|
Jiyan-Board
|
|||||||
| Cezalilar | Tüm Albümler | Roj Tv Zindi | Üye Listesi | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
| ÖNDERLiK, Genclik ve Savunma Gücleri Önderligimiz, genclik ve Savunma gücleri ile ilgili Hersey...BURADA YAYINLANACAK HER KONU VE MESAJ YÖNETICI KONTROLÜNDEN GECECEKITR.... |
|
||
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) | ||||||||
|
Vip Uye
![]() Üyelik tarihi: Sep 2008
Üye No: 291
Mesajlar: 1,554
Konular: 289
Referanslari: 1
Arkadaslari: (25)
Yaş: 20
Cinsiyet:
Kullandigi Tesekkür: 6 Aldigi Tesekkürler: 46
REP Gücü Puanı: 722
Aldigi REP Puani: 9768 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Ruh Hali:
Son Aktivitesi: 01-01-2010 :
17:12
Toplam Online Süresi: 5 Gün 13 Saat 34 Dakika 31 Saniye
|
Hayri Engin ONBİNLERİN DÖNÜŞÜ VE KÜRTLER Uzun bir öyküdür anlatılacak olan. Her Kürt şöyle ya da böyle “On Binlerin Dönüşü” kitabını duymuştur. Kimi yerde bu kitabın adı, “Anabasis” olarak da geçer. Denilir ki, zamanında PKK hareketinin öncü kadrolarında Mazlum Doğan yoldaş bu kitabın bir yerinde Kürtlerden söz ettiği için alıp okumuştur. Kürt kelimesi direk olmasa da Kürde yakın ifade edilen Çalder yâda Karduklardır kullanılmış olan sözcük. Bu o dönemler çok önemli sayılmıştır. Ancak söz konusu -eğer bir halk üstü adeta yedi kat Ağrı Dağının dibine gömülerek ve de üstü betonlanarak dağın rahminde bir mezar içerisinde gösteriliyorsa, burada artık çok şey kaybedilmiş demektir. Ancak şu da doğrudur, böylesine bir inkâr ve imhayla karşı karşıya gelmiş olan bir halkın evlatları, kendi köklerini aramaya çıkarlarken elbette bir kuyuyu iğneyle kazarcasına kazaraktan olsa, o kuyuyu mutlaka kazacaklardır. Çünkü bunun olmaması durumunda yaşanacak olan yitirilme olacaktır. Ve tarihin bu üstü betonlanmış gerçekliği gün yüzüne çıkarmak için, her şeyi ama her şeyi yapacaklardır. Elbette bu yapma olayı öncelikle beyinsel sahada olacağı da kesindir. Yapılanda biraz bu olmuştur. İşte, bu kendi köklerini arayışın başlıca yapıtlarından bir tanesi de Kürtler için On Binlerin Dönüşü’dür. Bir Yunanlı komutanın Kürdistan da dâhil, İran’da başlayarak Yunanistan'a doğru geri dönüşüdür yazılan ve anlatılan. Kimi yerde trajedik, kimi yerde kahramanlıklar dolu bir öykü. Genç Kyros, kardeşi Artakserkses’i tahttan indirmek amacıyla, Miletos’u Tissaphernes’in elinden almak bahanesiyle asker, özellikle de paralı asker topluyor. Anlayacağımız, kendi memleketinde büyük krala kızan kardeşi yunanlara dayalı paralı bir ordu kurarak İran’a dönecek ve yunanların desteğiyle tahtı ele geçirecektir. Uzun bir yürüyüş yapılıyor. Ege, Akdeniz kıyıları derken bugün Suriye bildiğimiz topraklara ve ardından Babil yani bugünün Irak’ına ulaşıyorlar. Kunaksa savaşında Yunanlılar karşılarındaki düşmanı kaçırıyorlar. Ama kardeşi kralın üstüne saldıran Kyros bir mızrak yarası alarak ölüyor. Ve Ortadoğu’da Yunanlar tek başına kalıyorlar. Pers kralı Yunanların teslim olmaları durumunda, af edileceklerini söylese de Yunanlar güvenmediklerinden silahlarını bırakmıyorlar. Tissaphernes Yunanların Ksenophon öncesi komutanlarıdır. Ancak ihanet ve benzeri durumları yaşadıklarından Yunanlar kendi başlarına kalıyorlar. Artık çözümü kendi kendilerini yöneterek ya da kendi aralarında bir komutan çıkararak yollarına devam edecekler, yani kendi memleketlerine dönecekler. Ya da teslim olarak dönmeyecekler. Burada belirlenecek strateji oldukça önemlidir. Hedef ülkelerine dönmedir. Eğer kendinize bir hedef belirlemişseniz, bu hedefi elde etmek için bir gücünüz varsa ve bu güçle bu hedefi nasıl elde edebileceğinizi tasarlamışsanız, sizin de bir stratejinizin olduğu söylenebilir. Mesele bu kadar basittir. Ancak bu kadar kolay değildir. Çünkü Carl Von Clausewitz’in de ifade ettiği gibi “stratejide her şey basittir, ancak bu her şeyin kolay olduğu anlamına gelmez.” Ancak stratejinin başarıya ulaşması için, taktiğin doğru belirlenmesi gereki r. Taktik; hedefe yürümek için sahip olunması gereken oranları ve enerjiyi ifade eder. Bir nevi gövdenin beyin dışındaki tüm organları anlamına gelir. Taktik bir bilimsel savaştırma gibidir. Ya da bir sanatın yerine getirilmesidir. Savaş anında tüm çatışma alanlarında, karada, havada ve denizde gereken pratiğin sergilenmesidir. İki güç bir alanda karşı karşıya gelirse, birbirlerine en güçlü vuruşu yapmaya çalışırlar. Ve kendi güçlerine göre kendilerini karşıdakinden savunurlar. Bu nedenle hazırlık yöntemi, örgütlenme, vuruş tarzı, savunma ve hareket tarzı taktiğin içeriğini oluşturmaktadır. Tüm silahların şekli, savunma ve hareket araçları, çoğaltırsak insan faktörü, maddi ve manevi değerler, örgütlenme yöntemi, taktik çerçevesinde yapılan çalışmalar, taktiğe uygun olursa özellikle silaha ve harekete bağlı olarak bu araçlar başarı sağlar. Savaşlarda insan tecrübesine dayalı genel ilkeler oluşturulmuştur. Bunlara dikkat edilmesi durumunda savaşın pratik sahasında daha büyük sonuçlar alınacaktır. Bu ilkeler şunlardır; dikkat ve duyarlılık, sürpriz, yanıltma, gizlilik, bilgi birikimi(bilgi almak), istihbarat, güvenlik, inisiyatiftir. Yunanların zorlandıkları ve umutsuzlaştıkları bir anda, Ksenophon bazı komutanları toplayarak moral ve cesaret veriyor. Yine kamp içinde teslimiyeti öneren kimisini de kovduruyor. Ordunun önderleri toplandığında, Ksenophon yaptığı mantıklı ve cesaretli konuşmadan dolayı komutan Proksenos’un yerine seçiliyor. Ksenophon’un yaptığı konuşmada bazı pasajları yazıya almak yerinde olacaktır. Ve aşağıda ki paragraflarda –esasen savaşa Ksenophon yabancı biri de olsa-savaşın stratejisine denk bir taktik belirleyerek nasıl hareket edileceğinin de yolunu çizmektir. Anlayacağımız önemli bir komuta özelliği göstererek şunları söylemektedir: “Tümümüzün bildiği bir şey var; Kral ile Tissaphernes’in aramızdan ellerine geçirebildiklerini yakaladıkları ve imkân bulurlarsa öbürlerini de yok etmek için fırsat kolladıkları. Bu yüzden asla Barbarların(İranları kast ediyor, Yunanlar o zamanlar aynen bugünlerde olduğu gibi, kendi dışındakilerini barbar olarak görürlerdi.) eline düşmemek, tersine onları elimize düşürmek için, her çareye başvurmak sırası bizde; öyle değil mi? Oysa şimdiki gibi bir arada oldukça elinizde kesin bir fırsat bulunduğunu tümünüz bilin. Askerlerimizin tümü bakışlarını size çeviriyorlar, yıldığınızı görürlerse korkakça davranacaklardır. Ama kendiniz düşmanın üstüne yürümeğe hazır olduğunuzu gösterir, öbürlerine de bu işe girişmek için cesaret verirsiniz, sizi izleyip taklit etmeğe çalışacaklarına inanın. Çünkü komutansınız. Sizler, komutan yardımcısı ve yüzbaşısınız, barış sırasında ücretlerden ve onurlardan aldığınız pay onlarınkinden üstündü. Bu yüzden, savaşta olduğumuz şu sırada basit askerlerden üstün olmak için, titizlik göstermeniz, kurtulmalarına dikkat etmeniz ve her fırsatta onlar için çalışmanız gerekir. Önce, ölenlerin yerine elden geldiğince çabuk komutanlar ve yüzbaşılar atamağa özen gösterseniz, orduya büyük bir yardımınız dokunacağına inanıyorum. Çünkü düşüncemi birkaç kelimeyle özetleyeyim: yönetici olmayınca, hiçbir yerde, özellikle de savaşta iyi ya da güzel bir elde etme umudu beslenemez. Disiplinin, orduların kurtuluşu olduğu ve disiplinsizliğin pek çok insanın mahvına yol açtığı söylenebilir. Gerekli önderleri seçtiğiniz zaman, sanırım askerleri toplayıp cesaretlerini artırmanız çok yerinde olur. Silahların çatmağa nasıl bir yıkılmışlık içinde gittiklerin, nasıl bir yıkılmışlık içinde nöbet tuttuklarını, benim gibi kuşkusuz siz de fark etmişsinizdir. Bu durumda oldukları sürece, ihtiyaç duyulursa gece hatta gündüz onlardan ne hizmet sağlanabileceğini bilemiyorum. Ama düşünceleri değiştirilirse, sırf başlarına gelecek şeyleri değil aynı zaman da ne yapmaları gerektiğini düşünürlerse, çok daha canlı olurlar. Gerçeklerin savaşta zaferi kazandıran şeyin ne sayı ne de güç olduğunu bilirsiniz. Düşmanın üstüne tanrıların yardımıyla en kararlı yürüyenler, karşılarında kendilerine kafa tutan bir düşmana pek ender rastlarlar. Baylar! Çarpışmalarda her çareye başvurarak canlarını korumak isteyenlerin hemen her zaman korkakça öldüklerini, tersine ölümün kaçınılmaz ve her insanın başına gelen bir şey olduğuna inanan ve onurlu bir biçimde ölmek için çarpışanlarınsa yaşlılığa çoğunlukla öbürlerinden çok ulaştıklarını ve ömürlerinin geri kalan kısmını daha mutlu geçirdiklerini görmüşümdür. Bu ilkelere inanan bizlerin, böylesine güç ve tehlikeli bir durumda cesaret gösterip başkalarını da cesaretlendirmemiz gerekir” Bu konuşmadan sonra, Klearkhos’un yerine Dardanos’lu Timasion, Sokrates’in yerine Akhai’alı Ksanthikles, Agias’ın yerine Arkadia’lı Kleanor, Menon’un yerine Akhaia’lı Philesios ve Proksenos’un yerine Atinalı Ksenophon komutan seçilirler. Esasta bu toplantıdan ve komutan seçiminden sonra başlayan bir yürüyüştür yaşayan. Persleri hilelerle atlattıktan sonra, bize daha yakın olan topraklara yani Kürdistan’a kadar geliyorlar. Bugünün gözü ile ele alacak olursak, muhtemelen Gare’den girerek ya da Gare’den sıyırarak Zap vadisine geliyorlar. Buradan başlayarak Kürdistan’ın en sert coğrafyasına dalış yapıyorlar. Yol bildikleri yoktur. Kuryelerde yoktur. Bildikleri tek bir yol vardır, oda savaşa savaşa ana memlekette dönmek olacaktır. Bildikleri yollardan gidemezler, çünkü yollar Persler tarafından tutulmuştur. O zaman tüm tehlikeleri göze alarak, bir nevi etini tırnağına takarak, yol almaları olacaktır. Öykünün tümü bir kavga ve savaşlarla dolu bir direniştir. Ve şunu biliyoruz ki, aylar sonra neredeyse güçlerini kalabalık bir sayısını kaybetseler de sonuçta yerlerine varmalarıdır. Kürdistan toprakları, Ermenistan ya da Ermenilerin toprakları derken Garzan, Amed, Erzurum orada Karadeniz’e çıkarak gemilerle-ki kavga bitmiyor-İstanbul’a kadar geldikten sonra, Trakya’ya oradan da Atina’ya ulaşırlar. Ksenophon yaşadıklarını yaşlı bir seyahatçi olarak yazar. Kyros’un kardeşi ile İran’a doğru sefere çıkarken de zaten bir savaşçı değildi o bir yazardı Herodot gibi tarihi belgeleyecekti. Biz esasta biraz da bizi ilgilendiren bölümü az da olsa gerilla gözüyle bakarak değerlendirmek istiyoruz. Belki bizim için önemli olan Kürdistan da geçtikleri yaklaşık bir haftalık süreçtir. (Muhtemelen daha fazla bir zaman dilimini bu geçiş kapsamıştır. Ancak biz Ksenophon’un söylediklerinde yola çıkarak bir hafta diyoruz.) Biz Kürdistan da geçtikleri süreci ve geçiş biçimlerini ve yaşadıklarını okurken, bugünü yaşayacağız. Çünkü birazda bizi benzeyen ve birazda bizim gibi “küçüğün ve zayıfın” taktiklerini kullanan bu savaşçılar birazda gerillacılık yapıyorlar. ON BİNLERİN DÖNÜŞÜ ya da ANABASİS kitabında ( M.Ö.400’li yıllar)uygulanan gerilla yöntemini görmek mümkündür. Şu biliniyor, esasta ON BİNLERİN DÖNÜŞÜ. Kendi memleketinde umduğunu bulamayan Yunanların Pers kralının peşine takılarak, Ortadoğu’ya gelişlerinin öyküsüdür. Ne var ki, Pers prensinin erken öldürülmesiyle ortada kalan Yunanlar hızla kaçış yolunu tutarak, Yunanistan'a dönüşlerinin öyküsüdür de. Lakin trajik öyküsü! Bu kitapçıktaki deneyimi ve o dönem uygulanan savaş taktiklerini görmek önemli olacaktır. Özelde Pers memleketinden kurtulduktan sonra, Kürdistan'ın sert coğrafyasına kendilerini vurmak zorunda kalan Yunanlar, karşılarında hiçte düzenli olmayan savaşçı aşiretler bulmaktadırlar. Daha ilginci bu insanlar gündüz saldırmıyorlar, toplu yönelmiyorlar, düz çatışmıyorlar. İzledikleri yöntemlerden bir tanesi; yol güzergâhlarına taş yağdırmak. Arazinin sert yerlerine yerleşik olan bu insanlar nerede hangi taşı yuvarlatacaklarını iyi bilmektedirler. Yine boğazlarda pusu atmaktadırlar. Ya da ana güç geçtikten sonra son kalan birkaç ağır teçhizatlı yâda yürüyemeyen birkaç hantalı avlamaktan çekinmemektedirler. Bir bakıyorsunuz, bu insanlar gündüzün en sıcak saatlerinde saldırdılar. Bir bakıyorsunuz, yatarken sızma yaptılar. Bir bakıyorsunuz, Yunanların geçtiği güzergâhları tam terk ederek, boşaltarak, kuyuları kurutarak, otlakları ve köyleri yakarak hep Yunanları bir akrep gibi sokmaktadırlar. Anlayacağımız yerel olan bu halkın uyguladığı yol yöntemler tümden bugün gerilla diye tabir edilen taktiklerdir. Bu insanlar hep dağda yaşadıkları için, uyguladıkları taktikler hep bunlar olduğu için ondan önce Sümerlerin yine Asurların ve sonrasında Perslerin saldırılarına karşıda ayakta kalabilmişlerdir. İşte, bu ayakta kalan halkın adı Kürtlerdir. Kürtlerin adeta tarihin şafak vaktinde uyguladıkları yöntemler birazda savaşın küçüğü diye tabir edilen gerillacılık olmuştur. Bu yürütülen gerilla savaşının Yunanların üstünde nasıl bir etki bıraktığını Yunanlara sormak ya da bu tarihi belgeyi okumakla anlaşılır. Trajik komik bir durum olarak bugün halen Botan eyaletinin neredeyse en sarp, kimi arazi parçasına verilen ad “Katodur”. Yani “Lanetli”. Evet, Kürdistan dağları o birkaç gün ya da birkaç hafta içinde bu on bin Yunanlıya lanetli gelmiş olmalıdır. Sonuç yerine, bir grup insan ya da bir topluluk yeter ki karar düzeyi yüksek ve inançlı olsun. Böyle bir topluluğun yaratamayacağı herhangi bir şey olamaz. Düşünün bir tarihin çok gerilerinde; inanç, kararlık ve memleket özlemi dışında hiçbir şeyleri olmayan-varsa da bazı silahlarıdır-insanlar yol-yolak bilmedikleri halde en büyük zorlukları göğüsleyerek hedeflerine ulaşabilmektedirler. “İradenin ve azmin yaratamayacağı hiçbir şey olamaz” sözü burada anlam kazanıyor. Gerilla olmasalar da gerilla duyarlılığıyla yol alıp kendi yollarını çizmeleri önemlidir. Bugünlerde yer yer ‘yol bilmiyoruz, tanımıyoruz, nasıl gideceğiz, kurye yok’ gibi kendini çaresiz bırakan yaklaşımlara karşı ‘ON BİNLERİN DÖNÜŞÜ’ önemli bir iradesel duruş ve örnek bir yaşam kavgasıdır. Hepimizin dersler alacağı ve dersler çıkaracağı bir yolculuktur. Nitekim büyük İskender Ortadoğu’ya sefere çıkmadan ANABASİS’i okuduğu kesindir. Eğer bu kitabı İskender okumamış olsaydı, izleyeceği güzergâhlar farklı olabilecekti. Ve muhtemeldir ki, o tarihin tanıdığı büyük İskender de olmayacaktı. Ksenophon’un belgesini okumamış olsaydı, sarp arazilere vuracak olan İskender’in seferi de muhtemeldir ki, erkenden baltalanacaktı. Bu bağlamda On Binlerin Dönüşü geride kalanlara da önemli dersler bırakmıştır. Ayrıca Kürtlere dönük Herodot tarihinden sonra yazılı bir belge olması da bizler açısından da ayrıca önemli bir yer tutmaktadır. Özcesi yolunu çizmek isteyen her insan ve devrim hareketi için ders alınacak çok şey içeren bir kitap: ON BİNLERİN DÖNÜŞÜ ya da ANABASİS! |
||||||||
|
Ciglik Oluruz Isyanlara
Türkü Oluruz Sevdalara Reber Oluruz Cikmazlara Umut Oluruz Özgürlüge !!! Düsmana inat Ayaktayiz Ihanetlere inat Sevdaliyiz yasaklara inat Daglardayiz inadina inat KÜRDÜZ Variz Ve Burdayiz !!! |
|||||||||
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| dönüşü, kürtler, onbinlerin |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cvpl | Son Mesaj |
| Kürtler'in dönüşü ve modernleşme | Bahoz | Çanda Giştî (Genel Kültür) | 0 | 09-29-2008 21:04 |
![]() |
Design By: JB-Team
Powered by JBulletin® Jiyan-Board Version
Copyright ©2007 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
|
![]() |