Jiyan-Board


FORUM Portal Albümlerim Sosyal Gruplar Kimler Online Bugünki Mesajlar
Geri git   Jiyan-Board.NET > Özgür Ülke -Siyasi Serbest Kürsü - Gündem - Haberler > ÖNDERLiK, Genclik ve Savunma Gücleri
Kayıt ol CezalilarTüm Albümler Roj Tv Zindi Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

ÖNDERLiK, Genclik ve Savunma Gücleri Önderligimiz, genclik ve Savunma gücleri ile ilgili Hersey...BURADA YAYINLANACAK HER KONU VE MESAJ YÖNETICI KONTROLÜNDEN GECECEKITR....

Konu Bilgileri
Konu Başlığı
Aktif savunma apocu militanlığı zafere götürecektir -3-
Konudaki Cevap Sayısı
0
Şuan Bu Konuyu Görüntüleyenler
 
Görüntülenme Sayısı
26

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 10-01-2008, 17:30   #1 (permalink)
Vip Uye
 
H£WiDAR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
Activity Longevity
0/20 1/20
Today Mesajlar
0/5 sssss1554
Üye No: 291
Mesajlar: 1,554
Konular: 289
Referanslari: 1
Arkadaslari: (25)
Yaş: 20
Cinsiyet:
Kullandigi Tesekkür: 6
Aldigi Tesekkürler: 46
REP Gücü Puanı: 722
Aldigi REP Puani: 9768
H£WiDAR is an unknown quantity at this pointH£WiDAR is an unknown quantity at this pointH£WiDAR is an unknown quantity at this pointH£WiDAR is an unknown quantity at this pointH£WiDAR is an unknown quantity at this pointH£WiDAR is an unknown quantity at this pointH£WiDAR is an unknown quantity at this pointH£WiDAR is an unknown quantity at this pointH£WiDAR is an unknown quantity at this pointH£WiDAR is an unknown quantity at this pointH£WiDAR is an unknown quantity at this point
Ruh Hali:
Son Aktivitesi: 01-01-2010 :   17:12 
Toplam Online Süresi: 5 Gün 13 Saat 34 Dakika 31 Saniye
Submit to Clesto Submit to Digg Submit to Reddit Submit to Furl Submit to Del.icio.us Submit to Jeqq Submit to Spurl
Standart Aktif savunma apocu militanlığı zafere götürecektir -3-

Aktif savunma direnişi var olan yönelimleri ve konsepti boşa çıkararak, Apocu militanlığı zafere götürecektir! -3-
3 Kasım 2007
Duran Kalkan


Diğer yandan savaşı sürdüren güç olarak genelkurmayın itibarı zayıflamıştır. Özellikle cumhurbaşkanlığı seçiminde aldığı tavır Türkiye toplumu içerisinde saygınlık düzeyini zayıflattı. Zaten dış alanda hem bölgede, hem uluslar arası alanda genelkurmayın siyasette müdahaleci konumu karşısında tepkiler var. Dolayısıyla mevcut genelkurmayın öyle dışarıdan en çok müttefiki olan devlet yönetimlerinden bile güçlü destek aldığı kesinlikle söylenemez.
AKP’ye gelince, 18 parça olduğu söyleniyor. Bugün rant kapılarını elde tutmak için bir araya gelmiş bir çıkar şebekesidir AKP. Dışa bağlı, ABD’nin geliştirdiği siyasi islam çizgisini Ortadoğu’da model olarak uygulamaya öngören, içte ise herkese biraz çıkar dağıtarak, rant vererek onları bir araya getiren bir çıkar topluluğu biçimindedir. Evet, çekirdeğinde siyasi islam var ama siyasi islamın gücü azdır. 22 Temmuz seçimlerinde alınan sonuç, siyasi islamın gücü kesinlikle değildir. Bu rantçı, çıkarcı ittifakın aldığı oy oranıdır. Bunun da 18 eğilimden oluştuğu söyleniyor. Çok fazla dayanma gücü olamaz. Ordu bu kadar muhtaç olmayıp, bir tavır almaya kalksa paramparça olmaya açıktır. Yine etkili bir direniş Kürdistan’dan veya Türkiye’nin demokratik halk güçlerinden gelişse, teşhir ve tecrit olma, parçalanıp dağılma ihtimali çok fazladır. Bu bakımdan rant-çıkar dağıtmak üzere bir birlik oluşturmuş, oy almışlar ama bir savaş yürütmeye bu destek yeterli değildir. Yani AKP’nin aldığı % 47’lik oy oranı bir çıkar birliğidir. Bu oy düzeyinin güçlü bir savaş yürütmede AKP yönetiminin arkasında olacağı söylenemez. Özellikle Kürdistan’da aldığı oy oranına bakılırsa bu kesinlikle böyledir. Her türlü maddi imkânı kullandı. Devleti arkasına aldı, tarikatçılığı en ileri düzeyde geliştirdi. Açıkça çok ikiyüzlü-takkiyeci bir politik duruşla insanları kandırarak, aç insanı birkaç torba makarnaya satın alarak o oy düzeyini çıkardı. Ciddi bir çatışmanın geliştiği ortamda AKP’nin güçlü kitle desteğini uzun süre devam ettirmesi zordur.
Diğer yandan Türkiye’nin demokratik gelişimi daha ciddi bir rotaya bu süreçte oturabilir. Bir yandan AKP’nin demokratik Türkiye için yarattığı tehdit, diğer yandan CHP’deki Deniz Baykal yönetiminin ortaya çıkardığı demokrasi açısından umut kırıcılığı, ters tutumu Türkiye’nin demokratik güçlerini daha çok birlik olmaya, demokrasi programını daha güçlü oluşturmaya ve etkili mücadele etmeye yöneltebilir. Yani bir yerde aslında AKP, Baykal’a, Baykal AKP’ye koltuk değneği oldu. Şimdi ikisinin de maskesi düştü. Her ikisinden de birlikte halkın umudu soğudu. Gittikçe daha fazla soğuyacak, demokratik güçler her ikisine de birlikte tavır alma durumuna girecekler. O bakımdan da daha sağlam, bütünlüklü bir demokratik muhalefet bu önümüzdeki süreçte gelişebilir. Dikkat edilirse mevcut yönetimin iç desteği zayıftır. Oy almış olabilir, çıkar dağıtmak üzere destek alabilirler. Ama işin içine savaş girerse, sert politika girerse buna AKP’ye oy verenlerin çok büyük çoğunluğunun bile karşı çıkacağı kesindir. Türkiye toplumu artık bir savaşı daha fazla sürdürecek psikolojiye, inanca sahip değildir. Bunu net olarak cenaze törenlerinde görüyoruz. Ölen asker ailelerinin sözlerinde görüyoruz. Hükümete küfrediyorlar genelkurmaya, generallere küfrediyorlar. Toplumun dayanma ve direnme gücü kalmamıştır. Uzun vadeli bir savaşın yükünü kaldırmaları mümkün değildir. Bunun için işte genelkurmay, paralı ordu projesini geliştiriyor. Bu biçimde gerilla karşısında, milli ordu başarısız kalmış oluyor. Şimdi bu tepkileri azaltmak için ast subaylardan yeni kolorduların eğitildiği söyleniyor. Yani paralı orduyla bu tepkileri azaltmak istiyorlar. O da mümkün değildir, Türkiye öyle batı toplumları gibi değildir. Ne bir ABD’dir, ne de AB’ye üye bir toplum gibi değildir. Ailecilik çok güçlü, aile-akraba ilişkileri, bağları çok kuvvetlidir. Dolayısıyla ister paralı asker olsun ister milli asker, savaşta ölecek her askere dönük önemli bir toplumsal kesimin mutlaka olacaktır. O nedenle hem tepkileri azaltma anlamında o paralı askerlik bir çare değil, hem de taktik güç anlamında bir çare değildir. Vatan için savaşanlar gerillaya karşı başarısız kalmışlarsa para için savaşanların başarı kazanacağını kimse iddia edemez. Bu mümkünde değildir. Onlar sadece para almayı düşünebilirler ki, bu bakımdan daha zayıf olacaklardır gerilla karşısında. Şimdi bunlar gösteriyor ki, iç cephede Türkiye yönetimi oluşturduğu PKK’yi imha ve tasfiye planını uzun vadeli uygulama potansiyeline sahip değildir. Gücü ve dayanakları sınırlıdır, zayıftır. Kuşkusuz hiç yoktur denilemez ama zayıftır, sınırlıdır. Hele hele uzun vadeli olması zordur. Uzun süre bu savaşı daha fazla bedel ödeyerek sürdürebilmesi zordur.
Diğer yandan dış destekler bakımından da İran’dan belli bir destek alıyor. Nedenlerini belirttik, fakat her zaman İran’la çelişkisi de vardır Türkiye’nin. Mezhep çelişkisi vardır, bölgesel egemenlik çelişkisi var. Her ikisi de Ortadoğu’nun etkili olmak isteyen güçleridir. O nedenle de birbirine rakiptirler. Her zaman endişeyle bakıyorlar birbirlerine. O nedenle iran mevcut durumda inkâr ve imha stratejisine katılıyor, destek veriyor ama her zamanda temkinli duruyor. Bu desteğini mutlaka bir sınır dâhilinde tutuyor. Diğer yandan Suriye kendi sorunlarıyla meşguldür. Desteği zayıftır, şimdiye kadar olandan daha güçlü Türkiye’ye destek vermesi imkânsızdır. Hatta giderek Arap âlemindeki gelişmelere bağlı olarak da desteğinin daha çok zayıflayacağını düşünmek daha doğru bir yaklaşımdır. Geriye ırak kalıyor bölgede, mevcut Irak yönetimi federal bir yönetimdir. Abdullah Gül bu yönetimi “kabul etmediklerini” söyledi. Hem de AP’de! Bir yandan ilişki kuruyor, ittifak yapıyor anlaşma imzalıyorlar, diğer yandan ise anlaşma imzaladıkları devleti kabul etmiyorlar. “öyle olma benim istediğim gibi ol” diyorlar. Yani anladık kürtlere dayatmada bulunabilir Türkiye, PKK’ye de dayatma da bulunabilir. “Şöyle olmayacaksınız, böyle olacaksınız” diyebilir ama şimdi Irak’a da der “benim gibi ol”, İran’a de “benim gibi ol”, Avrupa’ya de “benim gibi ol”, ABD’ye de “benim gibi ol” yani Türkiye dünyanın şahı mı? Herkes ona göre olacak. Kim kabul edebilir bunu. Kürdün örgütü yok, devleti yok gücü bir kere zayıflatılmış-örgütsüz kılınmış dolayısıyla haydi zulümle istediğini kabul ettiriyorsun ama dünyanın diğer yerleri de öyle değil ki. Dolayısıyla yani mevcut anlaşma bir zoraki anlaşmadır. Biraz da ABD’nin yönlendirmesiyle oluşan bir anlaşmadır. Zaten diğer yandan Irak önemli bir süre kendi kendisiyle meşguldür. Yani kendi sorunlarını çözebilen güçte değil mevcut yönetim Türkiye’ye ne verecek? Vermek istese bile verecek durumu yok. Kaldı ki, çok fazla Türkiye’nin isteklerini öyle kolay kabul edebilecek durumda da değildir.
Benzer durum güney Kürdistan yönetimi içinde geçerlidir. İfade ettik, esas Irak’la yapılan anlaşma güney Kürdistan’ın türk operasyonlarına açılmayı hedefliyor. Bu da güney Kürdistan yönetimini karşısına alıyor. Belli ki, bu yönetim üzerinde baskılar arttırılacak, yeniden Türkiye ile ittifak içine çekilmeye çalışılacak. Ama Türkiye bunu kabul etmiyor. Örneğin Abdullah Gül “federasyonu kabul etmiyoruz” diyor. Bu da şu demektir: güney Kürdistan yönetimi dağılmalıdır. İkincisi genelkurmay başkanı güney Kürdistan yönetimini baş düşman ilan etti. Daha fazla ileri giderse savaş açacaklarını belirtti. Bu durumda çelişkilerin öyle kısa sürede bitmesi zordur. Eskisi gibi KDP ve YNK’yi Türkiye kullanabilecek durumda değildir. Neden? Çünkü daha fazla taviz vermesi gerekiyor. Geçmişte kullandı ortaya güney Kürdistan devleti çıktı. Şimdi “yanlış yaptık” diye kendilerine göre öz eleştiri vermeye çalışıyorlar. Y. Büyükanıt-İ. Başbuğ “geçmişte izlediğimiz politikalar hatalı oldu” diyorlar. İzledikleri politikalar onları müttefik kabul etme politikalarıydı. Demek ki, müttefik kabul etmeyi düşünmüyorlar, karşılarına alıyorlar. O zaman eskisi gibi bir kere hiç olmayacaktır. Bu bakımdan da tabi Türkiye’nin işi zordur. Geçmişte aslında PKK karşısında Türkiye’nin askeri bakımdan etkinlik sağlamasını iki güç yarattı; bir güneyli güçler, iki kuzey’li koruculardı. Kürt toplumu kendi içinde çatıştırılarak aslında Türkiye devleti bir yerde askeri durumunu kurtardı. Dağılmayı, kovulmayı önledi. Şimdi kürtler arası çatışma yaratamazsa, askeri bakımdan gerilla karşısında etkili olması zordur.
Geriye uluslar arası alan kalıyor. AB’yi ABD’yle çelişki içine sokarak, İran’la da ittifak yaparak kendilerine müttefik yapmak istiyorlar ama AB ilişkileri çok güçlü değildir. Birliğe katılım süreci ilerlemiyor. Şimdi Fransa’da seçim oldu, Sarkozy yönetimi iş başına geldi ki, AB’ye Türkiye’nin girişini kabul etmiyor. Almanya’yla, Fransa ortak görüşe ulaştı. Türkiye’nin birliğe tam üye olmaması görüşüne ulaştılar. AB’yi de yürüten güçlerde bunlardır. Dolayısıyla Türkiye-AB ilişkileri öyle kolay yürümeyecek ilişkilerdir, çelişkileri çoktur. İstediği desteği alması mümkün değildir. AB politikaları ikiyüzlüdür. “tavşana kaç, tazıya tut” politikası deniyor. Öyle bir politika izlerler ama yani Türkiye’yi ne bırakırlar, ne de istediğini verirler. Geçmişi aşan bir desteği kürtler karşısında Avrupa’dan Türkiye’nin alması imkânsızdır.
Geriye ABD kalıyor zaten bütün umutlarını ABD’ye bağlamış durumdalar. Tüm güçleriyle ABD’yi, PKK’ye karşı savaşır hale getirmek istiyorlar. Adeta PKK’ye karşı savaşı ABD’ye ihale etme çabasındalar. Bu konuda o kadar ileri gittiler ki, insan şaşıyor. Gerçekten acaba Türkiye’nin neyidir ABD? Niye bu kadar ABD’den beklentili oluyor bu yönetim? Bilemiyoruz, öyle anlaşılıyor ki toplumun bilmediği ilişkileri var ABD’yle, Türkiye yönetiminin herhalde. Yoksa durup dururken bu kadar beklentili olunamaz. Bir çocuk, anasından-babasından bu kadar talepte bulunamaz. Türkiye yönetiminin ABD’den bulunduğu talepler kadar, talep ileri süremez yani. ABD’yi kendisi için bu düzeyde görüyor, oysa ABD’nin yaklaşımı öyle değildir. ABD politikaları Türkiye’ye Ortadoğu’da önemli bir rol biçiyor, Büyük Ortadoğu projesini Türkiye-Irak ittifakına dayalı olarak geliştirmek istiyor ABD. Onun için Türkiye’yi kolay kolay bırakmıyor, önem veriyor. Türkiye’yi kendi siyasetine kazanmak için çaba harcıyor. Ama bu şu anlamada gelmiyor: ABD, Türkiye’nin istediğini kabul edecektir. Hayır, ABD Türkiye’yi kendi politikasına çekmek istiyor. Bu anlamda bir politik çelişkileri var. Aslında 2007 yılının Ortadoğu’daki en çelişkili ve çatışmalı olanları, ABD ve Türkiye arasındaki ilişkilerdir. En yoğun çatışma bu alanda yaşandı. Irak üzerindeki çatışmanın da merkezinde Türkiye-ABD politik karşıtlıkları var. İki güç var şu an somut olarak bir ırak projesine sahip olan; birisi ABD diğeri de Türkiye’dir. ABD işte merkezi yapıyı zayıflatacak, ırak’ı kontrol altında tutacak İsrail karşısında tehdit olmasını engelleyecek federal ırak öngörüyor. Türkiye ise geçmişte Saddam yönetiminde olduğu gibi merkezi, üniter bir Irak yönetimi öngörüyor. Bu iki proje birbirine karşıttır. Dolayısıyla Türkiye’yle ABD arasında, Irak politikası üzerinde ciddi bir çelişki ve çatışma var. Aslında bölgesel çelişki anlamında içinde bulunduğumuz süreçte ABD’nin, İran’la ya da Suriye’yle çelişkileri değil Türkiye’yle siyasi çelişkileri daha çok ön planda ve daha fazla bir gerginlik arz ediyor. ABD, Türkiye’yi kendine çekmeye çalışıyor Türkiye, ABD’yi kendine çekmeye çalışıyor. ABD’yi kendi çizgisine çekmekte Türkiye o noktaya geldi ki, terörü destekleyen ülke olarak teşhir etmeye çalışıyor ABD’yi. Neredeyse “PKK’nin arkasında ABD var” diyen noktaya geldi. Bununla güya ABD’yi ürkütüp mevcut politikalarından vazgeçirebileceğini sanıyor. Bu mümkün değil. ABD ise Türkiye’yi kendi politikasına çekmede bilinen klasik emperyalist politikaları izliyor. Şeker-kamçı politikası, bir yandan zorluyor Türkiye’yi birçok cepheden ekonomik olarak, işte Kıbrıs üzerinden, Kürdistan üzerinden, Ermenistan üzerinden zorlayarak kendine mecbur bırakmak istiyor. Diğer yandan bazı tavizler veriyor, ABD şunu gördü: belli tavizler vermezse Türkiye’yi kendi politikasına çekemeyecek. Ama asli noktalarda taviz verme durumu söz konusu değildir. Örneğin güney Kürdistan’a top atışlarına izin verdi. Anlaşma temelinde oluyor bunlar. PKK yöneticilerine karşı ortak operasyon düzenleme anlaşmaları var. En son Kerkük referandumunun ertelenmesini sağladı ABD. Bu da Türkiye’ye verilen bir taviz oluyor. Yine Türkiye-Irak anlaşması yapıldı bu da ABD’nin talebi doğrultusundadır. ABD şu noktaya çekmeye çalışıyor: eğer PKK’ye karşı ortak çalışmak istiyorsan mevcut ırak’ı kabul edeceksin, dolayısıyla güney Kürdistan yönetimini kabul edeceksin. Türkiye’yi böyle bir politikaya çekmeye çalışıyor. Türkiye ise mevcut durumda bu politik duruşu reddediyor. “Merkezi üniter bir Irak’la ancak ittifak yapabilirim” diyor. Bu anlamda ABD belli tavizler verdi ama çok zayıftır, sınırlıdır. Öyle kolay daha ileri düzeyde bir tavizin ortaya çıkartılması beklenmemelidir. Onun içinde Türkiye-ABD arasındaki politik mücadele daha devam edecektir. Önümüzdeki süreçte ABD’de yönetim değişikliği olursa bu durum değişir mi? Demokrat yönetim belki daha fazla Türkiye yanlısı olabilir. Daha çok taviz verme eğiliminde olabilir. Geçmişte de böyle bir çizgi izlediler. Fakat bir devlet politikası var, ABD’nin bölgedeki stratejik duruşunu değiştiremez. Diğer yandan ise Türkiye’ye karşı daha taviz kar davransa da yönetim iran karşısında belki de şimdiki yönetimden daha sert davranır. Onlarında iran yönetimiyle çelişkileri var. Dolayısıyla bu sefer de ABD-İran çatışması dolayısıyla doğu Kürdistan’ın durumu öne çıkar. Şu realite var, ABD politikaları için Türkiye bölge de önem taşıyor, öyle kolay kolay bırakacağı bir ülke değil ama kürtlerde Kürdistan’da önem taşıyor. ABD 75’te olduğu gibi öyle kolaylıkla kürtleri bir yana bırakamaz. Bırakırsa bölge de yenilgiye uğrar. 11 Eylül 2001 olaylarından beri yürüttüğü Afganistan ve Irak savaşlarının sonuçları tümüyle boşa gider. Dolayısıyla demek ki onu kabul edemez öyle. Belki kuzey Kürdistan’a ilişkin politikaları yok ama örneğin güney Kürdistan’ı öyle kolay terk etmesi zordur. Irak’ta etkinliği biter o zaman. Yine İran’la çelişkiler giderek doğu Kürdistan’ı öne çıkartacaktır. ABD, Türkiye’ye ihtiyaç duyduğu kadar en azından kürtlere de şimdi ihtiyaç duymaktadır. Dolayısıyla geçmişte olduğu gibi Türkiye’nin Kürtlere karşı, PKK’ye karşı ABD’nin desteğini alması mümkün değildir. Ancak ABD’nin dediğini kabul ederse, işte PKK’ye karşı kürt devletleşmesini kabul ettiği zaman belki ABD desteğini alabilir. Görülüyor ki Türkiye’nin içte ve dışta mevcut inkâr ve imha stratejisine destek bulması zayıftır. Kuşkusuz belli bir potansiyel var ama bu zayıftır. Onun için uzun vadeli bir imha savaşı yürütmesi buna dayanması zordur. Buna karşılık kürt halkının yeni bir direniş sürecini başarıyla geliştirmek açısından potansiyeli zayıf değildir. Bunu da dikkatlice değerlendirmek gereklidir. Örneğin kuzey Kürdistan’ın durumu, kuşkusuz uzun bir direniş süreci yaşadı, belli bir yıpranma ortaya çıktı. Bu bir gerçek ama önemli bir tecrübe de edindi. Belli bir gelişme düzeyi de yaşadı. Bir örgütlülük düzeyi sağladı. Bu çerçevede kendini yeniden üretme gücü de var. Çünkü her gün kendini yeniden üretmeyi bilen çizgiye sahip, PKK öncülüğü böyle bir çizgidir. Önder APO’nun çizgisi her gün kendini yeniden üretme, yeni başlangıç yapma çizgisidir. Dolayısıyla belli bir yıpranma yaşanmış olsa da potansiyel gücü çoktur. Kendini yenileyerek bir direnişi uzun vadeli yürütme imkânını ortaya çıkartabilir.
Yine yurt dışındaki kitlelerin durumu da öyledir. Çok destek verdiler. 25 yıldır gerçekten de direnişin gelişmesi için her türlü desteği veriyorlar en büyük fedakârlığı gösteriyorlar ama potansiyelleri güçlüdür, vardır. Bir direnme savaşını sürdürebilirler. Çünkü özgürlüğü tanıdılar. Onur, şeref kazandılar. Dünyaya yeni bir doğuş yaptılar. Artık yeniden bir teslimiyetçi konuma düşmeleri mümkün değildir. Yok, olabilirler ama teslim olmayı, köle olmayı asla kabul etmezler. Öyle bir psikolojiye, bir bilince ulaşmış durumdalar. Bunun yanında güneyin durumu var. Güney halkı belki geçmişten beri daha çok direnen bir halk ama o da belli bir düzey sağladı, öyle kolay kolay mevcut düzeyini terk etmez. En önemlisi doğu Kürdistan’ın durumudur. Doğun Kürdistan gerçekten de ayağa kalkmaya, isyan etmeye hazır bir potansiyeli yansıtıyor. Her an patlayabilir bir konumdadır. Nerede, ne zaman patlar, kimin başına patlar? Orası belli değil. Ama doğu Kürdistan’ın potansiyeli önemli ve büyüktür. Yeni direniş sürecini büyük ölçüde doğu Kürdistan halkının potansiyeliyle yürütülebilmesi mümkündür. Bunu sağlayacak hem gücü var hem de inancı iddiası var. Daha şimdiden bu temelde yeni direniş sürecinin görev ve sorumluluklarını omuzlama gücündedir. Böyle bir iddiayla ortaya çıkıyor. Müthiş bir mücadele geliştirme durumu var.

Demek ki kürt halkının potansiyeli savaşın yıpratıcılığına ve ağırlığına rağmen, uzun vadeli bir direnmeyi yürütme gücüne sahiptir. Bununla birlikte bölgesel ve uluslar arası alanda da geçmişe göre kürtlerin durumu daha iyidir. Ortadoğu’da süren savaş en çok kürtler üzerindeki statükoyu parçaladı. Bu bölgeyi eskiye döndürmek artık mümkün değildir. Türkiye-İran istediği kadar çalışsınlar onu gerçekleştiremezler. Çünkü bu güçlerin duruşları terstir gerçekten, politikaları ters. Ne küresel sermaye sisteminin politik duruşuyla uyumlu ne de demokratik halk güçlerinin politik duruşuyla. Her ikisine de ters konumdalar. Eski dünyayı, geride kalmış dünyayı çağ dışılığı temsil ediyorlar. Belki biraz gelişmeleri engelleyebilirler, zayıflatabilirler, darbeleyebilirler ama artık hâkim olmaları mümkün değildir. Dolayısıyla bölgesel bakımdan da kürtlerin önü açıktır. Eskisi gibi iç çatışmaya çekilmeleri de zordur. Bunu güneyli güçlerde açıkça söylüyorlar. Tam bir ulusal birlik oluşturmasalar da birbirlerine engelleyecek bir iç çatışma içine çekilme dönemi de artık aşılmıştır. O bakımdan en azından objektif olarak parçalar değişik örgütler birbirlerini güçlendirecek konumda olacaklar. Bu da önemli bir avantaj bir tür birlik oluyor. Bölgeden destek alma güçleri var. Diğer yandan Avrupa ve insan hakları çerçevesinde kürt sorunuyla ilgili yararlanma imkânı var. Bir defa belli bir kitlesi de var. Avrupa’daki çalışmaları kendi halk gücüne dayanıyor. Kürt özgürlük Hareketi kendi fedakârlığıyla, örgütlülüğüyle oluyor yani. Öyle orada kimseden bir destek aldığı yok. Önümüzdeki bu çabayı daha çok sürdürebilir. ABD politikasını da belirttik, ABD PKK’ye karşıt olabilir, Türkiye’den vazgeçmeyebilir ama en azından güney ve doğu Kürdistan kapsamında bölge politikası gereği kürtleri de gözden çıkaracak bir politikaya gidemez kolay kolay. Bu bakımdan da geçmişte olduğu gibi kürtleri karşıya alan kürt karşıtı politikalara sınırsız destek veren bir konuma ABD’nin gelmesi zor. Bölge statükosuyla politik çelişkisi vardır. Bu öyle taktik düzeyde değil, stratejik düzeyde bir çelişkidir. Bu çelişki bir dünya savaşı biçiminde çatışmaya dönüştü, devam ediyor bu çatışma. Daha da edecek yani öyle kolay kolay bitmez. Hele hele statükonun zaferiyle bitmesi mümkün değildir. O bakımdan da ABD’nin statükocu politikalarla, mevcut Türkiye, İran politikalarıyla çelişkisi devam edecektir. Bu da kürtler açısından mücadeleyi geliştirmek için belki bir fırsat, imkân sunuyor.
Burada dikkat edilirse, yeni bir direniş sürecini geliştirmek anlamında hem güçlü bir potansiyeli var kürt Özgürlük Hareketinin, kürt halkının hem de bölgesel ve uluslar arası siyaset belli bir açıklığı ifade ediyor. Fırsat ve imkân sunuyor. Geçmişte olduğundan çok daha fazla kürtlerin önü açıktır. Geçmişte çok daha kapalıydı. Kürtler açısından en kapalı dönem 1. Dünya savaşı ardından gelişen dönemdir. Tersine 1990’larla birlikte körfez savaşıyla ve Sovyet sisteminin çözülüşüyle birlikte oluşan dünyada kürtlerin önü daha çok açılmıştır. Politik olarak özgürlük ve demokrasi mücadelelerini geliştirmede daha fazla fırsat ve imkâna sahiplerdir. Bu bakımdan da yeni süreçte aktif savunma direnişini uzun vadeli kürt toplumu geliştirebilir. Eğer ısrarlı olursa, özgürlük ve demokraside tutarlı davranırsa, iddiasını sürdürürse kesinlikle bunu gerçekleştirecek bir direnişi uzun vadeli yürütme gücüne, imkânına sahiptir. Bunu başarıyla da yürütebilir. Bu konuda aslında şunu gördük biz; kürtler kolay barış yapamıyorlar. Yine barışçıl çözüm ortaya çıkaramıyorlar. Aslında direnme, savaş ortamı kürtlerin yürütebildikleri bir durum ve gelişme bununla sağlanıyor. Savaşmak değil de kürt toplumu açısından barışmak daha zor ve bir eylem gibi görünüyor. Biz şimdiye kadar 15 yıl boyunca barışçıl-demokratik çözüm istedik. Zoru başarmaya çalıştık aslında önder APO böyle bir çizgiyi başarıya götürmek istedi. Ancak gördük ki, karşıt güçler buna yanaşmıyorlar. O zaman kürt iradesini, özgür- demokratik duruşunu kendi mücadelesi ve örgütlülüğüyle sağlamak için gerekli direnişi sürdürmekten başka çare kalmıyor ve bunun sürdürülmesi için gerekli güce, potansiyele kürtler sahiptir. Bu konuda önemli bir tecrübe ve örgütlülük de kazanmış durumdalar. Bütün parçalarda direnişi geliştirme durumu da var.
İran’ın durumu da böyle bir direnişi geliştirmek açısından elverişlilik arz ediyor. O zaman diyoruz ki, bu süreçte direniş mücadelesi daha etkili geliştirilebilir. Bu bakımdan bütün yönetimlerimiz ve genelde Hareketimiz bu içinde bulunduğumuz süreçte aktif savunma mücadelesini güçlü bir biçimde geliştirme ihtiyacını belirlemiş ve böyle bir kararlılığa ulaşmış durumdadır. Özellikle Türkiye’nin dayattığı imha ve tasfiyeyi kırabilmek için merkezinde önder APO’nun durumu olan bir aktif savunma direnişini geliştirme kararlılığındadır. Önder APO’nun durumuna ilişkin talepleri de somuttur. Önder APO’nun yerinin değiştirilmesi ve tedavisinin yapılmasının somut hedefi doğrultusunda, yine “önderliği yaşa ve yaşat” sloganı etrafında, artık bu sürece yeter diyen ve yeni bir çözüm süreci geliştirmeyi öngören bir direniş konumunu bu önümüzdeki sürece dayatmayı kararlaştırmıştır. Sonuç alana kadar da bu aktif savunma direnişini sürdürmekte kararlıdır. Bu çerçevede bir direnişi Türkiye politikalarına karşı dayatıp, sürdürme temel kararlılığımızdır.
Bununla birlikte iran karşısında daha aktif bir politika izlemek gereğini belirlemiş durumdayız. Geçen süreçte çatışmaları hep en aza indirmeye çalıştık. Baharda böyle bir politika belirledik. Mümkünse savaşı derinleştirmeyelim dedik, çift yanlı bir cephe oluşmasın dedik. Yine iran ABD’yle çelişkili-çatışmalıydı. Bizde İran’ı zorlayan olmayalım dedik. Bu temelde dürüst davrandık, çaba yürüttük, her türlü fedakârlıkta da bulunduk. Birçok görüşmede yatık, hatta anlaşmaya bile ulaştık fakat gördük ki, sözde bize başka bir şey söyledi iran devleti, pratikte başka bir şey yaptı. Sözde çatışmaları durdurma kararı aldık, arkamızı döndük saldırılarla karşılaştık. Gittikçe saldırıları tırmandırdılar, anladık ki onlarda bize Türkiye’nin izlediği politikayı izliyorlar. Bir yandan umutlandırıyorlar beklenti içine sokuyorlar, diğer yandan vuruyorlar böylece irademizi kırmak istiyorlar. Şimdi bu durumu yeniden değerlendirdik, madem bu devlet böyle istiyor o zaman bizde buna karşı daha aktif ve sert politika izlemeyi uygun gördük bu süreçte. Türkiye’ye karşı olanla aynı düzeyde olmasa da iran karşısında da daha aktif bir misilleme direnişi içinde olacağız. Bu konuda bizim zorluklarımız olabilir ama İran’ın ki bizden daha fazladır. Kendisi dünyadan tecrit olmuş bir güçtür. Neredeyse ABD’yle çatışma halindedir. Kürt potansiyeli ise doğu’da çok güçlüdür. Onu harekete geçirdiğiniz ölçüde bir direnişi geliştirme imkânınız vardır. Uygun gerilla taktikleri temelinde çok fazla cepheden yaklaşmayarak, zayıf noktaları bulma temelinde saldırılar karşısında aktif misillemeyi içeren bir politik duruşu sahibi olacağız, böyle bir politikayı izliyoruz. Bu daha şimdiden önemli gelişmeler yaratmış durumdadır. Doğu kürtlerinin direnişi bütün dünyaya yayıldı. PJAK bütün dünya güçlerinin tartıştığı bir politik parti haline geldi. Daha şimdiden önemli sonuçlar almış durumdayız. Görülüyor ki, direniş önemli gelişmeler yaratıyor. Aslında doğu bir açılım alanı olabiliyor. Yeni kürt direnişinin geliştirilmesinde aslında geçen dönemde de bazı alanlar öne çıktı. Direniş tarihimize bakarsak tabi PKK öncülüğündeki özgürlükçü, demokratik direniş kuzey’de doğdu. 70’lerin sonunda bir siyasal güç haline geldi. 12 Eylül faşist askeri rejimine karşı direnişe yurt dışındaki kürtler ve güneybatı Kürdistan halkı çok büyük destek verdi. Aslında 12 Eylül faşist askeri rejimine karşı kuzey Kürdistan’da örgütlenen gerilla direnişinin en büyük destekçileri bu alanlar oldular. Güneybatı Kürdistan’a ve yurt dışına açılım sağlayarak PKK, kuzeyde gerilla direnişini oturttu. 90’lı yılların ortalarında oluşan uluslar arası komplo ittifakına dayalı gerillayı, Özgürlük Hareketini ezme amaçlı saldırılara karşı, güney Kürdistan’a açılım sağlayarak direndi. Medya Savunma Bölgeleri bu direniş içerisinde oluştu. Güney Kürdistan’a açılım da gerillayı ezme ve özgürlük Hareketini imha amaçlı saldırıları boşa çıkardı. Büyük bir direnişi 90’lı yılların ortalarında hareketimizin yürütmesini sağladı.

Şimdi 2000’lerin ortalarında uluslar arası komploya karşı direnişte, yeni bir alan doğu Kürdistan oluyor. Hem kuzeyde Kürdistan genelinde direnişe büyük destek vererek, hem de yeni bir direnme cephesi oluşturarak doğu Kürdistan halkı böyle bir açılımı sağlayacak güçtedir. Bu daha şimdiden belli olmuştur. Bu güç ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla önemlidir, ciddi bir gelişme sağlayabileceğimiz bir sahadır. Irak’ta ise oyunları bozmaya çalışıyoruz. KDP-YNK’nin yeniden oyuna gelmesini engellemeye çalışıyoruz. Çatışmalara fırsat vermemeye çalışıyoruz. Daha çok da ulusal birlik politikası izliyoruz. Bu konuda Önder APO’nun önümüze koyduğu görevler vardı. Yine bizim kongra gel genel kurulunda oluşturduğumuz ulusal konferans kararı vardı. Bu çerçevede politika yürütüyoruz. Düşmanın geliştirmek istediği oyunlar gibi bir çatışma durumunun da önü açık değildir.
Bu süreçte dış politikaya da önem vermek istiyoruz. Mevcut politik yaklaşımlarımız çerçevesinde kararlılığımız böyledir. Dış ilişki ve ittifak çalışmalarını daha örgütlü ve sistemli ele alıp yürütmek bunun için çeşitli toplantılar da yapıldı. Öyle olursa eğer o zaman dış ilişki çalışmalarımız belki Türkiye’nin ki gibi olmaz ama yeni bir alan olarak Hareketimizin görüşlerini yansıtmada bir açılım sağlayabilir. Politik duruşumuz son toplantılarda bu şekilde belirlenmiştir. Tabi bunları belirlemek yetmiyor, uygulayabilmek de önemlidir. Daha önemli olanı pratik uygulamadır. Pratikte bu uygulamayı başarıyla sağlatacak tarzı, taktiği yakalayabilmektir. Pratik uygulamayı gerçekleştirebilecek bir örgütsel duruşu, yönetimsel duruşu ortaya çıkartabilmek başarıyla pratiği yürütecek tarzı, üslubu yakalayabilmektir. Biz son toplantılarımızda pratiği geliştirme kararı aldık. Pratiği geliştireceksek o zaman tabi bunu yürütecek örgütü, yönetimi, kadroyu

Ciglik Oluruz Isyanlara
Türkü Oluruz Sevdalara
Reber Oluruz Cikmazlara
Umut Oluruz Özgürlüge !!!

Düsmana inat Ayaktayiz
Ihanetlere inat Sevdaliyiz
yasaklara inat Daglardayiz
inadina inat KÜRDÜZ Variz Ve Burdayiz !!!
H£WiDAR isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks
Etiketler
aktif, apocu, götürecektir, militanlığı, savunma, zafere



Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cvpl Son Mesaj
Aktif savunma apocu militanlığı zafere götürecektir -2- H£WiDAR ÖNDERLiK, Genclik ve Savunma Gücleri 0 10-01-2008 17:29
Aktif savunma apocu militanlığı zafere götürecektir -1- H£WiDAR ÖNDERLiK, Genclik ve Savunma Gücleri 0 10-01-2008 17:28


WEZ Format +2. Şuan Saat: 11:53.

Bu sitede yayinlanan program ve içerikler tamamen tanıtım amaçlı olup yayıncı yada hak sahibi isteği doğrultusunda paylasimdan kaldırılır.Lütfen info@jiyan-board.com mail adresinden bizimle irtibata geçiniz.Dosyalar alıntı olup sunucumuzda barındırılmaz.Lütfen Kullanıcı sözleşmesini tekrar gözden geçiriniz.Sitemiz dışındaki linklerden sitemiz sorumlu değildir.
Site Öz Geçmişimiz : jiyanboard.com jiyanboard.net jiyanboard.org jiyanboard.de jiyanname.de jiyan-board.com jiyan-board.org jiyan-board.net
Design By: JB-Team
Powered by JBulletin® Jiyan-Board Version
Copyright ©2007 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
Kurd Top List Submit website

ROJACIWAN | HPG-ONLINE | CMG-TEAM | EVINDARIM.ORG | CAVEN JIYAN | BIZEKALAN.NET | KURD WEBMASTER | TAK |