|
Jiyan-Board
|
|||||||
| Kayıt ol | Cezalilar | Tüm Albümler | Roj Tv Zindi | Üye Listesi | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
| ÖNDERLiK, Genclik ve Savunma Gücleri Önderligimiz, genclik ve Savunma gücleri ile ilgili Hersey...BURADA YAYINLANACAK HER KONU VE MESAJ YÖNETICI KONTROLÜNDEN GECECEKITR.... |
|
||
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) | ||||||||
|
Vip Uye
![]() Üyelik tarihi: Sep 2008
Üye No: 291
Mesajlar: 1,554
Konular: 289
Referanslari: 1
Arkadaslari: (25)
Yaş: 20
Cinsiyet:
Kullandigi Tesekkür: 6 Aldigi Tesekkürler: 45
REP Gücü Puanı: 722
Aldigi REP Puani: 9768 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Ruh Hali:
Son Aktivitesi: 01-01-2010 :
17:12
Toplam Online Süresi: 5 Gün 13 Saat 34 Dakika 31 Saniye
|
Abbas Arkadaş GERİLLA MÜCADELEMİZİN İLK ADIMLARI-III O dönemdeki yaşamın hepsi anıdır. Bize göre değişik bir ortam olduğu için her şey çok ilgi çekici olmuştur. Hem eğitici böyle hem de, dikkatimizi toplamamızı sağlayan özellikler taşımıştır. Bir bölümü unutulsa bile, bizim o süreçten ve o ortamdan çıkardığımız önemli dersler var örneğin biz partileşme yolunda olan insanlardık. PKK’liler parti kadrolarıydı, Filistin hareketi içine gelen herkesi alan bir savaşçılar topluluğu durumundaydılar. Disiplinleri azdı, değerlere yaklaşımları farklıydı. Tabi bizim durumumuz mücadele etmiş, değerleri zorluklar içerisinde üretmiş Filistin direnişçileri, komutanları tarafından saygıyla değerle anıyorlardı. Onlar çok dağıtıcı ve tüketiciydiler biz o zaman biz o zaman çok toparlayıcı ve koruyucuyduk tabi. Ebu HAMİD diye bir Naif HAVEDMEDİN savaş arkadaşlığını yapmış bir kişi vardı. Bizim kampın lojistik sorumlusuydu, ama doğrudan görüşebiliyordu da. Filistin demokratik kurtuluş cephesi lideriyle, çünkü savaşta birlikte kalmışlardı. Bir İsrail bombardımanında, Napalm’la yaralanmıştı. Sürekli elleri kanıyor, vücudu, elleri şişti. Fazla iş yapamıyordu. Elbiselerini bile yıkayamıyordu mesela, Dersimde şehit düşen Metin arkadaş onun elbiselerini birçok kez yıkadı. Böyle bir istekle yıkıyordu hem de. Sanki büyük bir eylem yapıyor gibi, oysa vücudu şişkin hep kanayan, kan-ter içinde kirlenen elbiselerdi ama büyük bir savaşçıya hizmet etmenin gururunu hep biliyordu. O kişi yıkayamıyordu, kimse yıkamıyordu. Mesela başkaları yardımcı olmuyordu. Sıcak suya atıyordu elbiseleri kaynıyordu, bir çöple çıkarıp ağaca asıyordu. Başka elbise giyiyordu o orada kurudu mu, sonra sırtındaki elbiseyi çıkarıp yine onu giyiyordu. Yıkama düzeyi o kadardı. Metin arkadaş tabi o yönde bir yaklaşımda bulundu bu da önemlidir. Bir gün sabah kalktı ki bizim deponun anahtarı kırılmış, bütün konserveler dökülmüş her tarafa Ebu HAMİD’di çok öfkeliydi, kızıyordu. Rıfak Filistinli kelp, kelp diyordu yani Filistinli arkadaşlar köpektir. Onlar köpek demekten çok alınmıyorlardı. Bizdeki kadar hassas değildir. Bize bakarak onu söylüyordu. Yani biz topladık bütün dağılan malzemeleri tekrar yerleştirdik. Çok saygılı, değer verici bir davranışı çok eski bir savaşçı olmasına rağmen arkadaşlarımıza vardı. Biz böyle olsaydık diyordu, durumlar çok değişik olurdu. Zaman zaman tartışmalarımızda bunları dile getiriyordu. Kendimize ait şeylerimizde oldu, mesela diğer arkadaş Müslüm arkadaştı, Antep’li en gencimizdi. Filistinliler eğitimlerde, kamplarda hep konserve yiyorlar, öyle oradan buradan yardım olarak verilmiş konservelerdi. Bir iki ay geçmişti Antep’te her zaman bulgur pilavı yemiş Müslüm arkadaş, çok zorlanmış bulgur pilavını bir iki ay yiyemeyince bir akşam konserve yine gelince dedi; bu Araplar ne kadar kültürsüz bir bulgur pilavları bile yok. Çok güldük biz ona o zaman. Müslüm arkadaş Botan’da şehit düştü. İlk eğitim ifade ettiğim gibi, 79 Eylül’ünden, 80 Nisan’ına kadar sürdü. İlk giden grubun eğitim devresiydi. O grup Mayıs ve Haziran’da ülkeye dönüş yaptı. Kemal Pir, Delil Doğan, Eğit, Reşo (Mehmet Sevgat) arkadaşlar dönüş yaptılar. Üç bölge halinde dönüldü. Bir işte batı Kürdistan; Adıyaman, Nurhak merkezli bir kuzey Kürdistan; Dersim merkezli. Mehmet Sevgat arkadaş, Adıyaman tarafına gitmişti. Delil Doğan arkadaş Dersim cephesine gitmişti. Bir de güney bölgesi ya da orta Kürdistan diyebiliriz, Siirt, Mardin, Botan alanına doğru Kemal Pir ve Eğit arkadaşlarda o alana gitmişlerdi. Daha sonra 1.ci konferansın ülkeye dönüş kararı çerçevesinde, konferans ardından daha önce izah ettiğim geniş bir askeri eğitim devresini konferans alanında yaptık. Sıkı bir eğitimdi. Bütünlüklü bir eğitimdi bir de değişik kamplarda ve değişik örgütler içerisinde eğitim görmüş arkadaşların toplamından da oluşuyordu. Programını onların hepsinden oluşturarak daha kapsamlı da yaptık. Her bakımdan askeri gerilla yaşamımızın temellerini atmak üzere de, daha yoğun disiplinli bir tutumu geliştirmeye çalıştık. Gece-gündüz çalışmalarını oldukça sıkı yaptık ve üç süren bir eğitim devresi oldu. Fakat eğitim devresinden sonra yapılan tatbikata gelince Önder APO yeniden durum değerlendirmesi yaptı. Sürece baktı, eğitimimize baktı aslında eğitim sürecinin biraz uzatılıp derinleştirilmesinin yararlı olacağı sonucuna vardı. Çünkü önemli bir gelişme süreci başlatmıştı askeri bakımdan. Bunun ilerletilmesinin yararlı olacağını değerlendirdiği gibi birde salt askeri eğitim düzeyinde kalmamasını teorik eğitiminde ona uygun geliştirilmesinin gereğini değerlendirerek, 81–82 kışında yoğun bir ideolojik, teorik çalışma sürecine girdi. Bütün o dönemin kitapları o süreçte hazırlandı ve hepsi o dönemde kamplardaki eğitim çalışmalarının genel materyali olarak değerlendirildi. Bir yandan partinin teorik düzeyi gelişirken, diğer yandan her kitap hemen eğitim kamplarına dağıtılarak askeri eğitimin teorik eğitimle de tamamlanması sağlandı. Gerçekten de 82 yazına gelindiğinde, hem teorik hem askeri bakımdan önemli bir kadrolaşma, militanlaşma düzeyi ortaya çıkmıştı. Düşünce sistemi açısından, bilinç şeyi bakımından ileriyi görme, zaferi görme ona kararlılık, inanç bakımından kadrolarda büyük bir bilinç düzeyi ve kararlılık oluştuğu gibi askeri düzen, disiplin, bilgi eylem yapmadaki istek ve yeterlilik bakımından da önemli bir düzey vardı. Nitekim konferans sonrasında Avrupa’ya giden Semir, 82 yazında 2.ci kongre için döndüğünde mevcut kadrolara bakınca bunların beyni yıkanmış diyerek var olan değişikliği teslim etmek zorunda kalmıştı. Onun beyni yıkanmış demesi kendi amaçlarından uzaklaşmış olmaları anlamına geliyor. Çünkü konferans öncesi Semir, eğitim yönetimiyken her şey didiştiriliyor, çekiştiriliyordu ve kendisi de onun dedikodusunu yapıyordu. Süreçle bağı olduğu gibi eğitim yönetimiyle de bağının olduğu ortaya çıktı. Avrupa’ya gidip bir dönem kalınca hala ülkede veya Lübnan sahasında çalışmaların önceki gibi olduğunu sanırmış, oysaki hem konferans sonrası askeri eğitim ardından 81–82 boyunca geliştirilen o kapsamlı teorik çalışmalar ve onlara dayalı teorik eğitim güçlü bir kadro duruşunu ortaya çıkardı. Bu durumu İsrail’in Lübnan’ı işgalinden sonra Suriye’de biraz sürdürdük. Değişik alanlara arkadaş grupları yerleştiler. Okuma inceleme çalışmaları yaptık, dergiler kendilerine göre yayın organları çıkarttık. Yani hem okuma-inceleme hem de yazma böyle kendi düşüncelerini ifade etme yönünde bir süreç yaşandı bu da bir etki yaptı. Kadroların düşünsel eğitimleri üzerinde kendilerini ifade etme durumları üzerinde. Bütün bunlar Ağustos’taki ikinci parti kongresinde bir süreçti. Kadroların önemli bir kesimi ikinci kongreye de katıldılar. Kongre tartışmaları ve kararlaşması içinde oldular. Elbette bir karar toplantısıdır kongre, ama bizim için hepimiz için bir eğitim sahası olma özelliği de taşıyor. O dönemde de ikinci kongreden bu biçimde bütün arkadaşların bir yararlanması oldu. Bunlar sonucunda ikinci kongre ardından, kongre kararına dayalı olarak ülkeye dönüş süreci başlatıldı. Tabi belirtilen hususların hepsi acemilikler içerisinde, öğrene öğrene işi geliştirme biçiminde yürüdü. Deyim yerindeyse el yordamıyla yürümek gibi bir gelişme süreci yaşadık. Her şeyin başta yapılışı tecrübesizlik, acemilik nedeniyle zorluklarla oldu. Engellerle karşılaştı. Bu durum kayıplara da yol açtı. Ancak öğrendikçe, tecrübe edindikçe, Kürdistan’da gerillayı örgütleme, gerilla yaşamının ölçülerini yaratma kolaylaştı. Gerillacılık yürütülebilir bir sistem haline geldi. Arap sahasından çıkıp sınırdan geçerek, Botan sahasına girişler ilk gerilla yürüyüşümüzü ifade ediyor. Buna Kürdistan’a dönüş yürüyüşü de diyebiliriz. Hala arkadaşlar o yürüyüşün anılarını anlatıyorlar. Birçok hikâyeye konu oldu. Kitaplar yazıldı üzerinde. Biraz da Arap sahasında kalmanın yarattığı hantallaşma olacak ki, uzun bir yürüyüşe çıkınca ciddi zorlanmalar yaşandı. Dağlık alana ulaşmada zorlanan arkadaşlarımız oldu. Örneğin çok susuz kalmışlardı. Su bulamayınca karpuz tarlalarında, karpuz kırarak susuzluklarını gidermişti bazı gruplar. Öyle ki karpuzu kıracak kadar gücü kalmayan arkadaşından benim ağzıma da karpuz suyu damlat diye yardımda bulunan arkadaşlarımız olmuştu. Bunlar hep birer mizah konusu gerilla pratiğimiz boyunca yapıldı. Bazı arkadaşlar yürüyüşün zorlaması sonucunda ameliyat olmak durumunda da kaldılar. Apandisitten başka şeylerden vücut zorlanmasının etkileri olarak o yürüyüş ardından ameliyat olup tekrar pratik sahaya katılan epeyce arkadaş oldu. Dağlık alanda yaşamış arkadaşlarımızın sayısı azdı. Ülkeye ye dönüş olarak Türkiye-ırak sınırına geçtik. Behdinan-zağros hattı dediğimiz alana geçtik ki, bu Ortadoğu coğrafyasının en dağlık, en güzel gerilla arazilerinin belki de başta gelenidir. Birçok sayıda arkadaşımız şehirlerden gelmekteydi. Ova çocuğuydu, birçoğu kar bile görmemişti. Dağlık arazide yürümemişti. Botan sahasında örgütsel ilişkilerimiz o dönemde yok denecek kadar azdı. Dolayısıyla coğrafyayla uyumlu arkadaşlarda azdılar. Büyük çoğunluk Kürdistan’da da değişik alana geçmişti. Toplumsal yapı olarak farklıydı, coğrafik yapı olarak farklıydı. Hepsi öğrenmeyi, adapte olmayı gerektiren özellikler taşıyordu. Bu bakımdan dağda yaşamayı öğrenmemiz gerekiyordu. Bilenlerin öğretmesi oradaki insanlardan öğrenmesi gerekiyordu. Öyle de yaptık. Dağın sırtımıza binmesini engelleyerek biz dağdan yararlanmayı dağa dayanarak özgürlüğünü koruyan savaşçılar haline gelmeyi başarmaya çalıştık. Fakat yürüyüş zorlukları vardı. İlk etapta yürüyüş şeyinde zorluklar olmuştu. 82 Eylül-Ekim’inde dönüş olunca kış başlarken buradaki üstlenme sahalarında 82–83 kışı çok ağır bir kış oldu, çok kar yağdı. Adeta bütün yollar kapandı, zaten örgütlü olmadığımız içinde zorluklar daha çok artınca bu kamplarda ilişki kuramaz hale geldik. Bu anlamda kar kış zorluğu daha da arttı. Çoğu arkadaşımız karı ilk gördüler. Karda ilk defa yürüdüler, kar yağışını hissettiler, kardan ürkenlerden vardı, kar içine girmekten çekinenler kar yağışının sonucunun ne olacağını merak edenler vardı. Hep bunları o kış boyu birbirimize anlatarak, tartışarak, gözleyerek, tecrübe ederek öğrendik. Bir dağa hâkimiyet, dağla buluşma-bütünleşme düzeyi gelişti. Tabi her konuda belirttiğim gibi acemilik vardı. Örneğin işte Hezil suyunu geçmek bile gruplarımız dönerken bir sorun oldu ve hezil çayında şahin kılavuz arkadaşların grubunu şehit verdik. Yağmurlu ortamda geçiş yapmaya kalktılar, gece karanlığında selin kalktığını göremediler. Su içerisine girmelerine rağmen bunun seldir, insanları yutar götürür özellikte olacağını bilemediler. El ele tutuşup yürüdüler işte buradan geçilmiş herkes geçmiş bizde geçeriz diyerek yürüyüp geçmek istediler ama tabi yağmur yağmıştı. İki üç günlük yağmur arkasından hala yağış varken geçiyorlardı ki, başkalarının geçtiği zamana göre hezil çayı belki de beş kat büyümüştü. Sert ve hızlı akan bir sudur. Dolayısıyla en iyi hazırlanmış, savaşta en çok yararı olabilecek büyük tecrübeye sahip bir grup arkadaşımızı böyle bir acemilik sonucunda kayıp verdik. Su götürdü. Benzer biçimde çığ altında kalmalar oldu. 83–84 özellikle Botan-zağros alanlarında örneğin bir arkadaşımız Kızıltepe’liydi. Köylüler söylüyorlar şöyle git çığ gelecek diye o kendisi yürüyor gidiyor, fakat biraz daha farklı yerden gidiyor. Bir şey olmaz diyerek çığın nasıl geleceğini ne olduğunu da bilmiyor. İlk defa karlı araziye geçmiş. Botan zozanların da Başkale tarafında çığ altında kalıp şehit düştü. Gerilla yaşamının örgütlendirilmesinin her anı zaten bir şeydir. Manga düzenlenmesi, manga yapımı yaşamın örgütlendirilmesi ekmek yapmaktan yemek yapmaya kadar nöbet tutma düzenine kadar tabi her şey bizim için yeni öğrenerek tecrübe kazanmamızı gerektiren bir husustu. Bir de sayılar azdı. Bazen iki kişilik birim oluyordu. Bazen yüz kişilik birim oluyordu. Dört-beş kişilik birimin olması büyük bir şanstı. Böyle olsa nöbette kolaydı, ekmek yapmakta kolaydı, yemek yapmakta kolaydı ama örneğin üç kişilik bir birim günde en az üç saat her birinin nöbet tutması, gerekiyordu. Yine yemek için çalışması lazım. Başka işler için çalışması lazım. Öyle gece boyu yalnız başına nöbet tuttuğumuz zamanlar günde en az üç dört saat nöbet tuttuğumuz zamanlar çok oldu. Tabi çok sağlıklı değildi bunlar. Bazen de hiç nöbet tutamama durumu oluyordu. Yorgunluk nedeniyle nöbet tutamama sonucunda baskına uğrama oluyordu. Bu nedenlerden dolayı şehit düşme olayı çok yaşandı. Örneğin çermikte de, Botan’da da böyle olaylarla karşılaştık. Çermik’te bilge yumuşak arkadaşla yanındaki bir arkadaşımız öyle şehit düştüler. Botan’ da Emin taş arkadaş grubun nöbetçisiyken yorgunluk nedeniyle uyuduğu için, düşman saldırısına uğradı ve şehit düştü. Hezil karşısındaki sınat tepesinde grup konaklarken üstte nöbet tutmak isterken yorgunluk nedeniyle uyuduğu için, Ercan taburunun güçleri tarafından keşfedilip dürbünlerle görülüp, saldırıya uğramışlardı. Bütün bu hususlar o dönemde yaşadığımız tabi zorluklardır. O zorlukları yaşamış bir grup arkadaşımız mevcuttur. Bir bölümü yazılı hale de getirilmiştir bunların. Elbette eksik ve yetersizdi yazılı hale getirilenler. Daha fazla araştırma inceleme yapmanın gerekli olduğu bir gerçektir. Bu konuda yazın faaliyetlerimiz, edebiyat çalışmalarımız sınırlı ve yetersiz kalmıştır. Bir dönem başlatılan bazı dönemler halinde geliştirilen bu çalışmalar sürekli ve derin kılınamamıştır. Bu ciddi bir ihtiyaç yapılmamış ve mutlaka yapılması gereken bir görevdir. Bizce de bu konuların daha kapsamlı araştırılması soruşturulması en küçük bilgilerin belge haline getirilmesi ve toparlanması belge haline getirilmesi ve toparlanması gerekir. Tarihimizin incelikleri derinlikleri ve güzellikleri bunlarda saklıdır. O nedenle gelecek kuşakların doğru gerilla bilinci ve eğitimi almaları kesinlikle bu bilgilerin toplanmasına ve eğitim materyali haline getirilmesine bağlıdır. Kısaca ifade etmeye çalıştım. 12 Eylül darbesi ardından gelişen sürecin biraz zamana yayılması zindan direnişinin gelişimi birinci konferans ve ikinci kongre çalışmaları ve önderliğimizin geliştirdiği çalışmaya dayalı olarak Lübnan Filistin sahasında, yürütülen teorik ve askeri eğitimler kadrolarda önemli bir bakış açısı, sistemli düşünce durumu ileriyi görme büyük bir inanç, kararlılık ve tutku düzeyi yarattı. Ufukta ışık gören, zafer gören kadro tabi büyük bir coşku ve heyecana sahip olan yapma isteğine sahip olan kadro demektir. Bu anlamda 12 Eylül darbesi süreci içerisinde yurtdışına çıkarken, kafa karışıklığı geleceği görememenin yarattığı dağınıklık, umutsuzluk, inançsızlık, karamsarlık tümden aşılarak coşkuyla, heyecanla ülkeye dönme halkla bütünleşme başlatılıp yarıda bırakılan büyük mücadeleyi yeniden ama daha iyi hazırlanmış bir temelde örgütleyip yürütme zindan direnişçiliğiyle bütünleşme tutkusu, coşkusu tabi bütün kadroların ülkeye dönüş gücü oldu. Bu anlamda yurtdışı eğitimi köklü bir değişimi herkeste kesinlikle yarattı. Birinci konferans öncesi bireyci, grupçu eğilimlerin çok olduğu hatta basit kavgaların bile ortaya çıktığı duyuluyordu ama konferans ardından gelişen çalışmalar sürecinde birbiriyle tutkulu APO’cu ruhu, bilinci, terbiyeyi edinmiş, güçlü bir militan duruş eğitim çalışmalarıyla birlikte sağlandı. Bir yerde insanlar pratik içinde yaşadıkları sorunlara belli bir cevap bulmuşlardı. Örneğin 12 Eylül darbesi geliyordu, sıkıyönetim ilan edilmişti. Polis ve asker saldırısı vardı bunun karşısında nasıl savunma yapılacaktı. Bu ciddi bir sorundu ve bilinmeyen bir durumdu. Lübnan Filistin sahasındaki askeri eğitimler herkesi böyle bir bilinç düzeyi kazandırdı. Artık bu tür sorunları daha güçlü çözebilecek bir eylem gücü olarak hareket edebilecek saldırılar karşısında savunma yapabilecek bir bilinç ve beceri düzeyini her kadro yakalamış oldu. Diğer yandan 12 Eylül darbesinin baskıları bunun karşısında yurtdışına çıkmış olmak, ülkeden halktan kopmak artık bu iş bitti gibi bir umutsuzluk, kırılma şu veya bu düzeyde bütün kadro ve savaşçı düzeyinde ortaya çıktı. İleriyi göremeyen ne olacağını bilemeyen bir durum vardı. Çok fazla bilinçli olarak herkes katılım göstermemişti birde 12 Eylül darbesinin geliştirdiği saldırılar yurtdışına çıkma zorunda kalma nedenlerinin çözülemediği bir durumdu. Bu bir kargaşa, muğlâklık ne olacağı sorusunun gündeme gelmesini ortaya çıkarmıştı. Birinci konferans ardından gelişen eğitim düzeyi, teorik eğitim konferansın çözümleyiciliği konferans ardından Önder APO’nun geliştirdiği kapsamlı teorik çözümlemeler bu durumu da tamamen giderdi. Yüksek bir ideolojik düzey, teorik kavrama düzeyi geleceği görme Ulusal Kurtuluş mücadelesine bağlanma düzeyi yarattı. Öğle ki, bu konuda teorik formülasyonlar oldukça güçlüydü ve zaten bu teorik kavrayış ve ideolojik bilinçle insanlar coşku içinde bir orduya karşı yürüme gücünü gösterdiler. Kendilerini yalnız başına bir orduya bedel savaşçılar olarak gördüler. İddia ve iradeleri, kararlılıkları o düzeyde gelişti. Her halükarda böyle bir gerilla düzeni içerisinde bu eğitim ile orduların yenilebileceği, sistemlerin yıkılabileceğine dair çok güçlü bir irade ve inanç oluştu. Bunun tabi pratiğe yönel inmesi ve ülkeye çok az fire vererek dönüş, ülke de bazı sorunlar olsa da büyük bir çabanın yürütülmesi örgütlü bütünlüklü yürütülmesi ve bununda herkese umut, moral veren zafer ışığı gösteren şanlı 15 Ağustos atılımıyla birleşmesi yeniden yaratılma büyük tecrübeye yol açtı. Mesela Mehmet Sevgat arkadaşların raporu vardı, 15 Ağustos’tan sonra o Hilvan grubu olan arkadaşlardı onlar önderliğe açık rapor yazdılar ve düşüncelerini açıkça ifade ettiler. Yani bir tür özeleştiri verdiler. Şunu söylediler; biz 81-82’de yurtdışına çıkarken, bir daha ülkeye dönülürde PKK mücadele örgütler düşüncesine hiç inanmadık dediler. Zaten daha önce çıkmışlar 80 Mayıs’ında geri dönüş yapmışlardı. 12 Eylül darbesi ardından bir kere daha Lübnan Filistin sahasına çıktılar. Bir grup olarak önderliğe kadar gelmişlerdi. Öneride bulunuyorlardı doğal olarak mücadelenin en çok geliştiği saha Hilvan-Siverek sahasıydı. 12 Eylül faşist askeri darbesinin en çok saldırdığı ve ezdiği sahada burası olmuştu. Onunda büyük bir ezikliği ve kırgınlığı vardı. Kendilerini sorumlu tutuyorlar baskı altında ezilen, zorlanan destek olamadıkları için ağır bir psikolojik durum yaşıyorlardı. Bu durumda biraz halkın zorlanmasını hafifletelim diye önderliğe uçak kaçıralım, şuraları basalım şöyle yapalım diye bazı eylem önerilerinde bulundular. Bende o önerileri bizzat dinledim. Tabi onlarla bir şey yapılamayacağını düşünüyordu. Şunu söyledi, değil uçak kaçırmak Kenan Evren’i bile kaçırsanız bu rejim size hiçbir şey vermez, ancak gerillayı örgütlerseniz, gerilla ordulaşmasını geliştirirseniz belki bir şeyler kazanabilirsiniz. O durumda gerçektende düşünceleri daha sonra ifade ettikleri gibiydi. O karamsarlık içinde kaldılar, böyle katılmadılar, moralleri hep bozuk oldu. İnanmadılar gerçektende, bir daha geri dönüş olur diye daha sonra da şöyle demişlerdi; toplantılar olup ülkeye geri döneceğiz, şöyle yapacağız böyle gerilla örgütleyeceğiz dendiği zaman biz birbirimize bakıp gülüyorduk. Ne kadar da çok hayalcilik var diye. Oysaki tabi Mehmet Sevgat arkadaş Eruh ardından Botan’daki mücadeleye katıldı. 15 Ağustos atılımının geliştirilmesinin en önde gelen komutanlarından oldu ama 15 Ağustos atılımına kadar da böyle yürüdü. Ancak ülkeye dönüş olduğunu görünce ve 15 Ağustos atılımını görünce yeniden kendine inanç geldi ki, PKK mücadeleyi yeniden başlatabilir. Gerilla ve yeni bir mücadele sürecidir ve gelişme ortaya çıkartabilir. Buna inandı ve o inançla gerilla mücadelesine de tıpkı 80 öncesinde olduğu gibi dört elle sarıldı. Büyük bir coşkuyla ve geçmişten gelen tecrübesi ve yeteneklerine de dayanarak mücadeleye öncülük etti. Gerilla komutanlığının ölçülerinin yaratılmasına katkı sundu. Tabi bu arkadaşlar örneğin bilen anlayan kafa yoran arkadaşlardı. Sadece coşkuyla heyecanla değil de anlayarak hareket edenlerdi. Öyle olduğu için anlamak istediler. Umutları azalmıştı 12 Eylül darbesinin ülkede yarattığı durum zindanları ezme durumu Hilvan Siverek gibi yerlerdeki uyguladığı dehşet karşısında yani bir yerde artık farklı bir şey yapılamaz gibi bir duruma kapılmışlardı. Ancak olsa olsa birkaç eylemle tutum konabilir diyorlardı. Oysa tabi pratik böyle olmadı. APO’cu çizgi daha farklı bir şeyi öngördü ve gerçekten de yaratan geliştiren o çizgi oldu. Kendileri de o çizginin en güçlü komutanları oldular. Cezaevinde bazı şeyler gelişti tanımlama itibariyle zindan direnişleri gerçekten de büyük bir tutumdu ve gerillanın yürüyüşüne de öncülük etti. 82 direnişçiliğini bazı kişiler şiirlere, türkülere konu ettiler. Tarihin şen çocukları dediler. Güzel bir tanımlama ülkeye dönüş ve gerilla yürüyüşünü sürdürenler içinde uygun bir tanımlamadır. Gerçekten de tarihin şen çocuklarıydılar. Büyük bir davanın insanlarıydılar. Küçük hesaplar içinde olmayanlardı. Büyük düşünen çok öteyi gören güçlü irade oluşturan yüce duygulara, tutkulara sahip olan insanlardı. İçlerinde küçük düşünen, zayıf olanlar yok muydu? Kuşkusuz vardı. Kaçanlarda oldu hatta ihanet edip karşı saflarda savaşanlarda oldu. Birçok sorun çıkartarak, mız mızlanarak işlerin yürütülüşünü engelleyenlerde oldu. Fakat bunlar azınlık oldular. Kaçanlar, mızmızlananlar küçük düşünenler azdılar. Lübnan Filistin sahasında eğitim kadro ve savaşçıların çok büyük bir bölümü tıpkı zindan direnişçiliği gibi APO’cu çizgiye, önderliğe şehitlere Kürt halkının özgür ve demokratik yaşamına tutku düzeyinde, Kemal Pir’in deyimiyle uğruna ölecek düzeyde bağlıydılar. Gerçekten de öyle yürüdüler. El yordamıyla yürünüldü tabi en çok askeri duruma öncülük edenlerimiz örneğin eğit arkadaş sonradan da tanımlandı gerçekten de en yatkın en fazla kafa yoran en çok çaba harcayanlardandı ama tabi her şeyi pratik içerisinde tecrübe edinerek hatalar, yanlışlardan ders çıkartarak geliştirdi, öğrendi. Genel öğrenim öyleydi. Fakat şu vardı esas olan o; bu işi yapmakta kararlılık. Bu işin yapılacağına dair, başarılacağına dair yüksek inanç, zaten o büyük zindan direnişçiliğini de bu inanç ve kararlılık ortaya çıkarmadı mı? O büyük direnişçiler ölüm orucu direnişçileri hep şunu söylediler. Bu önderlik zaferi yaratacak olan önderliktir. Bu örgüt zaferi yaratma örgütüdür. Yine Kemal Pir’in deyimi önemlidir; ben PKK’ de zaferi görüyorum dedi. İnançlarının davalarının duygularının yerde kalmayacağını bayraklarının hep yüksekte taşınacağını bildiler, gördüler. Buna inandılar. Kendi öncülükleri ardında orduların oluşacağına halkın topyekûn yürüyüşe geçeceğine dair inançları tamdı. Bunu görecek kadar büyük bir dehaya, öngörüye sahiptiler ve öyle yürüyerek her şeyin yaratılmasına öncülük yaptılar. Dağ yürüyüşçüleri de, büyük gerilla yürüyüşçüleri de böyleydi. Eğitler, Erdallar, Sevgatlar, Sabriler hepsi böyle büyük kahramanlık yürüyüşçüleriydiler. Tutku düzeyinde bir inançları vardı zafere, yaşamın azlığı ya da çokluğu değil de anlamlılığı ve değer üreteni önemliydi onlar için. O nedenle Viyan arkadaşın deyimiyle; meyve verme çağına gelince halk için, önderlik çizgisi için meyve verenler olma yolunda kararlılıkla ilerlediler. Onlar için önemli olan öncülük yapılması, yolun açılmasıydı. Örneğin Ramazan kaplan arkadaş Garzan alanına, Mutki-Şirvan alanına giderken elbette bu görev bize düşüyor dedi. Öncülük yapmak önde olmayı başarmak gerekli, militanım, kadroyum, Kürt yurtseveriyim, devrimcisiyim, demokratıyım diyen herkesin tutumunun bu olması gerekli, bunun dışında bu sıfatları söylemek anlamsızdır diyerek yürüdü. O büyük bir bilinç ve kararlaşma işiydi. Duyguları bu temelde olmuştur. Kuşkusuz acemilikler, yabancılıklar, imkânsızlıklar zorlayıcı olmuştur. Bunların yarattığı acılar her zaman oldu. Çünkü daha yürürken Hezil çayında kayıplar verdik. Ardından çığda suda kayıplar oldu. 15 Ağustos’la birlikte kapsamlı bir savaş içine girildi. Her kayıp büyük acılar verdi. 83 yılının 2 Mayıs’ında bütün bu hazırlıkları pratikte yapan Mehmet Karasungur yoldaşın şahadeti yine çok büyük zorlayıcı bir etken hepimiz üzerinde oldu ama önder APO, PKK’nın bir intikam hareketi, şehitlerin intikamı alma hareketi olduğunu söyledi. Her şeyin yenilerini çekti, intikama çağırdı. Tutku ve kararlılığı daha çok güçlendirdi. Partinin yaşam halkalarını oluşturdu. Dolayısıyla parti zinciri şehitler halkasının büyüyerek eklenmesi temelinde o yenilmez gerilla ordusunun yaratılmasına yol açtı. Şimdi bütün saldırılara rağmen Ortadoğu çapında özgürlüğü ve demokrasiyi, Ortadoğu gerçeğini temsil eden bu büyük gerilla gücü, duruşu yirmi beş yıl önceki o büyük öngörü ve kahramanca yürüyüş temelinde yaratıldı şimdi de o ruha dayanıyor. O bilince dayanıyor. Gerillayı gerilla yapan ve günümüzde onu hep başarılı kılan temel gerçek yirmi beş yıl önce atılan adımlar oluşturulan ruh, geliştirilen fedai gerilla sistemi oluyor. Bu Önder APO’nun zafer çizgisini ifade ediyor. Dünde böyleydi bugünde Kürt halkının gerilla temelindeki yürüyüşü böyle bir zafer yürüyüşüdür. Yarında böyle olacak, tüm şehitlerimiz özellikle 15 Ağustos atılımını yaratan şehitler açıkça ifade edebiliriz Kürt halkının APO’cu çizgide böyle bir zafer yürüyüşü içinde olacağına içten, yürekten tüm kalpleriyle inandılar. Hiç tereddüt etmeden yürüdüler ve böyle bir ruhun, inancın yaratıcısı oldular. Bugünde yürüyüş bu temelde devam ediyor. Önümüzü daha çok aydınlatıyor. Geleceği daha güçlü görüyoruz dolayısıyla bu kahraman öncülerin huzurunda daha güçlü emin adımlarla daha kararlı bir biçimde halk olarak zafer yolunda ilerliyoruz. |
||||||||
|
Ciglik Oluruz Isyanlara
Türkü Oluruz Sevdalara Reber Oluruz Cikmazlara Umut Oluruz Özgürlüge !!! Düsmana inat Ayaktayiz Ihanetlere inat Sevdaliyiz yasaklara inat Daglardayiz inadina inat KÜRDÜZ Variz Ve Burdayiz !!! |
|||||||||
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| adımlarıiii, gerilla, ilk, mücadelemizin |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cvpl | Son Mesaj |
| Gerilla mücadelemizin ilk adımları-II | H£WiDAR | ÖNDERLiK, Genclik ve Savunma Gücleri | 0 | 10-01-2008 17:50 |
| Gerilla mücadelemizin ilk adımları-I | H£WiDAR | ÖNDERLiK, Genclik ve Savunma Gücleri | 0 | 10-01-2008 17:50 |
| gerilla | Denge Jiyan | Şiirler | 0 | 09-29-2008 02:29 |
![]() |
Design By: JB-Team
Powered by JBulletin® Jiyan-Board Version
Copyright ©2007 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
|
![]() |