|
Jiyan-Board
|
|||||||
| Kayıt ol | Cezalilar | Tüm Albümler | Roj Tv Zindi | Üye Listesi | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
| ÖNDERLiK, Genclik ve Savunma Gücleri Önderligimiz, genclik ve Savunma gücleri ile ilgili Hersey...BURADA YAYINLANACAK HER KONU VE MESAJ YÖNETICI KONTROLÜNDEN GECECEKITR.... |
|
||
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) | ||||||||
|
Vip Uye
![]() Üyelik tarihi: Sep 2008
Üye No: 291
Mesajlar: 1,554
Konular: 289
Referanslari: 1
Arkadaslari: (25)
Yaş: 20
Cinsiyet:
Kullandigi Tesekkür: 6 Aldigi Tesekkürler: 45
REP Gücü Puanı: 722
Aldigi REP Puani: 9768 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Ruh Hali:
Son Aktivitesi: 01-01-2010 :
17:12
Toplam Online Süresi: 5 Gün 13 Saat 34 Dakika 31 Saniye
|
Bilgin Özgür IIRKÇI YAYILMACILIK MEŞRU SAVUNMA MIDIR? -IV- Meşru Savunma Ve Uluslar arası Hukuka Göre Kültürel Haklar5-9 Haziran 1990 tarihinde AGİK’e taraf devletlerce kabul edilen Kopenhag Belgesi de farklı halkların etnik, kültürel, dilsel ve kültürel kimliklerini özgürce açıklama, onu koruma ve geliştirme hakkına sahip oldukları imzalayan taraflarca kabul edilmiştir. 1 Aralık 1992 tarihinde BM Genel Kurulunda kabul edilen ‘Ulusal ya da Etnik, Dinsel Ve Dilsel Azınlıklara Mensup Kişilerin Hakları Konusunda BM Örgütünün Bildirisi,’ her ulusal ve dinsel topluluğun, kültürel, dilsel, dinsel, sosyal ve ekonomik haklarını korumak ve geliştirmek için özgürce örgütlenme hakları verilmiştir. 20 Kasım 1989 tarihli BM Çocuk Hakları Sözleşmesince farklı ulusal topluluklara ait, çocukların kendi anadilinde eğitim görme, kendi ulusal değerleri ve dinsel değerlerine göre yetiştirilmesinden yoksun bırakılamaz şeklindeki değerlendirmeler, 17. 29. ve 30. maddelere konmuştur. Söz konusu maddelerde şunları vardır; 17. madde: Taraf devletler çeşitli kültürel, ulusal ve uluslar arası kaynaklardan gelen bilgi ve belgelerin üretimi, değişimi ve yayma aracılığıyla uluslar arası işbirliğini teşvik ederler. Bu kitle iletişim araçlarını azınlık grubu veya bir yerli ahaliye mensup çocukların dil gereksinimlerine özel önem göstermeleri konusunda teşvik ederler. 29. madde: Çocuğun ana-babasına, kültürel kimliğine, dil ve değerlerine, çocuğun yaşadığı ve geldiği menşee ülkenin ulusal değerlerine ve kendisininkinden farklı uygarlıklara saygısının geliştirilmesi, tüm insanlar arasında dostluk ruhuyla özgür toplumda yaşantıyı, sorumlulukla üslenecek şekilde hazırlanması hükümleri çerçevesinde, gerçek ve tüzel kişilere öğretim kurumlarını kurmak ve yönetmek özgürlüğü hakkı tanınmıştır. 30. madde: Soya, dine ya da dile dayalı azınlıkların ya da yerli halkların var olduğu devletlerde böyle bir azınlığa mensup olan ya da yerli halktan olan çocuk ait olduğu azınlık topluluğunun diğer üyeleri ile birlikte kendi kültüründen yararlanma, kendi dinine inanma ve uygulama ve kendi dilini kullanma hakkından yoksun bırakılamaz şartı getirilmiştir. BM’nin Eğitim Bilim ve Kültür kurumu olan UNESCO birçok sözleşmenin bildirgelerini yürürlüğe koymuştur. Eğitimde ayrımcılığa karşı UNESCO sözleşmesi 1960 yılında hazırlanıp 1962 yılında yürürlüğe girmiştir. 1966 yılında kabul edilen Ulusal, Kültürel Kimlik Haklarına İlişkin Bildiri, 1982 yılında yapılan Meksiko Kültürel Politikalar Dünya Konferansı, Mayıs 1996 da kabul edilen Kültür Ve Kalkınma Dünya Komisyonu Sözleşmesi, İnsanlığın Barış Ve Güvenliğine Karşı İşlenen Suçlar Hakkında KOD gibi sözleşmeler UNESCO sözleşmeleridir. Bu sözleşmelerin çoğunda farklı ulusal toplulukların kimliği, ana dilde eğitim ve kültür haklarını konu alan bağlayıcı maddeler mevcuttur. Tüm devletleri bağlayan sözleşmelerdir. Bu sözleşmelere göre kimlik, dil, din ve kültür haklarını çiğneyen veyahut engelleyen ülkeler terörist devlet kategorisine girmektedir. Bunlara karşı yaptırıma gidilmesi meşru görülmekte, farklı grupların kültürel, kimliksel, dinsel, dilsel ayrımcılığa uğramaları halinde, bunlara meşru direnme hakkı verilmiştir. Diğer kültür anlaşmalarında da meşru direnme hakkı mevcuttur. Uluslar arası Hukuk ve Türk Devleti Meşru Savunmanın soy kütüğü, uluslar arası hukuka girişi ve meşru savunma hakkını tanıyan uluslar arası sözleşmeler özü itibarıyla böyle iken asıl önemli olan Türkiye’nin buna ne kadar uyduğudur. Türkiye de uluslar arası hukuk çerçevesinde oluşmuş bir devlettir. Ve BM örgütü, AK ve AGİT üyesi bir ülkedir. Üyesi olduğu uluslar arası kurumlara ve onun hukukuna karşı yükümlülükleri varken uluslar arası hukukça tanınan temel insan hakları ve özgürlükleri halen tanımamıştır. Tanımaması bir yana engelleyici durumdadır. Tanıdığı sözleşmelerin maddelerinden temel olanlarına çekince koymuştur. Çekince koymadığı sözleşmelerin maddelerini de ırkçı yayılmacılık ya da kültür kırımıyla, asimile amaçlı kullanmaktadır. Uluslar arası hukuk, ulusal hukuku içerdiği halde, uluslar arası hukuka göre bir hukuk sistemini oluşturmamaktadır. Hukuk devletinden ziyade devlet hukukunu esas almaktadır. Bunun altında yatan temel neden ise Kürdün inkâr edilmesi, inkara isyan edilirse imha edilmesidir. Uluslar arası hukuka göre Kürt halkının kimlik, dil, kültür, siyasal, ekonomik ve sosyal haklarının engellenmesi ya da çiğnenmesi suç kapsamındadır. Kültür kırımında ve Kürtleri asimile etmede Türk Devleti, devlet terörü dahil her türlü şiddet yöntemine başvurabilmektedir. Ulusların Kendi Kaderini Özgürce Belirleme Hakkı bile uluslar arası hukukta varken, Kürt Özgürlük Hareketi bunu sınırlara dokunmadan, üniter devlet içinde Demokratik Türkiye, Özgür Kürdistan projesiyle formüle ederken, devlet ise askeri yolu tercih ediyor. Çağımızın ne demokrasi, ne insan hakları nede hukuk ilkelerine göre hareket edebiliyor. Daha Çocuk Hakları Sözleşmesinin 17. 29. ve 30. maddelerini imzalamamış bir ülkenin uluslar arası hukuktan dem vurması bir çelişkidir. Böyle bir konumda olan bir ülke nasıl oluyor da 51. maddeden söz edebiliyor. Böyle bir hakikat ortadayken BM’nin Kültür, Bilim ve Eğitim kurumu olan UNESCO örgütü de kendi sözleşmelerine ters düşecek bir şekilde hareket ederek Türk devletiyle birlikte, Kürt dilinin kırımdan geçirilmesinde rol oynayabilmektedir. Kültürleri, dilleri yaşatmaktan sorumlu olan bir kurum nasıl olurda kültür kırımcısı ve dil kırımcısı olabiliyor? “Haydi Kızlar Okula”, “Baba Beni Okula Gönder” projeleriyle Kürt kızlarının Türkleştirilmesi hedeflenirken, bu projenin mali kaynağına UNESCO da destek vermektedir. Milli Eğitim Bakanlığının ‘Türkçe Konuş projesi,’ ‘Güneydoğuda ya Türkçe konuşulacak ya Türkçe konuşulacak projeleri’ yine son günlerde Büyük Birlik Partisi’nin Antalya Kongresinde ‘Baştan Sona Eğitim Türkçe Olacak’ şeklinde atılan slogan da, ırkçı-şoven ideolojinin hakim kılınarak Kürt kimliğinin yok edilmesi çerçevesindedir. Kürt kültürünü yok etmeye yönelik alınan bu önlemler Türkiye’nin geleceğini de felakete sürükler. Böylesi projeler, Türkiye’nin uluslar arası hukuka göre suçlu bir konumda olduğunu gösteriyor. Irkçılık suçlamasıyla karşı karşıya gelmesine yol açıyor. Bunlarla birlikte Uluslar Arası Adalet Divanına girmeyen, Her Türlü Irk Ayrımının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslar Arası Sözleşmesinin 22. maddesini kabul etmeyen, Moskova Belgesine çekince koyan, Kopenhag Belgesinin yükümlülüklerini uygulamayan bir ülkedir Türkiye. İşine geldiğinde BM’nin 51. maddesini dayanak gösterip ‘meşru savunmada bulunabilirim’ diyerek saldırgan bir yayılmacılığa girebilen, ama 84 yıldır uluslar arası hukuku tanımadan kültür kırımı ve asimile politikasında diretebiliyor. 84 yıldır uluslar arası hukuk temelinde kurulan Türkiye’nin, uluslar arası hukukun gereklerini yerine getirmemesi, hem Türkiye, hem bölge hem de dünyanın güvenlik ve istikrarını bozmaktadır. Çağdaş dünya düzeninde düzensizliğe yol açmaktadır. Meşru hakların kabulü askeri ve siyasi güce göre belirlenmesi, uluslar arası ve demokratik hukuka göre belirlenmemesi, Türkiye’nin güvenliği ve istikrarı açısından bir handikaptır. Oysa geçerli olan askeri ve siyasi güç değil, uluslar arası hukuktur. Uluslar arası hukukça tanımlanan meşru savunmadır. Zira çağımızda uluslar arası hukuk, siyaset ve askerlikten önce gelmektedir. Kuşkusuz uluslar arası hukuk statikte değildir, dinamiktir. Söz konusu dinamik hukuk anlayışıyla her olay ve olgunun çözümü pozitif hukukla çözümlenmektedir. Sadece 19.yy. cumhuriyetçiliğiyle yetinmek, demokratik cumhuriyeti hedeflememek, Türkiye’yi çağdaş dünyadan, demokrasiden ve uluslar arası hukuktan uzaklaştırmaktadır. Neden bunlar konuşulmuyor, yazılmıyor? Neden özgürlükleri yok etme özgürlüğünde diretiliyor? Neden faşist 12 Eylül darbesinin eseri olan anayasada diretiliyor da, uluslar arası hukukta diretilmiyor? Neden meşru savunmanın özünden bahsedilmiyor da, neden meşru savunma saldırgan bir yayılmacılık olarak topluma empoze ettirilmeye çalışılıyor? Bu konuda Churcil’in 1928 yılında yaptığı bir değerlendirme günümüzün Türkiye’si açısından da hem güncel hem de öğreticidir. Özellikle meşru savunma, şiddet ve silahsızlanma bağlamında yürütülen bir tartışmada Winston Churcil bir değerlendirmede bulunur. Ve bu bağlamda bir ülkenin kendi şiddet kullanımını evrensel kabul etmesini korkunç sonuçlarını anlatan bir hikaye aktarır. Bu hikayeye göre, “bir gün hayvanat bahçesinde tüm hayvanlar silahsızlanmaya ve şiddetten vazgeçmeye karar verir. Gergedan diş kullanımının barbarca olduğunu ve yasaklanması gerektiğini, boynuz kullanımının aslen savunma amaçlı olduğunu ve serbest bırakılması gerektiğini belirtir. Geyik ve kirpi onaylar. Ancak kaplan boynuz kullanımına karşı çıkar ve dişlerin hatta pençelerin bile onurlu ve barışçıl olduğun savunur. Nihayet ayı söz alır dişleri, pençeleri boynuzları ret eder. Ayıya göre hayvanlar arasındaki anlaşmazlıkları çözmek için en iyisi güzelce kucaklaşmaktır.” Churcil bu hikayeyi anlatır ve her hayvanın kendi şiddet kullanımının barış ve adalet getirdiğini düşünmesini doğru bulmaz. Gerek Churcil’in değerlendirmesinden gerekse söz konusu hikayeden çıkarılan sonuca göre, ahlakın meşru şiddete, otoriteye ve hakimiyete sağlam bir temel sağlaması için farklı perspektif ve yargıları dıştalaması kaçınılmazdır. Farklı görüşlerin geçerliliği kabul edilirse bu yapı çöker. Çünkü meşru şiddetin tek geçerli temeli doğal hukuk ve uluslar arası hukuktur. Yoksa Türk Genel Kurmay Başkanlığının son darbede belirttiği şekliyle ‘Ne Mutlu Türküm Diyene’ düşüncesini kabul etmeyenlerin düşman kategorisine konulması ve şiddet uygulamalarına tabii tutulmasının uluslar arası hukukta yeri var mıdır? Bu bir ırkçılık değil midir? Buna karşı çıkmak gerçek bir meşru savunmadır. Bunun için diyoruz ki ya gerçek meşru savunma ya da hiç! |
||||||||
|
Ciglik Oluruz Isyanlara
Türkü Oluruz Sevdalara Reber Oluruz Cikmazlara Umut Oluruz Özgürlüge !!! Düsmana inat Ayaktayiz Ihanetlere inat Sevdaliyiz yasaklara inat Daglardayiz inadina inat KÜRDÜZ Variz Ve Burdayiz !!! |
|||||||||
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| irkçı, meşru, mıdıriv, savunma, yayılmacılık |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cvpl | Son Mesaj |
| Irkçı yayılmacılık,meşru savunma mıdır?-III | H£WiDAR | ÖNDERLiK, Genclik ve Savunma Gücleri | 0 | 10-01-2008 17:54 |
| Irkçı yayılmacılık,meşru savunma mıdır?-II | H£WiDAR | ÖNDERLiK, Genclik ve Savunma Gücleri | 0 | 10-01-2008 17:53 |
| Irkçı yayılmacılık,meşru savunma mıdır?-I | H£WiDAR | ÖNDERLiK, Genclik ve Savunma Gücleri | 0 | 10-01-2008 17:52 |
| Aktif savunma üst bir düzeye geçmenin ilanidir | H£WiDAR | ÖNDERLiK, Genclik ve Savunma Gücleri | 0 | 10-01-2008 17:39 |
| Aktif savunma apocu militanlığı zafere götürecektir -1- | H£WiDAR | ÖNDERLiK, Genclik ve Savunma Gücleri | 0 | 10-01-2008 17:28 |
![]() |
Design By: JB-Team
Powered by JBulletin® Jiyan-Board Version
Copyright ©2007 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
|
![]() |