten sonra gerçekten öyle bir insan olmadığını anladım. Hem konuya duyarlı hem de çok sıcak bir insan. Kendisi ile tanıştığım için de kendimi çok mutlu hissediyorum, ben kendisi ile görüştüğüm zaman faili meçhul cinayetlerle ilgili ne yapabiliriz diye bir fikir alış-verişinde bulunduk. Güldal hanımın önerisi şu şekilde oldu; "şu ana kadar TBMM içerisinde kurulmuş olan üç tane komisyon var. Bunlar Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu, Susurluk Komisyonu ve Uğur Mumcu Komisyonu. Belli zamanlarda kurulmuş bazı çalışmalar yapmış ama bir şekilde durdurulmuş ve arşivlere kaldırılmış. Biz hukukçular aracılığıyla bu komisyonların hazırlamış oldukları raporları inceleyeceğiz" diyeydi ve bu yönde bir karar aldık. İkimiz ayrı ayrı bu raporları inceleyeceğiz hukukçularla beraber. Bu raporlarda tıkanıklık nerede yaşanmış ve bu tıkanıklığı nasıl aşabiliriz diye daha sonra tekrar bir araya gelmeyi kararlaştırdık. Ama ben kendi adıma söylüyorum, Güldal hanımın bu konuda ne yaptığını bilmiyorum, ben herhangi bir inceleme yapmadım şimdiye kadar. İkimiz bu raporları yeterince inceledikten sonra bir araya gelip ne yapacağımıza karar vereceğiz. -Çalışmaya neden Vedat Aydın"ın cinayetiyle başlamak istediğiniz? -Güldal Mumcu sadece Savaş Buldan ve Uğur Mumcu ile ilgili bir şey yapabiliriz diye söylediğinde ben "hayır" dedim. Biz Türkiye"deki faili meçhul cinayetleri sadece Savaş Buldan ve Uğur Mumcu ile sınırlı tutamayız. Çünkü bugün ülkede binlerce faili meçhul cinayet var ve bu cinayetler Türkiye"nin kanayan bir yarasıdır bunun da çözüme kavuşması gerektiğini düşünüyorum. Siyasi cinayetlerin özellikle Vedat Aydın cinayetiyle başladığını da hepimiz çok iyi biliyoruz. O yüzden o dönemi biraz irdelemek gerektiğini ve o dönemde işlenen cinayetlerin açığa çıkarılmasının sonuç itibariyle çok önemli olduğunu düşünüyorum. Belki böyle olursa en azından bir yol kat etmiş olabileceğiz. Belki bu zincirin halkaları da yavaş yavaş çözülmeye başlar böylece. -Kızınız Zelal babasını kaybettiği gün dünyaya geliyor. Elbette sizin o günlerde yaşadıklarınızı bilmiyordur. Ama sonraki dönemlerde olan bitenleri anlamıştır mutlaka. Çocuklarınız Zelal ve Neçirvan ile bu zor dönemi nasıl atlattınız? -Evet, çok talihsiz bir günde dünyaya geldi ne babası görebildi onu ne de o babasını görebildi. Ben Zelal"den çok Neçirvan ile mücadele etmeye çalıştım. Neçirvan 3 yaşındaydı babasını kaybettiğinde. Zelal bebek olduğu için belki o günlerde yaşanan yas ortamından etkilenmedi. Ama Neçirvan özellikle o günlerde çok büyük bir şok yaşadı. Ben oğlumla daha çok mücadele ettim. Psikologlar aracılığıyla bu sorunu gidermeye çalıştım çünkü içine kapanık bir çocuk oldu. Zelal aynı günde doğduğu için sürekli o gündeme geldi fakat oğlumun yaşadığı travma çok daha farklıydı. Ben böyle değerlendiriyorum. Zelal şimdi 13 yaşında ve doğum günlerini bir sonraki günde kutluyor. Aynı gün hiçbir zaman kutlamadı çünkü bunun bilincinde ve ne olursa olsun babasının öldüğü günde bir kutlama yapmanın anlamsız olduğunu her zaman söyledi bana. -Son olarak, 2005 yılında dünyada 150 ülkeden 1000 kadın arasında Türkiye"de Nobel Barış Ödülü için açıklanan adaylar listesinde Leyla Zana, Ayşe Düzkan ve Müyesser Güneş ile siz de vardınız. Bunu ilk duyduğunuzda ne hissettiniz? Ortak yanlarımız çok tabii. Mesela Müyesser Güneş oğlunu kaybetmiş ve bir Barış Annesi olarak verdikleri mücadele çok önemliydi. Benim verdiğim mücadele onlara çok yakın. Faili meçhuller, kayıplar için verdiğim bir mücadele var. Leyla Zana"yı belki de hiç anlatmaya gerek yok Verdiği mücadeleyi, ödediği bedeli herkes çok iyi biliyor. Ayşe Düzkan da kadın hakları, kadın özgürlükleri için mücadele eden bir insan ve verdiği bu mücadele de ortak mücadelemizin bir parçası olarak düşünüyorum. |
||||||||
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| buldan, ile, pervin, röportaj |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cvpl | Son Mesaj |
| Şeyhmus Diken'le Röportaj | Bahoz | Roportajlar | 1 | 10-11-2008 22:31 |
| Şerko Bêkes'le Röportaj | Bahoz | Roportajlar | 0 | 10-11-2008 22:20 |
| Gülîstan Perwer'le Röportaj | Bahoz | Roportajlar | 0 | 10-11-2008 22:19 |
| Metin Kahraman ile röportaj | Bahoz | Roportajlar | 0 | 10-11-2008 22:16 |
| Koma Rewşen'le röportaj | Bahoz | Roportajlar | 0 | 10-11-2008 22:16 |
![]() |
Design By: JB-Team
Powered by JBulletin® Jiyan-Board Version
Copyright ©2007 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
|
![]() |