Jiyan-Board


FORUM Portal Albümlerim Sosyal Gruplar Kimler Online Bugünki Mesajlar
Geri git   Jiyan-Board.NET > Özgür Ülke -Siyasi Serbest Kürsü - Gündem - Haberler > ÖNDERLiK, Genclik ve Savunma Gücleri
Kayıt ol CezalilarTüm Albümler Roj Tv Zindi Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

ÖNDERLiK, Genclik ve Savunma Gücleri Önderligimiz, genclik ve Savunma gücleri ile ilgili Hersey...BURADA YAYINLANACAK HER KONU VE MESAJ YÖNETICI KONTROLÜNDEN GECECEKITR....

Konu Bilgileri
Konu Başlığı
Aktif savunma apocu militanlığı zafere götürecektir -1-
Konudaki Cevap Sayısı
0
Şuan Bu Konuyu Görüntüleyenler
 
Görüntülenme Sayısı
31

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 10-01-2008, 17:28   #1 (permalink)
Vip Uye
 
H£WiDAR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
Activity Longevity
0/20 1/20
Today Mesajlar
0/5 sssss1554
Üye No: 291
Mesajlar: 1,554
Konular: 289
Referanslari: 1
Arkadaslari: (25)
Yaş: 20
Cinsiyet:
Kullandigi Tesekkür: 6
Aldigi Tesekkürler: 45
REP Gücü Puanı: 722
Aldigi REP Puani: 9768
H£WiDAR is an unknown quantity at this pointH£WiDAR is an unknown quantity at this pointH£WiDAR is an unknown quantity at this pointH£WiDAR is an unknown quantity at this pointH£WiDAR is an unknown quantity at this pointH£WiDAR is an unknown quantity at this pointH£WiDAR is an unknown quantity at this pointH£WiDAR is an unknown quantity at this pointH£WiDAR is an unknown quantity at this pointH£WiDAR is an unknown quantity at this pointH£WiDAR is an unknown quantity at this point
Ruh Hali:
Son Aktivitesi: 01-01-2010 :   17:12 
Toplam Online Süresi: 5 Gün 13 Saat 34 Dakika 31 Saniye
Submit to Clesto Submit to Digg Submit to Reddit Submit to Furl Submit to Del.icio.us Submit to Jeqq Submit to Spurl
Standart Aktif savunma apocu militanlığı zafere götürecektir -1-

Aktif savunma direnişi var olan yönelimleri ve konsepti boşa çıkararak, Apocu militanlığı zafere götürecektir! -1-
28 Ekim 2007
Duran Kalkan


Aktif savunma temel gündemimizi oluşturmaya devam ediyor. Sürecin görevlerinin başarıyla yerine getirilebilmesi için her şeyden önce, sürecin doğru kavranması, derinlikli anlaşılması ve iyi planlanması gerekiyor. Bunu sağlayabilmek için Hareket olarak bir süreden beri tartışma yapıyoruz. Daha genel anlamıyla bu tartışmaları, 2005 yılı sonunda Şemdinli olayı arkasından başlattık. 2006 yılında çeşitli düzeylerde tartıştık. Ateşkes süreciyle birlikte tartışmaları, daha çok Önderliğimiz yürüttü. Bir yandan 1 Ekim 2006’da başlatılan beşinci tek yanlı ateşkes sürecinin stratejik başarısı için çalışırken, diğer yandan da ateşkesin stratejik başarıya dönüşmemesi durumunda oluşacak siyasi ve askeri durumu analiz etmeye çalıştı. Yoğunlaşmalarını sürekli avukatlarla görüşmelerde dile getirdi. Basına ve kamuoyuna bu biçimde ulaştırmak istedi. Yine henüz avukatlara verilmemiş olan son savunmasında da kapsamlı bir teorik özetlemeye tabi tuttuğunu, görüşlerini bu biçimde ifade etmiş olduğunu belirtti.
Önderlik yoğunlaşmaları temelinde, bizde Hareket ve halk olarak bu süreci tartıştık. Anlamaya çalıştık. Önemli bir yoğunlaşma oluştu bizde, son olarak da 2007’nin başından itibaren farklı örgüt ve kurumlarımızın geliştirdikleri toplantılarda bu konuyu temel gündem yaptık. Somut değerlendirmeye ve bu temelde gereken karar düzeyini ortaya çıkarmaya çalıştık. HPG 4. Konferansı en başta bu tartışmaları yapan ve karar düzeyini ortaya çıkaran toplantı oldu. Daha sonra Kongra Gel 5. Genel Kuruluda sürecin çok yönlü değerlendirmesini yaparak, Hareketimizin izlemesi gereken politik çizginin kararlaştırılmasını sağladı.
1 Ekim ateşkesinin politik mücadele sınırında kalması, stratejik kazanıma dönüşmemesi soncunda Hareket olarak yaptığımız bu değerlendirmeler ve aldığımız kararlar sonucunda, izlenmemiz gereken yeni mücadele çizgisini ortaya çıkardı. Böyle bir gelişme sürecinde, Türkiye yönetimi kendi içinde seçim tartışmasına girdi. Daha doğrusu 2006 Temmuz’unda planlayıp uygulamaya koydukları, PKK’yi imha ve tasfiye planı, beşinci tek yanlı ateşkes girişimi ve onun etrafında geliştirilen çabalarla boşa çıkartılınca, Türkiye yönetimi bir an politikasız, boşlukta kaldı. Bu durum devleti yöneten kurum olarak genelkurmayı ciddi bir telaş ve kaygı içine soktu. Bunu aşabilmek için cumhurbaşkanlığı seçimleri kriz haline getirildi. Genelkurmay başkanlığı, 27 Nisan tarihli muhtırasını verdi. Bir yandan Kürt halkı düşman ilan edilip, yani yeni bir düşman tanımı daha net yapılırken, diğer yandan da bir koalisyon biçiminde olan AKP, genelkurmay çizgisiyle, daha doğrusu Klasik cumhuriyetçi çizgiyle yeniden uzlaşmaya zorlandı. Sonuçta böyle bir uzlaşmanın yöntemi olarak, 22 Temmuz erken seçimi bir yol olarak benimsendi. Dolayısıyla PKK’yi imha ve tasfiye planının başarısız kalması ortamında, oluşan siyasal boşluğu gidermek için yürütülen mücadele, cumhurbaşkanlığı seçiminin krize dönüşmesi ve erken seçim sürecinin gündemleşmesi temelinde, genelkurmay-AKP yönetimi arasında yeni bir uzlaşmayla sonuçlandı. Bu uzlaşma tabi anti-Kürt bir uzlaşmaydı. Başarısız kalmış olan PKK’yi imha ve tasfiye planının yenilenmesi, yeniden şekillendirilmesi geçmiş sürecin tecrübelerinden de dersler çıkartılarak daha etkili, gerekli yeniliklerin yapılması temelinde oldu.

Böylece seçim tartışmaları ortamında Türkiye’nin hem yeni yönetimi belirlendi, hem de bu yeni yönetimin izleyeceği politikaların, oluşturacağı programın temel ilkeleri, Y. Büyükanıt-T. Erdoğan görüşmelerinde ortaya çıkartıldı. Türkiye’nin yeni yönetiminin de genelkurmay-AKP uzlaşması temelinde oluşturulacağı netleştirildi. Ateşkesin devamı olarak ortaya çıkan bu sürece de uygun bir politika dayatmaya çalıştık. Mademki yeni bir seçim süreci gündeme gelmişti, o zaman ona denk düşecek bir politikayı izlemeyi bir yandan siyasal mücadeleyi halkın demokratik taleplerini ortaya koyma çalışmalarını geliştirirken, diğer yandan da seçimi zora sokmayacak, seçimden demokratik güçler ve kürt halkının yararına sonuçlar alacak bir politik yaklaşımı izledik. Sonuçta seçimlerde gerçekleşti. Her şey tartışmaları yürütülen mücadelenin sonuçlarına uygun gelişti. Genelkurmay-AKP uzlaşması seçimden önemli bir sonuç alarak çıktı. AKP’nin seçim başarısı sonucunda diğer partiler, CHP, DP gibi partiler düştüler.
Bizim izlediğimiz politika da istendiği gibi olmasa da önemli bir sonuç verdi. Kürt Halkının seçimle ortaya çıkmış yasal temsilcileri diyebileceğimiz bir grup TBMM’de oluştu. Bu durum elbette eğer kürt sorununun barışçıl-demokratik çözümü istenilirse, öyle bir çözümün gerçekleştirilmesi için halk adına taraf olacak bir merciin ortaya çıkartılması, dolayısıyla kürt cephesinden somut muhatabının ortaya çıkartılması oldu. Ancak gördük ki, seçim sonrası meclis yönetimi, cumhurbaşkanlığı, yeni hükümetin şekillenmesi temelinde izlenen politikalarda açıkça ortaya çıktı, yeni AKP yönetiminin kürt sorununun barışçıl-demokratik çözümü diye bir politik yaklaşımı söz konusu değil. Tam tersine o inkâr ve imha çizgisini başarıya götürmekte kararlı ve ısrarlı bir tutumun sahibi görünüyor. Geleneksel, klasik cumhuriyet hükümetlerinden ve özellikle son 25 yılda ortaya çıkartılan özel savaş hükümetlerinden herhangi bir farkı yok. Aynı sözleri tekrarlıyor, aynı ilkeleri programına koymuş durumda ve aynı tarz bir politika izliyor. Bırakalım seçimlerle ortaya çıkan kürt halkının yasal temsilciliğini oluşturan grup ile kürt sorununun barışçıl-demokratik çözümünü gerçekleştirmek üzere diyalog kurmayı, tam tersine o grubu Kürt Özgürlük Hareketinin imha edilmesinde bir araç olarak kullanabilmek için çaba harcıyor. Bu meclis grubuna yaklaşımı kendisi gibi o grubun da, Türk özel savaşının bir aracı-aleti durumuna gelmesini istemesidir.
Böyle olunca biz yeniden bir durum değerlendirmesi yapma ihtiyacı duyduk. Hareketimizin değişik organları bu temelde yeniden toplantılar yaptılar. Tartışma, değerlendirme ve karar oluşturma süreci içine girdiler. Farklı örgütlerimizin yönetim kademeleri 22 Temmuz seçimi ardından ortaya çıkan askeri siyasi durumu yeniden değerlendirmeye aldılar.
Bu temelde öncelikle Ağustos ayı başında HPG Komuta Konseyi toplantısı yapıldı. Sonuçlar örgüte ve kamuoyuna sunulmuştu. Daha sonra Eylül başında ideolojik yönetimimiz, PKK Meclisi toplandı, PAJK yönetim toplantısı oldu. İdeolojik partilerimizin yönetimleri bu biçimde yeni süreci değerlendirmeye ve kararlaştırmaya çalıştı. Onu takiben KCK Yürütme Konseyi toplantısı oldu. Politik-pratik faaliyetleri yürüten siyasi yönetimimizde, hem geçen dönemin pratik çalışmalarının sonucunu değerlendirdi, hem de 22 Temmuz seçimleriyle ortaya çıkan siyasi, askeri durumu analiz ederek yeni süreçte izlememiz gereken politikaları kararlaştırdı. Tüm bu toplantılardan ortaya çıkan sonuçları Kongra Gel Genel Kurulunun komisyonlar toplantısına taşıdık. Ara dönem toplantısı adıyla yapılan dar genel kurul toplantısında, askeri, ideolojik ve siyasi kurumlarımızın toplantılarında ortaya çıkardığı sonuçları tartışarak tüm Hareketimizi bağlayacak değerlendirme ve karar düzeyini bütünleştirecek, birleştirecek bir yeni süreç kararlaşmasına gittik.

Bu temelde 22 Temmuz seçimlerinin ortaya çıkardığı sonuçları, kapsamlı analize tabi tutmuş ve izlememiz gereken sonuçları belirlemiş olduk. Aynı zamanda da Şubat başında HPG 4. Konferansının, Mayıs ortasında da Kongra Gel 5. Genel Kurulunun stratejik bakımdan aktif savunma duruşu olarak tanımladığı, kararlaştırdığı yeni sürecin aktif bir şekilde pratiğe geçirilmesini, seçimler ardından ortaya çıkan politik, askeri durumun Hareketimizin önüne böyle bir görevi netçe koyduğunu tespit etmiş olduk. Bizi böyle bir politik-taktik karara götüren, aktif bir uygulamaya ihtiyaç duyulan, politik-askeri sürecin doğru anlaşılmasına yol açan her şeyden önce, Önderliğimizin durumu ve Türkiye’nin yeni yönetiminin Önder APO’ya yaklaşımlarıydı. Bu çerçevede bütün söz konusu ettiğimiz toplantılar en başta Önderliğimizin içinde bulunduğu durumu ve Önderliğimize yöneltilen imha amaçlı saldırıların ulaştığı boyutu değerlendirdi. Bu konuda daha önce 1 Mart’ta kamuoyuna Önderliğimize yönelik sistematik bir zehirleme uygulamasının yürütüldüğünü duyurmuştuk. Öyle bir sonuca 8–9 aylık bir araştırma-inceleme sonucunda Önder APO’ya ilişkin bazı numunelerin muayene ettirilmesi sonucunda ulaşmıştık. Ulaştığımız bu sonucu halka ve kamuoyuna duyurarak bir yandan bu biçimde deşifre ederken, diğer yandan Kürt halkının ve demokratik güçlerin bu durumu gidermek için mücadele etmesini sağlamak istemiş ve çağrıda bulunmuştuk. Bunun üzerinden yine önemli bir süreç geçmişti. Hükümetin çeşitli açıklamaları bizim bu duyurumuz ardından gelişti. Kürt halkının, gerillanın ve bazı dost çevrelerin bu çerçevede Önder APO’yu sahiplenen ve o insanlık dışı saldırıyı durdurmayı hedefleyen mücadelesi gelişmişti.
Bu mücadelenin bir sonucu olarak AB çerçevesinde bir insan hakkı kuruluşu olarak, işkenceyi önleme komitesinin bir girişimi ortaya çıkmıştı. Bir heyetlerini İmralı’ya göndermişlerdi. 2 gün boyunca adada kalmış, önder APO’yla değişik toplantılar yaparak çeşitli konuları görüşüp, tartışmışlardı. Biz bu geçen süre içinde bir yandan duyarlılığımızı korur, önder APO’ya yöneltilen imha saldırılarına karşı belli bir direnişi sürdürürken, diğer yandan da uluslar arası alanda saygınlığı olan böyle bir kuruluşun daha başarılı çalışmalar yapması için uygun ortamı yaratmak ve onun çalışmalarının sonuçlarını görmek istemiştik. Fakat uzun süre geçmesine, yine Hareket olarak birçok girişimde bulunup, çağrılar yapmamıza rağmen bu kurumun yaptığı çalışmalardan hangi sonuçlar aldığını, dolayısıyla da bu zehirlenmeye karşı ne tür girişimlerde bulunduğunu kamuoyuna duyurma yönünde herhangi bir açıklaması olmadı. Bu durum bizi daha endişelendirdi. Giderek fazla bir şeyin yapılamadığı kanısına götürdü. Bu da bizim ulaşıp kamuoyuna duyurduğumuz tespitlerin doğruluğuna dair kanaatimizi daha çok artırdı. Resmi kamuoyuna dönük açıklamaların olmaması, Hareketimize ve kür halkına herhangi bir somut bilginin verilmemesine rağmen, son dönemlerde işkenceyi önleme komitesinin yaptığı çalışmalara dair bu temelde Önderliğimizin durumuna ilişkin resmi ve kesin olmayan ama ciddiyeti olan bilgilerde edindik. Öğrendik ki, işkenceyi önleme komitesinin gönderdiği heyetin Önder APO’yla görüşmesine Türkiye yönetimi ciddi engel ve zorluklar çıkarmış. Günlerce görüşmeyi engellemiş, bekletmiş. Ancak cumhurbaşkanlığı, başbakanlık düzeyinde karar verilerek ve yine önder APO’ya dair herhangi bir numunenin Türkiye sınırları dışına çıkartılmaması konusunda anlaşmaya ulaşılarak, ancak söz konusu heyetin İmralı’ya gitmesi imkân dâhilinde olmuştur. Bu bile Türkiye yönetiminin yaklaşımını anlamak açısından aslında yeterlidir. Çünkü anlaşmalarla bağlı olduğu kurallara, hukuka uymamayı ifade ediyor. Bunu bile göze aldığına göre, Türkiye yönetimi o zaman hem zehirleme olayını doğrulamış oluyor hem de bu politikayı yürütmekle ısrarlı olduğunu göstermiş oluyor. Daha ötesi bu heyetin çok sınırlı da olsa yaptığı bazı çalışmalardan Önder APO’nun sinüzit hastalığının çok ağırlaşmış bir düzeye ulaştığı tespitini yaptığını öğrendik. Bu önder APO’nun avukatlara işte bir doktorun gelip işte sinüzit hastalığının arttığını diğer rahatsızlıkların buradan kaynaklandığını, bunun giderilmesi içinde bazı haplar verdiği biçimindeki açıklamalarla da doğrulandı. Çok kesin olmasa da böyle bir sonuca da CPT heyetinin önderlikten numuneler alıp inceletmekten ziyade Önderliğimizin içinde bulunduğu ortamın tetkik edilmesi, incelemesi sonucunda ulaştığı yönünde de bilgiler var.
2006 baharında Önderliğimizin kaldığı yere dönük yapılan onarım çalışmalarının oldukça planlı-maksatlı olduğu anlaşılıyor. Önder APO’da birçok kez ifade ediyordu, “pencereleri kapatınca havasızlıktan boğuluyorum, pencereleri açınca da müthiş bir soğuk oluyor olduğum yerde duramıyorum, dondurucu bir etki yapıyor soğuk” diyordu. Böylece ne pencereyi açabiliyor, ne de kapatabiliyor. Besbelli ki, hem bir işkence sistemi onarım adı altında ortaya çıkartılmış hem de gerçekten de sağlık durumunu bozucu, hastalıklar türetip geliştirici bir sistem yaratılmış. Bu düzene bağlı olarak yerleştirilen klima düzeni odada nem artırıcı özellik taşıyor. Diğer yandan da perdelere kadar boyanmış bu boyanın özelliği nem tutucu ve arttırıcı olması. Pencere kapatılınca havasız, oksijensiz kalınıyor, pencere açılınca klimanın etkisiyle oda da nem oranı artıyor ve söz konusu boya hem bu nemi artırıyor hem de oksijeni azaltıyor. Bunun planlı amaçlı bir uygulama olduğu kesin. Çünkü Önder APO’nun sağlık durumuna en ters ortam, sağlığını en bozucu ortam nemli ortamdır. Bunu herkes biliyordur, Türkiye yönetimi de biliyordur. Dolayısıyla sistematik zehirleme olarak bizim tespit ettiğimiz sonucun böyle bir sistemle geliştirildiği büyük ölçüde ortaya çıkmış oluyor. Uygulamanın somut sonucu Önder APO’nun sinüzit hastalığının çok ağırlaşmış bir düzeye ulaşması, öyle ki acil ve yetkin tedavi olmazsa sağlık durumunun tehlikeye girme ihtimalinin olduğu net belirtiliyor. Yine Önderliğimizin kendisi ifade etti: nefes borusunun iflas ettiğini, işlevsiz hale düştüğünü, kendisini muayeneye gelen doktorların söylediğini belirtti. Bu da önemli bir durumu ifade ediyor. İkinci bir hastalık durumu oluyor. Kuşkusuz nefes borusunun çalışamaz, işlev göremez hale gelmesi kendiliğinden olmuyor, sigara içmiyor farklı maddeler almayan bir kişinin nefes borusu niye iflas etsin? Besbelli ki, zehir soluyor. Bulunduğu ortamda zehir solumasına yol açacak bir durum yaratılmış bulunuyor. Başka ne tür hastalıklar oluşmuştur bilemiyoruz. Bilinen hastalıklar bu düzeydedir.
Tedavi anlamında işkenceyi önleme komitesinin Türkiye’den talepte bulunduğu ama Türkiye yönetiminin bu talebe olumlu karşılık vermediği yönünde duyumlar almış bulunuyoruz. Tedavi yaptırmadığı, yapılmasına izin vermediği gibi işte bir doktor göndererek birkaç hap vererek sinüzit hastalığını tedavi ediyormuş çabası içerisinde de Türkiye devleti, bunun bir tedavi yaratmayacağı, ağırlaşmış sinüzit hastalığının bu biçimde tedavi edilemeyeceği, tersine aslında bir oyalama zaman kazanma sağlık durumunun sağlığının daha da bozulmasına yol açma çabası olduğu, bu biçimde kendisinden tedavi isteyen kurumları da aldatmaya, oyalamaya çalıştığı anlaşılıyor. Bu bakımdan hem edindiğimiz bu bilgiler, duyumlar hem de Önder APO’nun çeşitli zamanlarda avukatlarla yaptığı görüşmeler de kamuoyuna dönük yaptığı açıklamalar bize şunu net gösterdi: sistematik imha saldırısı söz konusudur. Bu şimdiden sağlık durumunu ciddi bir biçimde bozan hastalıkları ortaya çıkarmış bulunuyor. Bunların acil ve yetkin bir tedavisi gerekiyor. Hem Önderliğin belirttikleri hem edindiğimiz bilgiler acil ve yeterli tedavi olmazsa hayati tehlikenin söz konusu olduğu yönündedir. Bu da işin ciddiyetini görmek, anlamak açısından yetiyor.

Demek ki, genelkurmay-AKP uzlaşmasının ortaya çıkardığı PKK’yi imha ve tasfiye planının birinci adımı bu tür uygulamalarla Önder APO’nun imhasını hedefliyor. Bu çok net ve kesindir. Böyle olunca elbette ki daha farklı askeri durum değerlendirmesi yapmaya gerek kalmıyor. Aslında en büyük siyasi olay bu durumun kendisidir. En net siyasi sürecin tanımlanması, anlaşılması açısından bizi en çok netleştiren olay budur. Elbette Önder APO’ya bu düzeyde işkence durumuyla bir imha saldırısını dayatmak, sadece bir kişiye dönük saldırı değildir. Durduk yere olmuyor, süreçle bağlantılı, siyasi anlamı var ve kürt halkına dayatılan inkâr ve imha sürecinin birinci elden pratikleştirilmesini, hayata geçirilmesini ifade ediyor. Bu bakımdan bu bilgileri edindikten sonra uzun uzadıya siyasi, askeri durumun özelliklerini değerlendirme, tartışmaya ihtiyacımız çok fazla kalmıyor. Toplantılarımızda esas olarak böyle bir yaklaşım göstermiştir. En önemli siyasi olay; Önder APO’nun içinde bulunduğu durum ve sağlık koşullarıdır. Önder APO’ya zehirleme temelinde dayatılan imha girişimidir. Bu yeni Türkiye yönetiminin genelkurmay-AKP uzlaşmasına dayanan bu yeni yönetimin, oluşturduğu konseptin izlediği politikanın özünü veriyor. Bu bakımdan nasıl bir politik süreç içinde olduğumuzu anlamak açısından bu durum aslında gerçekleri fazlasıyla aydınlatıcı niteliktedir. Bu çerçevede gerillaya dönük imha saldırıları, operasyonların arttırılması, halka dönük baskılar, tutuklamalar, işkence daha önce güney Kürdistan’da Şengal katliamında görüldüğü gibi son dönemlerde de Dersim’den Beytüşebap’a kadar, Kuzey’de halka dönük geliştirilen katliamlarda görüldüğü gibi dayatılan katliam saldırıları aslında bir bütünlük oluşturuyor. Yeni yönetimin izlemekte olduğu politikaları açıkça gösteren, anlatan niteliktedir. Şu net ortaya çıkmış durumda; genelkurmay-AKP uzlaşması temelinde yenilenen Türkiye yönetimi, yeni bir imha ve tasfiye konseptini ortaya çıkartmış ve onu uygulamakla kendini görevlendirmiş bir yönetim kurumudur. Bu konuda en ufak bir kuşku, herhangi bir tereddüt artık kalmamıştır. Bu bakımdan da böyle bir politikanın yürütüldüğünün en somut göstergesi Önder APO’ya yönelik saldırı oluyor. Biz Hareket olarak, halk olarak hep şunu söyledik: “önder APO’ya yaklaşım savaş ve barış gerekçemizdir” kürt halkı ulusal demokratik iradesini Önder APO şahsında somutlaştırmış ve uygulamaktadır. Dolayısıyla Önder APO’ya dayatılan imha, kürt halkına dayatılan inkâr ve imhadır, katliamdır. Zaten somut pratiğe bakıldığında tüm bu alanlara dönük birbiriyle bağlı olan, bütünlük oluşturulan bir saldırı konseptinin hayata geçirildiğini görüyoruz. Önder APO’ya böyle vahşi, insanlık dışı yöntemlerle saldıranlar gerillaya da kirli savaşın tüm yöntemlerini dayatıyorlar. Savaşı en ileri düzeye tırmandırıyorlar. Gerillayı ezme ve marjinal duruma getirme temelinde kürt halkının özgürlük iradesini yok etmeye çalışıyorlar. İfade ettik aynı durum halka da tutuklama, işkence ve katliam olarak yansıyor. Bunu Kürdistan’ın bütün parçalarında ve yurt dışındaki halk üzerinde yapıyorlar. Türkiye yönetiminin böyle bir politik konsept oluşturduğu ve bunu uygulamakta ısrarlı olduğu artık tartışmaya yer bırakmayacak kadar kesinleşmiş durumda. Tüm uygulamalar buna dönüktür zaten.
Dikkat edilirse cumhurbaşkanı seçilen Abdullah Gül, ilk icraat olarak Kürdistan’ı fethe yöneldi. Van’dan Hakkâri’ye, Siirt’den Şırnak’a ve Amed’e kadar adeta zafer arayan bir komutan edasıyla, Kürt halkını aldatmaya dönük yaklaşımlar temelinde tabi devlet adına, sömürgeci sistem adına Kürdistan’ı fethetmeye çalıştı. Önce Kürdistan’a sefer yaptı, ardından Kıbrıs’a. Türkiye devletinin milli mesele saydığı iki alandır bunlar. Şunu gösteriyor ki; yeni hükümet ve cumhurbaşkanı Kürdistan’ı ve Kıbrıs’ı fethetme görevini önüne koymuş durumda. Genelkurmay çevreleri her gün açıklama yapıyorlar, yürüttükleri saldırılara paralel. Kara kuvvetleri komutanı İlker Başbuğ sadece PKK’yi ve Kuzey halkını değil güney Kürdistan yönetimini ve halkını da tehdit eden somut açıklamalar da bulundu. Anayasaya kürtlere dair en küçük bir şeyin konamayacağını resmen duyurdu. Bir de ABD’yi ciddi bir biçimde tehdit etti bu nedenle. Eğer kürtlere karşı Türkiye’yle birlik olmazsa, Irak’ta ABD’nin işini zora sokacaklarını resmen ilan etti. Y. Büyükanıt bu açıklamaları tırmandıran, ileri götüren, herkesi tehdit eden açıklamalar yapıyor. Terörün beyni Ankara’daymış, meclise girmiş 22 Temmuz seçimleriyle ortaya çıkan Türkiye’nin demokratik çözümü için bir avantaj konumunda olan DTP grubunu baş düşman ilan ediyor. Saldırganlık düzeyi bu çerçevededir. Yeni bir dış işleri bakanı bulmuşlar, Avrupa’dan ABD’ye birçok alanı dolaşıyor; “ yeğenimi vurdular” diye adeta herkesi PKK’ye karşı tavır almaya çağırıyor. Duygu sömürücülüğünü yapmak istiyor. Bir de başbakan var, neredeyse artık Ankara’yı bıraktı, karargâhını Washington’a taşıdı. Dünyanın bütün devlet yöneticileriyle görüşüyor, PKK’Ye ittifak oluşturmaya, uluslar arası komployu yeniden şekillendirmeye çalışıyor. ABD’yi tehdit eden açıklamaları o da sürdürüyor. İşte “PKK sınırda devlet olmuş da topları, tankları varmış dolayısıyla güvenlikleri tehdit altındaymış” açıklamalarında bulunuyor. Tıpkı T. Çiller’in; “PKK’nin helikopteri var” demesi gibi T. Erdoğan da, “tankı var” diyerek müttefiki olan güçleri anlaşmalardan doğan hükümler gereği, PKK’ye karşı kendilerini desteklemeye çağırıyor. Hükümetin daha doğrusu yeni Türkiye yönetiminin tutumu nettir.
Genelkurmay bunu şöyle özetledi; “ eğer ABD mevcut politikasından vazgeçmez ve Irak bölünür ise Türkiye’nin düşmanlık anlamında birinci önceliği güney sınırı olacak” dedi. Güney Kürdistan yönetimini dolayısıyla kürtleri Türkiye’nin güvenliğini tehdit eden birinci risk kategorisi olarak tanımladı. Yani düşman sayacağını ve savaşacağını ilan etti. Şunu söylemek istedi; “bu dünya da ya güney Kürdistan yönetimi var olur, ya ben var olurum, ikimiz birlikte var olamayız” dedi. Bu denli bir düşmanlık tanımı ve savaş ilanı yapmış durumda. Şimdi Türkiye yönetiminin bu politikasını belli ölçüde İran destekliyor. AKP ile İran İslam cumhuriyeti yönetimi arasında stratejik işbirliği var. Biz bunu biliyoruz. Birçok kez İran’lı yöneticiler bunu söylediler. Zaten ideolojik olarak da birbirine yakındırlar, aynı politikayı temsil ediyorlar. Yani siyasi islamın uygulayıcı güçleri konumundalar, sadece mezhep farkları var arada. Ama siyasi islamı hayata geçirme de benzerlikleri var. Bir de kürt karşıtlığında dar, fanatik milliyetçilik anlamında ortak çizgiye sahipler. Fars milliyetçiliği de kürtler karşısında adeta aynı faşist türk milliyetçiliği gibi bir politik duruş sergiliyor. Bu anlamda da kürt halkına onun özgürlük mücadelesine karşıtlıkta da ortaklıkları var. Bu çerçevede iki yönetim birlikte hareket ediyor. Türkiye yönetiminin söz konusu imha ve tasfiye politikasını İran yönetimi destekliyor. Bir ittifak halinde birlikte yürütüyorlar bu politikayı. Suriye yönetimi de bu ittifaka ortak olmuş durumda, fakat Suriye yönetimi kendi sorunlarıyla uğraşır durumda. O nedenle çok güçlü destek veren bir konumda değil bu ittifaka ama anlayış olarak bu ittifaktan yanadır. Son dönemlerde bu ittifaka Irak yönetimini de katmak için yoğun bir çaba yürüttüler. ABD’yi suçladılar durmadan, ağır tehditlerde bulundular. Yine benzer tehdit edici yaklaşımları Irak yönetimine karşı da yürüttüler. Bu çabalar ardından Irak başbakanı Maliki’nin, Ankara ziyaretinde bir protokol imzalamışlardı. Daha sonra da geçtiğimiz hafta içerisinde de, PKK’yi terör örgütü sayan bir anlaşma Türkiye ve Irak yönetimleri imzaladılar. Bu anlaşmanın Saddam yönetimiyle Türkiye’nin yaptığı anlaşmadan farkı, “sıcak takip maddesini” içermemesi, yani gerilla güçlerine karşı Irak sınırları içerisinde Türkiye’nin operasyon yapma hakkının olmaması. Bu konuda da hava operasyonuna daha önceki yapılan anlaşmalarla izin veriliyor. Aslında durmadan top, havan atışı yapıyorlar zaten. Hem Türkiye yapıyor, hem İran yapıyor Güney Kürdistan dağlarına hava saldırısı yapabiliyorlar bu biçimde. Fakat kara operasyonuna bu anlaşma izin vermiyor. Bu anlamda belli ölçüde yeni Irak yönetimini de, Türkiye’nin bu politikalarına destek verir hale getirdiler. En azından PKK’yi terör saymayan bir siyasi alandı, onu da kapatmak istediler ve bu anlaşma ile kapatmış oldular. Bu biçimde tabi Güney Kürdistan yönetimini de Irak bütünlüğü içerisinde, yeniden PKK’ye karşı mücadeleye katılır bir konuma getirmeye çalışıyorlar. Bunlar aynı düzeyde kabul etmiş değiller. Geçmişte olduğu gibi PKK karşıtı cephede tümüyle yer almış bulunmuyorlar. Kaldı ki yeni bir durumda ortaya çıktı. Yeni Türkiye, Irak anlaşması karşısında nasıl bir tutum takınacakları merakla bekleniyor. Çünkü bu anlaşmayı Türkiye gündemleştirdi ve yaptırdı. Türkiye’nin de bu anlaşmayı isteyen yöneticilerinin açıklamalarına göre Güney Kürdistan’daki oluşum daha büyük bir tehdit, daha ileri bir terör gücü sayılıyor. PKK adı altında aslında Türkiye, Irak’la yaptığı terör anlaşmasında PKK’den daha fazla Güney Kürdistan yönetimini terörist sayıyor. Şimdi KDP ve YNK bunun karşısında nasıl bir tavır alacaklar? Kendilerini de terörist sayan bir anlaşmayı nasıl kabul edecekler, henüz netleşmiş değil. Sonuçları merakla beklenen, ilginç olan budur.
Türkiye yönetimi AB’nin de desteğini almaya çalışıyor, bu izlediği politikalarda. Bunun için yeniden ekonomik ihaleleri gündeme getirdiler. Yoğun bir diplomatik faaliyet yürütüyorlar. AB ile ilişkilerini Kürt karşıtı bir noktaya çekmeye burada, bir sonuca götürmeye çalışıyorlar. En son cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, AK’yi ziyareti oldu önceki gün Çeşitli açıklamaları, konuşmaları oldu. Avrupa’nın bu en üst kurumunda Türkiye’nin cumhurbaşkanı, üç parçalı bir federasyon olmuş Irak’ı kabul etmeyeceklerini açıklamış bulunuyor. Yani mevcut ABD politikasına açıkça karşı çıkmış bulunuyor. Bu temelde AB’yi kendi politikalarına kazanmaya çalışıyorlar. Benzer biçimde ABD’yi de bu politikalara kazanma çabaları var. Zaten açık şantaj, tehditte bulunuyorlar. Bir yandan da tabi çeşitli tavizler veriyorlar. Özellikle AKP kanadı, ABD’nin bölgede izleyeceği politikalara uygun davranacağı yönünde, ABD’ye taahhütlerde bulunuyor. Bu çerçevede ABD’nin PKK karşıtı politik konsepte tümüyle desteğini kazanmak istiyor. Askeri yönetim de, NATO ittifakı içerisindeki güçlerini bu doğrultuda kullanmaya çalışıyorlar. Böylece bir yandan tehdit, diğer yandan ABD’nin çok ihtiyaç duyduğu Ortadoğu politikalarına taviz verme biçiminde bulunarak, ABD’nin de PKK karşıtı konseptte bütünüyle desteğini yaratmak istiyorlar. Hükümet yönetiminin hazırladığı konseptte, yeni imha ve tasfiye konseptine ilişkin bölgesel ve uluslar arası alanda ittifak yapma, destek alma çalışmaları bu çerçevededir.
devam edecek>>>

Ciglik Oluruz Isyanlara
Türkü Oluruz Sevdalara
Reber Oluruz Cikmazlara
Umut Oluruz Özgürlüge !!!

Düsmana inat Ayaktayiz
Ihanetlere inat Sevdaliyiz
yasaklara inat Daglardayiz
inadina inat KÜRDÜZ Variz Ve Burdayiz !!!
H£WiDAR isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks
Etiketler
aktif, apocu, götürecektir, militanlığı, savunma, zafere



Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



WEZ Format +2. Şuan Saat: 00:18.

Bu sitede yayinlanan program ve içerikler tamamen tanıtım amaçlı olup yayıncı yada hak sahibi isteği doğrultusunda paylasimdan kaldırılır.Lütfen info@jiyan-board.com mail adresinden bizimle irtibata geçiniz.Dosyalar alıntı olup sunucumuzda barındırılmaz.Lütfen Kullanıcı sözleşmesini tekrar gözden geçiriniz.Sitemiz dışındaki linklerden sitemiz sorumlu değildir.
Site Öz Geçmişimiz : jiyanboard.com jiyanboard.net jiyanboard.org jiyanboard.de jiyanname.de jiyan-board.com jiyan-board.org jiyan-board.net
Design By: JB-Team
Powered by JBulletin® Jiyan-Board Version
Copyright ©2007 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
Kurd Top List Submit website

ROJACIWAN | HPG-ONLINE | CMG-TEAM | EVINDARIM.ORG | CAVEN JIYAN | BIZEKALAN.NET | KURD WEBMASTER | TAK |