Jiyan-Board


FORUM Portal Albümlerim Sosyal Gruplar Kimler Online Bugünki Mesajlar
Geri git   Jiyan-Board.NET > Özgür Ülke -Siyasi Serbest Kürsü - Gündem - Haberler > ÖNDERLiK, Genclik ve Savunma Gücleri
Kayıt ol CezalilarTüm Albümler Roj Tv Zindi Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

ÖNDERLiK, Genclik ve Savunma Gücleri Önderligimiz, genclik ve Savunma gücleri ile ilgili Hersey...BURADA YAYINLANACAK HER KONU VE MESAJ YÖNETICI KONTROLÜNDEN GECECEKITR....

Konu Bilgileri
Konu Başlığı
HİLVAN-SİVEREK PRATİĞİ ve ÇIKARILMASI GEREKEN DERSLER
Konudaki Cevap Sayısı
0
Şuan Bu Konuyu Görüntüleyenler
 
Görüntülenme Sayısı
62

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 10-06-2008, 04:06   #1 (permalink)
J
Medocy
 
J - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
Activity Longevity
2/20 1/20
Today Mesajlar
0/5 sssss2841
Üye No: 1
Mesajlar: 2,841
Konular: 758
Referanslari: 46
Arkadaslari: (37)
Nerden: Kurdistan
Meslek: Emekli
Interests: Azadi
Biyografi: ....!....
Yaş: 27
Cinsiyet:
Kullandigi Tesekkür: 89
Aldigi Tesekkürler: 694
Blog Başlıkları: 1
REP Gücü Puanı: 807
Aldigi REP Puani: 5426
J has a reputation beyond reputeJ has a reputation beyond reputeJ has a reputation beyond reputeJ has a reputation beyond reputeJ has a reputation beyond reputeJ has a reputation beyond reputeJ has a reputation beyond reputeJ has a reputation beyond reputeJ has a reputation beyond reputeJ has a reputation beyond reputeJ has a reputation beyond repute
Ruh Hali:
Son Aktivitesi: 03-01-2010 :   20:21 
Toplam Online Süresi: 3 Ay 2 Hafta 20 Saat 31 Dakika 50 Saniye
Submit to Clesto Submit to Digg Submit to Reddit Submit to Furl Submit to Del.icio.us Submit to Jeqq Submit to Spurl
Standart HİLVAN-SİVEREK PRATİĞİ ve ÇIKARILMASI GEREKEN DERSLER


Cemil Bayık
HİLVAN-SİVEREK PRATİĞİ ve ÇIKARILMASI GEREKEN DERSLER
Hilvan ve Siverek’te çeteleşen ve sömürgeciler adına halkı sömürü ve baskı altında tutan feodal ağalık sistemine karşı başlatılan mücadelenin üzerinden otuz yıla yakın bir zaman geçti. Parti tarihimizin bu önemli mücadele dönemi halkımızı büyük kazanımlarla buluşturdu. Halkımız feodalkomprador kurum ve sisteme karşı geliştirilen bu mücadelede yerini alarak, ağalık düzeni ve sistemine karşı olduğunu gösterdi.
Hilvan’da feodal gericiliğe karşı geliştirilen mücadele kuşkusuz halk tarihimizin yeniden yazılmasında önemli bir yere sahiptir. Hilvan ve Siverek’te yürütülen mücadele hangi şartlarda ve nasıl yürütüldü?
Bilindiği gibi Apocu Hareket Türkiye metropollerinde başta üniversiteler olmak üzere aydıngençlik içerisinde şekillenmeye başlamıştı. Araştırma, inceleme ve ideolojik yapılanma bu alanda sağlanmış, ilk kadro ve sempatizanlar burada devşirilmiş, ilk toplantılar burada yapılmış, bazı önemli kararlar burada alınmıştı. Küçük de olsa ilk örgütsel grup burada, ülkemizden ve halkımızdan uzak topraklar üzerinde şekillenmişti. Halktan ve ülkeden uzakta küçük bir grup da olsa, halka ve ülkeye dönme ve mücadeleyi başlatma, önemli bir amaç ve hedef olarak o dönem çalışmaları içinde bulunan kadroların önündeki temel görevdi. Kürdistan’a dönme ve mücadeleyi başlatma kararına da bu kararlılıkla varıldı. Ülkeye dönme kararının alındığı Dikmen Toplantısına katılan ve Kürdistan’a dönecek olan ilk arkadaşlar arasında ben de vardım. İlk olarak Kemal PİR arkadaşla birlikte faaliyet yürütmek, kurtuluş ideolojisini halkımıza taşırmak amacıyla Antep’e gidiyorduk. Burası daha önce tanıdığımız bir yer değildi. İlişkilerimiz yoktu. Önümüzde çok ciddi tehdit ve tehlikeler vardı. Ancak biz bunları biliyorduk ve bu güçlükleri göğüsleme kararlılığı içindeydik.
Her devrimci partinin tedbirli davranma ve yedekli çalışma gibi bazı temel prensipleri vardır. Henüz çok küçük bir grup iken bile ihtiyatlı davranma ve yedekli çalışma bizde diğer sosyalist ve devrimci partilerden çok daha belirgindi. Önderliğimizin tarihten ders çıkarma anlayışı muazzamdı. Kesinlikle tedbirlerini almadan adım atmazdı. Bu dönemde alınan karar Kürdistan’a dönmeye yönelikti ve biz çalışanların çoğu da faaliyet yürütmek üzere dönecektik. Hatta çoğu arkadaşın nereye gideceği, nerede faaliyet yürüteceği de tespit edilmişti. Ama buna rağmen hepimiz bir çırpıda yola çıkıp faaliyet alanlarımıza yönelmedik. Bu da Önderliğin tedbirliliğinden, ihtiyatlılığından kaynaklanan bir durumdu. Uzun erimli bir mücadele yürütülecekse böyle davranmak zorunluydu. Bu temelde ilk olarak ben ve Kemal arkadaş Kürdistan’a, Antep’e gitmiştik. Sonrasında peyderpey diğer arkadaşlar da faaliyet yürütecekleri alanlara yönelmişlerdi.
Biz sömürge bir ülkeye, daha doğrusu sömürge olduğu bile kabul edilmeyen, İsmail Beşikçi’nin dediği gibi sömürge bile olamayan bir ülkeye, kendi ülkemize faaliyet yürütmeye gidiyorduk; partimizin kurtuluş ideolojisini köle bile olamayan halkımıza taşıracaktık. Bunun bizler açısından çok ciddi bir tehlike olduğunun farkındaydık. Devlet Ankara’dan çıkmamızı kesinlikle istemiyor, burada kalıp diğer hareketlerin başına gelenlerden bizim de payımızı almamızı istiyordu. Devlet başta Önderliğimiz olmak üzere grubumuzu Ankara’da tutmak için çok uğraşmış, bu temelde grubu kontrol altında tutmaya da çalışmıştı. Pilot olarak bilinen Necati Kaya adlı ajanın grup içindeki görevi de bu temeldeydi. Grupta bulunan bizlerin Pilot’un bu durumundan yeterince haberdar olduğumuz söylenemez. Ama Önderlik sezgileriyle de olsa Pilot’un durumunun farkındaydı ve onu bir kontrol aracı olarak grubun güvenliği için kullanıyordu. Grubumuz bununla tehlikelerden korunuyor, böylelikle devletin gruba direkt yönelimleri engellenmiş oluyordu. Çünkü devlette hep kontrol altında olduğumuz ve devletin pençesine düşeceğimiz imajı yaratılıyordu. Pilot’un Kürdistan’a döneceğimizden haberi yoktu, olmamıştı. Bundan dolayıdır ki, nispeten güvenlikli bir şekilde Kürdistan’a dönebilmiştik.
Tehlike sadece Ankara’dan çıkmakla sınırlı değildi. Tehlikenin esas büyüğü partinin kurtuluş ideolojisinin halka taşırılması durumunda yaşanacaktı. Az çok bunun çok farkında ve bilincindeydik. Devletin bu faaliyetimize sessiz kalmayacağı kesindi. Kendi adlarına hareket ettikleri gibi bir izlenim verseler de, gerçekte devlet adına hareket eden güçlerin varlığı da tarafımızdan biliniyordu. Örneğin feodalizm ve onun aşiretçilik biçimindeki örgütlü yapısının önümüzde engel olarak duracağını, bizi Kürdistan’a sokmamak için elinden geleni yapacağını tahmin etmenin de ötesinde biliyorduk. Bu güçler Kürdistan Devriminin önünde engeldi ve bir noktada çatışma kaçınılmaz olacaktı. Programsal düzeyde biz de bu güçlere karşıydık ve bunları tasfiye etmeyi düşünüyorduk. Aksi takdirde Kürdistan’da devrimi ilerletmek ve halkımızı kurtuluşa taşımak mümkün olmayacaktı.
Yine Kürdistan’da örgütlü bulunan ilkel milliyetçi güçlerle reformist teslimiyetçi küçük burjuva örgütlerin de engel olarak önümüze dikilmeleri kaçınılmaz görünüyordu. Sosyal-şoven örgütlerin ciddi bir engel olarak önümüze dikilmeleri de işin çabasıydı. Sömürgeci devleti de bunların örgütlü koordinasyonu olarak en tepeye yerleştirirsek, hangi güçler arasında kendimize yer açmamız gerektiği, dolayısıyla nasıl bir tehlike ortamında mücadele edeceğimiz ve tehlikenin düzeyi kendiliğinden anlaşılır. Deyim yerindeyse herkesin bir Kürdistan’ı vardı. Biz de halkımızın Kürdistan’ını, kendi Kürdistan’ımızı istiyorduk. Bu da herkesin tekerine çomak sokmamız anlamına geliyordu. Dolayısıyla rahat çalışmamıza, halkımızı örgütlememize izin vermeyeceklerini tahmin etmek bizim için zor değildi. Öncelikli görevimiz ideolojik bir mücadele yürüterek bunları etkisiz duruma getirmekti. Daha sonra bazılarıyla silahlı çatışmalara girsek bile, başlangıçta görüntü düzeyinde bile olsa sol adına hareket eden güçlere karşı silah kullanma gibi bir düşüncemiz kesinlikle yoktu.
Ülkeye bu düşünsel yaklaşım, hazırlık ve öngörü temelinde yöneldiğimizi söyleyebilirim. Yapılması gereken, her şeyden önce ideolojik planda Kürdistan'da var olan gerici inkârcı ideolojileri geriletip yenmekti. İdeolojik mücadele esasen bu dönemde gelişti. Bu mücadele içinde PKK'nin ideolojisi, tüm diğer ideolojileri geriletip etkisiz kılarak üstünlük sağladı. Bu ideolojik mücadele PKK’nin Kürdistan'da hangi sonuçlara yol açabileceğini de ortaya çıkardı. Kürdistan'da egemen ve etkin olan devletin resmi ideolojisiydi. Bununla birlikte feodal, mezhepçi vb. birçok gerici anlayış ve ideoloji söz konusuydu. Bunlarla hesaplaşmadan, ideolojik planda bunların işini bitirmeden Kürdistan’da hiçbir gelişme söz konusu olamazdı.
Ülkeye girişle birlikte ilk etapta bazı Türk sol grupların sosyal-şoven anlayışlarıyla karşılaştık. Bizim faaliyet yürüttüğümüz ilk alanlar, Kürdistan’da Türk solunun egemen olduğu yerlerdi. Partimiz gittiği her alanda önemli bir gelişme ortaya çıkarıyordu ve bu temelde bu güçler geriletildi. Bu durumda yaşam zeminlerini kaybeden bu güçler, varlıklarını korumak ve ayaklarının altındaki zeminin kayışını durdurmak amacıyla da olsa, partimizin üzerine şiddetle geldiler. 1977'nın başlarında Aydın Gül arkadaş Dersim’de sosyal-şoven bir örgüt tarafından katledildi. Oysa biz hiçbir zaman bu güçlerle silahlı mücadeleye girmek istemiyorduk. İdeolojik planda mücadeleye evet diyorduk, ama silahlı çatışmaya karşıydık. Bu anlamda kendilerini bitirmek gibi bir niyetimiz yoktu. Fakat tüm bu iyi niyetlerimize rağmen, bunlar üzerimize silahla geldiler.
18 Mayıs’ta da Haki KARER arkadaş ajan provokatör bir örgüt olan ‘Sterka Sor’ tarafından, içimize sızdırılmış birkaç ajan unsurun da desteğiyle Antep’te katledildi. Görüntüsü ne olursa olsun, düşman saldırılarıyla erkenden karşılaşmıştık. Yukarıda da belirttiğim gibi bu güçlerin bizi çalıştırmayacakları anlaşılıyordu. Ellerinden gelse bizi Kürdistan’a bile sokmayacaklardı. Bu da istemesek bile, yine kimi yönleriyle kendimizi koruma temelinde de olsa, bizi şiddet kullanma temelinde ülkemize girmeye mecbur etti. Biz her zaman meşru savunmaya her zaman inanan bir hareket olduk. Önderliğimiz bunun bir doğa yasası olduğuna ikna olduğunu Savunmalarında açıkça ifade ediyor ve şöyle diyor: “Saldırganlık doğada olsa da, esas olan varlıkların doğal oluşum yasalarıdır. Meşru savunma bu anlama geliyor. Bir kişinin bile bu anlamda dünyaya karşı başarılı meşru savunma yapabileceğinden kuşku duymam. Burada geçerli olan, karşı güçlerin fiziki ağırlığı değil, gelişimin özündeki yasadır.”
Bu çok ilginç bir durumdur. Dünyanın hiçbir yerinde bir güç kendi ülkesine girişte bu kadar büyük bir tehdit ve tehlikeyle karşılaşmamış, şiddet kullanarak kendi ülkesine girmemiştir. Bu durum ülkemize ve halkımıza reva görülen bir yaklaşımdı. Dedik ya, Kürdistan’ın ve Kürt halkının sahipleri çoktu. Bu sahipler kendilerine rakip ya da ortak kabul etmiyorlardı. Böyle olunca, biz de hiç kimsenin yapmadığını yaparak, zora başvurarak kendi ülkemize giriş yapmak durumunda kalacaktık.
1978'lere doğru Kürdistan’ın önemli bir kesimine öncü birimler halinde dağılmış, gittiğimiz her yerde toplantılar düzenleyerek parti ideolojisini halka taşırmaya çalışmıştık. Böylece sınırlı da olsa ülkede öğrenci gençlik kesiminden, kısmen de emekçi kesimden belli bir kadro potansiyeli açığa çıkarılmıştı. Bu toplantıların geliştirildiği döneme kadar hareket belli bir kitlesellik yaratmış, sınıf temelini kazanmaya doğru hızlı bir gelişme ortaya çıkarmıştı. Gerçekleştirilen eylemler, suikastlar ve sabotajlarla faşistlere büyük darbeler vurulmuş, bunlar Kürdistan’ın bazı şehirlerinden sökülüp atılmışlardı. Antep ve Urfa’ya girdiğimizde, devrimciler ve demokratlar faşistlerin örgütlülükleri ve etkinliklerinden dolayı adım atamazlarken, buralar faşistlerden temizlenmiş ve devrimcilerin önemli merkezleri haline getirilmişlerdi. Bu gelişme giderek ülkenin diğer sahalarına da taşırılmıştı. Partimizin yaşadığı bu gelişmeye paralel olarak, düşmanın da hareketimize karşı saldırıları gelişti. Eskiden sosyal-şoven güçlerle karşı karşıya gelip çatışma halindeyken, bu gelişmelerle birlikte bize karşı saldırı cephesi giderek genişledi. sosyal-şoven oluşumların, ajan örgütlerin ve faşistlerin yanı sıra ilkel milliyetçi ve reformist Kürt örgütlerinin ve feodallerin saldırıları da gündeme gelmeye başladı. Partimiz büyüyüp etki alanlarını genişlettiği oranda, saldırıların çerçevesi de genişledi; saldırı kervanına katılanlar daha da çoğaldı.
Hatırlıyorum, Diyarbakır’daydık. Haki arkadaşın şahadetinin yıldönümüydü ve bizler şehitlerimizi anma amacıyla Eğitim Fakültesi’nde Haki ile Aydın GÜL arkadaşların posterlerini asmak istiyorduk. Reformist Kürt milliyetçileri de bu afişleri aşmamızı engellemeye çalışıyorlardı. Bunun üzerine bir çatışma başlamıştı. Aslında burada yapılmak istenen, daha önce de dillendirdikleri gibi, Kürdistan’a girmemizi engellemekti. Reformist küçük burjuva milliyetçileri bizim için “Ya onlar burada kalacak ya biz” demişlerdi ve bu doğruydu. Onlar kaldığı müddetçe bizim ideolojimizi halka taşımamız mümkün olmayacaktı. Haki Karer ile Aydın GÜL arkadaşların afişlerinin asılmasının engellenmek istenmesinin ve bizim de asma isteğimizin böylesi bir arka planı vardı. Çatışma bu temelde ve çerçevede gelişmişti. Diyarbakır’ı onlara dar etmiştik ve neredeyse onları tamamen saf dışı etmek üzereydik ki, Hilvan'dan acı haber geldi: Halil Çavgun arkadaş katledilmişti.
Halil arkadaşın Süleymanlar denilen çeteleşmiş bir aşiret eliyle katledilmesi, yepyeni bir olayla karşı karşıya olduğumuzu çok net ortaya koyuyordu. Diyarbakır’da o kadar sıkıştırdığımız DDKD'yi bir yana bırakarak, Hilvan’da olup bitenleri öğrenmek ve gelişmeleri yerinde görmek üzere Kemal arkadaşla birlikte Hilvan'a gittik. Başından beri devrimci gelişmenin önüne dikilen Süleymanlar’a karşı artık mücadeleyi başlatmak gerekiyordu. Bu önemliydi, böyle bir mücadele öne alınacaktı. Hilvan’da durum oldukça kötüydü. Süleymanlar ile MHP örgütlenmesi iç içeydi. Süleymanlar Urfa yöresindeki MHP teşkilatının ellerinde olduğu bir aşiretti. Ayrıca çete tarzı bir örgütlülükleri vardı ve daha da önemlisi devlete dayanıyorlardı. Bu özellikleriyle bölge üzerinde tam bir egemenlik inşa etmişlerdi. Devleti aratmayacak bir otorite ve baskının sahibiydiler. Güçlü ve örgütlüydüler ve bu özellikleriyle de topluma korku salmışlardı. Tam bir savaş ağalığı tarzında örgütlenmişlerdi. Otoritelerine karşı gelinmesini asla kabul etmiyorlardı. Zaten kimse de otoritelerine karşı çıkmaz, istese de buna cesaret edemezdi. Devletten daha fazla halk bu kesimlerle yüz yüze geliyordu.
Aşiretçilik Kürdistan’daki temel örgütlenme modeliydi. Ağalık gibi tüm gerici kurum ve örgütlenmeler bu toplumsal sistemden besleniyordu. Aşiretçilik, derebeylik düzeni ya da ağalık sistemi aslında çağın dışında kalan bir sistemdi. Ama Kürdistan’da çağın gerisinde kalmasını bir yana bırakın, hâkimiyeti oldukça etkindi. Bu ilişkilerin dışında bir iş yapmak neredeyse mümkün değildi. Tüm kanallar bu çağdışı sistem tarafından denetim altında tutuluyor ve bu sistem son derece sağlam bir görüntü de sergiliyordu. Toplumu daraltan, adeta nefessiz bırakan bu yapının halka karşı kullanılmasının sonucudur ki, yüzyılın başlarında gelişen kimi isyanlar da yine bu engele takılarak başarısız kalmıştı. Bu çağdışı araçlarla ulusal demokratik bir gelişmeyi yakalamak son derece güçtü, dahası mümkün değildi. Bunu bilen düşman Kürdistan’da hemen her kurumun tasfiye edilmesine onay vermiş veya diğer tüm kurumların ya da halkın kültürel yapısını tasfiye etmek için yoğun bir çaba geliştirmiş olmasına rağmen, bu çağdışı kurumun ayakta tutulması için elinden geleni ardına koymamıştı. Bu sistem zorla ayakta tutulmuştu.
Sömürgeci devlet yetkililerinin konuşmalarına bakıldığında, antifeodal, antiaşiretçi, antiağalıkçı görünmelerine, bu kurumları hep kötüleyip karalamalarına rağmen, sıra Kürdistan’a gelince, tam tersine bu kurumların ayakta tutulması için yoğun çaba harcamışlardı. Devlet bu kurum ve sistemleri adeta kendi yönetim temsilcilerini atar gibi görevlendirmiş; Kürdistan’daki egemenliğini kendi devlet sistemi ya da kurumlaşmaları aracılığıyla yürütmekten ziyade, bu geri kurumlar aracılığıyla sürdürmüştü. Kürt halkını yine kendi içlerinden çıkan bu gerici kurumlar aracılığıyla denetlemeye ve yönetmeye çalışmıştı. İşine geldiği oranda ayakta tutmuş, işine gelmediği oranda da tasfiye etmişti. Aşiretlere dayanarak gelişen isyanlar bastırıldıktan sonra aşiret toptan cezalandırılmış, bunun dışında aşiret ve ağalık ilişkileriyle birlikte ayakta tutulmuştu. Halen de Kürdistan’daki ilişkiler aşirettir denilerek aşağılanır, ama yine de bu geri kurum ayakta tutulur. Sistemin kendisini bununla ayakta tutmaya ve sürdürmeye çalıştığını, geçmişte de kendisini bu temelde sürdürdüğünü gayet iyi biliyoruz. Bunun dışındaki tüm söylemlerin ikiyüzlü bir politikanın sürdürülmesinden başka bir anlamının olmadığı açıktır. Türk devlet sistemi bu geri kurum aracılığıyla Kürt halkını kontrol ve denetim altında tutmaya çalışmıştır. Son yüzyıllık politikalarının bu temelde olduğunu ve başarıyla yürütüldüğünü söylemek de mümkündür.
Aşiretçilik Kürdistan’daki en yaygın ve en eski örgütlenme modelidir. Kürdistan’dan da öte, Ortadoğu’da yaygın bir modeldir. Bu yapılanmanın aşılmasının önündeki engellerin en önemlilerinden biri de buradan kaynaklıdır. Coğrafi yapının durumu da hem bu kurumlaşmanın gelişmesinde, hem de korunmasında rol oynamıştır. Her şeye rağmen çağın gerisinde kalan ve aşılması gereken bir kurum olarak, o dönem olduğu gibi bugün de halen önümüzde engel olarak durmaktadır. Bu ilişkilerin en yaygın ve örgütlü olduğu alanların başında da Urfa ve çevresi gelir. Bu anlamda Hilvan’da Süleymanlar yerel bir devlet gibi görülmüş, böyle davranılmıştır. MHP ile de ilişki içinde olunca, kendilerini tam anlamıyla devlet yerine koymalarını anlamanın zor olmaması gerekir. Artık adam da vururlar, istediklerinde de dağa kaldırırlar. Kimse bir şey söyleyemez, kimse bir hesap soramaz. Yasa, hukuk zaten yoktur veya hukuk onların diliyle, onlara hizmet edecek temelde yazılmıştır. Yargı işlemez, yol kapalıysa ve bireylerin de karşı koyacak gücü yoksa, o zaman devlet adına ötecek olan boru ağanın borusu olacaktır. Ya da ağa devletten aldığı güçle kendi borusunu öttürecektir. Artık köylüye istediğini yaptıracak ve kimse de buna karışamayacak, niye yapıyorsun diyemeyecektir.
devam edecek...

"Edebi bir eserde siyaset, bir konserin ortasında patlayan tabanca
gibi kaba ama göz ardı edemeyeceğimiz birseydir. Şimdi çok cirkin
seylerden söz edecegiz..."


Stendhal, Parma Manastırı




© 2007-2010 JiyanBoard

Freedom for Ocalan, Peace in Kurdistan
J isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks
Etiketler
Çikarilmasi, dersler, gereken, hİlvansİverek, pratİĞİ



Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cvpl Son Mesaj
Eğitim konusunda dikkat edilmesi gereken bazi ilkeler musto JÎN (Kadin) 0 09-30-2008 21:22
Çocuk Eğitiminde Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar Free Kurd Saglik Bolumu 0 09-30-2008 02:19


WEZ Format +2. Şuan Saat: 02:02.

Bu sitede yayinlanan program ve içerikler tamamen tanıtım amaçlı olup yayıncı yada hak sahibi isteği doğrultusunda paylasimdan kaldırılır.Lütfen info@jiyan-board.com mail adresinden bizimle irtibata geçiniz.Dosyalar alıntı olup sunucumuzda barındırılmaz.Lütfen Kullanıcı sözleşmesini tekrar gözden geçiriniz.Sitemiz dışındaki linklerden sitemiz sorumlu değildir.
Site Öz Geçmişimiz : jiyanboard.com jiyanboard.net jiyanboard.org jiyanboard.de jiyanname.de jiyan-board.com jiyan-board.org jiyan-board.net
Design By: JB-Team
Powered by JBulletin® Jiyan-Board Version
Copyright ©2007 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
Kurd Top List Submit website

ROJACIWAN | HPG-ONLINE | CMG-TEAM | EVINDARIM.ORG | CAVEN JIYAN | BIZEKALAN.NET | KURD WEBMASTER | TAK |