|
Jiyan-Board
|
|||||||
| Cezalilar | Tüm Albümler | Roj Tv Zindi | Üye Listesi | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
| ÖNDERLiK, Genclik ve Savunma Gücleri Önderligimiz, genclik ve Savunma gücleri ile ilgili Hersey...BURADA YAYINLANACAK HER KONU VE MESAJ YÖNETICI KONTROLÜNDEN GECECEKITR.... |
|
||
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
Üye
|
Önderlik Çizgisinde Partileşmek, Êdi Bese Hamlesinin Şehitlerine Doğru sahip Çıkmak ve Dönemi Kazanmak Olacaktır
29 Mayıs-4 Haziran tarihleri arasında PKK, olağan meclis toplantısını başarıyla gerçekleştirmiştir. Parti meclis toplantımız, Türk özel savaş rejiminin ve İran devletinin yoğun askeri, siyasi, diplomatik saldırıları ortamında "İmrali İşkencesine Son, Acil Tedavi ve Önder Apo'ya Özgürlük, Kürdistan'a Barış" sloganıyla Êdi Bese Hamlesinin ikinci aşamasının başlatıldığı süreçte geliştirerek, bu aşamayı yetkince pratikleştirme ve geçmiş sürecin açığa çıkan temel sorunlarını bir değerlendirmeye tabi tutarak önümüzdeki süreci güçlü bir planlamaya kavuşturma görevini de yerine getirmiştir. Parti toplantımız Kürdistan Özgürlük Mücadelesi'nin yetiştirdiği büyük komutanlardan biri olan Adil Amed yoldaş başta olmak üzere, Kurtay, Gülbahar, Ekin, Halil, Levent, Armanc, Savaş, Bawer, Jiyan ve Vedat yoldaşlar şahsında tüm devrim şehitlerimizi saygıyla anma ve anılarına dönemin dayatan görevlerini başarıyla yerine getirme sözü ve kararlığı temelinde başlamıştır. PKK bir şehitler partisidir. En doğru temsil şehitlerde ifadesini bulmaktadır. Çünkü onlar, sömürgeci ve kapitalist sistemin bütün imkanları ve propaganda araçlarıyla yaşamı ve mücadelemizi anlamsızlaştırma saldırıları karşısında, Önder Apo'nun öncülük ettiği özgürlük mücadelesinin her an uğruna ölünecek kadar değerli ve anlam zenginliği içerdiğini ortaya koymuşlardır. Dolayısıyla gerçek çizginin temsilcileri şehitlerimiz olmaktadır. Onları doğru anlamak, her an kendimizi onların karşısında ve denetleyiciliğinde gözden geçirmek mücadelemizin temelini oluşturmaktadır. Kürdistan özgürlük mücadelesi son derece kritik bir sürece girmiş bulunmaktadır. Bugün Kürt sorunu her zamankinden daha fazla uluslar arasılaşmıştır. Farklı güç ve kesimler kendilerine göre bir çözümü tartışmaktadırlar. Türk özel savaş rejimi mücadelemiz karşısında tarihinin en ciddi ve içinden çıkılması zor siyasi ve ekonomik krizinin ciddi bir askeri çıkmazı yaşamaktadır. Bu konumdan kurtulmak için ise Önder Apo üzerinde idari, siyasi ve hukuki baskı politikaları geliştirerek, gerilla üzerinde imha saldırılarını yoğunlaştırarak sürdürme, halkımızın açığa çıkan siyasi iradesini dağıtarak direniş ve serhıldan konumundan çıkartma politikasında ısrar etmektedir. Bunun için yoğun bir askeri ve psikolojik savaş yürütmektedir. Bu saldırılar karşısında, Önderlik, PKK, halk ve gerillanın birbirleriyle kopmaz bağ ve ilişkiler içinde geliştirdiği direniş ve mücadele yükseltilmektedir. Böylesi tarihi bir süreçte partimiz PKK, Kürdistan Özgürlük Mücadelesi'ne ve Ortadoğu demokratik konfederalizmine yetkin öncülük etme göreviyle karşı karşıya bulunmaktadır. Kapitalist modernitenin aşılarak demokratik moderniteyi ülkemizde ve bölgede geliştirme anlamına gelen bu sürecin görevlerini başarmak bugün partimizin yükümlü olduğu bir görev haline gelmiştir. Êdi Bese Hamlesi tüm bu konularda önümüze başarma görevi ve sorumluluğunu koymaktadır. Hiç kuşkusuz ki, bu görevlerin başarılması ancak Önderliğin doğru anlaşılması ve uygulanmasıyla olanaklı hale gelecektir. Siyasal Durum Özgürlük mücadelemiz, gelinen aşamada bölgedeki devletler ve Ortadoğu'da hesapları olan başta ABD olmak üzere küresel kapitalist güçlerin planlarını bozmakta ve bu güçleri zorlamaktadır. Türkiye, Güneyli Kürtler ve Irak, ortak, uyumlu bir politik eksene çekilerek ABD'nin bölgedeki planlarının hayata geçmesinin zemini yaratılmak istenirken, Özgürlük hareketimizin etkinliği ve varlığı bu yeni ittifak ve dengelerin kurulmasının önünde engel olarak görülmektedir. Çünkü mücadelemiz sürdüğü müddetçe bu güçlerin Kürt sorununda dayattıkları çözümsüzlük ve inkar politikası deşifre olmakla birlikte ABD-Türkiye, Türkiye-Güneyli güçler, Türkiye-Irak ilişkilerinde sıkıntılar yaşanmaya devam edecektir. Esas gücünü para ve silahından alan Kapitalist sistem bugün içinde bulunduğu krizin süresini uzatmak ve egemenliğini sürdürmek için en değme ideolojisi olan Liberalizmi devrede tutmaktadır. Kapitalist sistem geliştirdiği bu "neo-liberal" politikalarla toplumu çözerek, bireyciliği kışkırtarak, kadını düşürerek, en çok da insanlığın birikiminin bir sonucu olarak ortaya çıkan teknolojik gelişmeyi yedekleyerek, bilimi hizmetine alıp, kendine göre duygu, düşünce ve zihniyet oluşturarak; bunun üzerinden kendisini sürdüreceğini planlamaktadır. Bilgisayar ne kadar üretim sahalarına girerse, ürkütücü silah geliştirilirse, şehirleri ne kadar kamera sistemiyle, kırsal alanda da ne kadar uydu ve keşif uçaklarıyla denetim sağlanırsa toplumu, insanlığı iradesizleştirip uydulaştıracağını ve böylelikle de daha rahat yöneteceğini, kimsenin de bunun karşısında duramayacağını hesaplamaktadır. Devletin örgütlülüğünün derinleştirilmesi ve demokrasinin geriletilmesi anlamına da gelen bu uygulamaların yol açtığı telafisi zor sorunlar günlük olarak insan yaşamına yansımaktadır. Öyle ki, onlar için demokrasi ve insan hakları gibi söylemler tümüyle bir aldatmadan ibaret olup, kendi amaçlarına ulaşmak için ne gerekiyorsa, hangi insanlık dışı, kirli yol-yöntem varsa gözlerini kırpmadan yerine getirmektedirler. Bu yollarla kazandıkları kâr ise üretimden değil, paranın parayı kazandığı bir sistem sonucudur. İzlenen bu ekonomik politikanın sonucunda işsizlik ve yoksulluk artmaktadır. Buna karşın tekeller daha büyük sömürü imkanlarına kavuşmaktadırlar. Sistemin petrole bağımlı çarkları, daha fazla petrole ihtiyaç duydukça, hem bölgedeki çelişkiler ve çatışmalar kızışmakta hem de bu diğer ülkelerin ekonomisine ağır bir yük olarak fatura edilmektedir. En ağır toplumsal sonuçlarını ise dünyanın kırsal kesimi de diyebileceğimiz, 3. Dünya ülkeleri yaşamaktadır. Diğer taraftan büyüme değil, önemli oranda bir durağanlaşma söz konusudur. Sağlık, eğitim vb. alandaki sosyal yatırım ve harcamalar daha fazla gerilemektedir. Gıda fiyatlarındaki artış, yaşanan ekonomik krizle birlikte insanlığı ciddi bir açlık tehlikesiyle karşı karşıya getirmiş bulunmaktadır. Alındığı söylenen bazı kriz önleyici tedbirlerin de sorunları daha ağırlaştırdığı somut bir biçimde ortaya çıkmış bulunmaktadır. Yaşanan kuraklık, çölleşmeye bağlı olarak doğa dengesinin bozulması ciddi bir sorun olarak gündemdeki yerini korumaktadır. Yaşanan bir doğal afet değil, sistemin izlediği ekonomik politika ve zihniyetin yarattığı somut sonuçtur. ABD ile belli bir çelişkiyi yaşayan ve küreselleşen dünyada belirleyen güç olmak isteyen Rusya, Çin gibi güçler de daha fazla aktifleşme ve etkin olma arayışı içerisindedirler. Rusya'nın kendi egemenlik alanı olarak belirlediği sahalarda yeniden güç olma ve ABD'nin dünyayı tek başına yönetmesine izin vermemesi biçiminde gelişen politikası son yıllarda daha fazla aktifleşmiş bulunmaktadır. Çin ise daha çok ekonomik alanda etkin olmaya çalışmaktadır. Her iki gücün de kapitalist sistemin birer merkezi olmaktan öteye gidemediği gerçeği bilinmektedir. Ağırlaşarak devam eden bu vahim sorunlar Önderliğimizin demokratik-ekolojik cinsiyet özgürlükçü toplum paradigmasının ne kadar çözümleyici ve 21. yüzyıla yanıt veren, küresel sorunları köklü olarak çözen bir strateji olduğunu bir kez daha kanıtlamaktadır. Bugün Ortadoğu'da yaşanan kaos ve çatışmanın temelinde yine sistemin petrole dayalı ekonomisinin çarklarını döndürmek ve ona egemen olmak için izlediği politika bulunmaktadır. Bu politikanın özü işgal ve çatışma demektir. Buna son çeyrek yüzyılda doğal gaz ve enerjiyi taşıma hatları eklenmiştir. Ekolojik dengenin bozulmasına bağlı olarak su kaynaklarının da bir çatışma kaynağı haline geldiğini belirtmek gerekir. ABD'nin bölge siyaseti BOP çerçevesinde gelişmektedir. Bunun için bölgede son derece ilkesiz ve pragmatist bir politika uygulamaktadır. Ancak başta Afganistan olmak üzere Irak'tan da istediği sonucu almaktan henüz uzaktır. Bu zorlamalarını aşmak için yeni pragmatist politikalar geliştirdiği bilinmektedir. Bölge devletlerinin kendisine ters düşen politikalarını törpüleme, yapabilirse darbeleme ve hareketimizi iradesizleştirme politikası bunların başında gelmektedir. Türk devletini bölge politikasına çekerek hem İran karşısında hem de Irak'taki direnişi kırmada kullanmak amacıyla hareketimizi düşman ilan etmiştir. Ardından her türlü istihbari bilgiyi ve gelişkin savaş tekniklerini Türk devletine sunmaktadır. Burada amaçlanan, hareketimize karşı bir zamanlar FKÖ'ye yapılan kuşatma, iradesini kırma ve ardından teslim alma politikasını devreye sokarak amacına ulaşmaktır. ABD'nin hareketimizi "ortak düşman" ilan etmesinin diğer bir yanı ise üzerimizde psikolojik baskı kurarak bizi direnişten uzaklaştırma, böylelikle savaşmadan teslim almaya yöneliktir. Bu politikanın başka bir amacı da İran'ı yalnızlaştırmak, Güneyli güçleri Türkiye'ye daha fazla yakınlaştırmaktır. Böylelikle karşı bir cephe oluşturularak hareketimizin zayıflatılması hedeflenirken, Türkiye'de İran'dan uzaklaştırılmış olacaktır. Türk devleti bir taraftan 5 Kasım 2007'de Bush-Erdoğan görüşmesinde, özünde sadece ABD'nin uzun vadeli politikalarına hizmet eden planlara yatarken, diğer taraftan İran ile yoğun ilişkiler sürdürmektedir. Bu durum Türkiye ile ABD ilişkilerini hem ilişkili hem de çelişkili kılmaktadır. Türkiye'nin İran ile geliştirdiği ilişkilerin özünde Zagros, Botan ve Güney sahalarını hareketimizin üstlenme alanları olmaktan çıkararak bir nevi buralarda "tampon bölge" oluşturarak kuzey güçlerimizi marjinalleştirme ve hareketimizi tasfiye etme planı bulunmaktadır. Birbiriyle çatışan, mücadele eden güçler arasındaki ilişkilerde ilginçlikler yaşanabilmektedir. Türkiye, ABD'nin NATO müttefiki iken, İran, Türk devletini yanına almak, ya da olası bir ABD saldırısında en azından tarafsızlaştırmak için hareketimize karşı yoğun saldırılar içinde bulunmaktadır. Başta Agit arkadaşın idam edilmesi olmak üzere, Medya savunma alanlarına yönelik saldırılarını giderek yoğunlaştırması tümüyle bu amacıyla ilgilidir. Ancak bölge liderliği konusunda Türkiye'nin çok fazla ileri gitmesini de isteyen bir pozisyonda değildir. Ortaklaştıran nokta anti-Kürt ve anti-PKK konumlarıdır. Buna Suriye devletini de dahil etmek istemektedirler. İran-ABD çelişkisi, ideolojik, politik ve stratejik bir konuma sahiptir. Bu nedenle de, bu çelişki ve çatışmalar farklı biçimler alabilir. ABD bir taraftan askeri hamle yaparken, uluslar arası alanda da, siyasal olarak tecrit, ekonomik olarak yaptırımlarla Iran`i güçten düşürmeye çalışmaktadır. Tüm bu planları gören ve bunun ötesinde kendi bağımsız duruşu ile politika geliştiren hareketimiz bu oyunları boşa çıkardığı gibi mevcut konumu ile Ortadoğu'da halkların özgürlük eğiliminin temsilini yapmaktadır. Önderliğimizin duruşu, hareketimizin ve halkımızın 2007-2008'de başlattığı Êdi Bese Hamlesiyle katettiği mesafe, bölgede herkesin dikkate aldığı bir güç konumuna gelmiştir. Türk özel savaş rejimi, hareketimiz karşısında ciddi bir başarısızlığı yaşamaktadır. Bu başarısızlık 1 Haziran Atılımı ile başlayan bir sürecin sonucudur. 2005 Newroz'unda Demokratik Konfederalizmin ilanı, ardından PKK'nin Yeniden İnşası, KJB'nin örgütlenmesi gibi gelişmelerin sonucunda hem örgütsel-sistemsel olarak, hem gerilla, hem de serhıldan alanında önemli gelişmeleri yarattığı bilinmektedir. Hareketimiz, tarihi Kongra-Gel'in V. Genel Kurul'u ile Türk devleti ile AKP hükümetine karşı politikalarını belirlemiştir. AKP'nin bir Özel savaş partisi olduğu ve bu oluşumun gerçek yüzü açığa çıkarılmadan Kürt sorunun çözümünün önünün açılmayacağı görülmüştür. Devletin ve AKP'nin durumunun değerlendirilmesi temelinde II. 18 Mayıs kararlaşmasına gidilmiştir. Kürdistan ve Kürt halkı karşısında inkâr ve imhaya dayalı yeni bir savaş döneminin başladığı gerçekliğinden hareketle, mücadele güçleri kendini örgütlemiş, kongre, konferans ve toplantılarla tüm örgüt ve militan kadro yapımızın hazırlanması hedeflenmiştir. Êdi Bese Hamlesiyle Gabbar, Oramar ve Zap direnişi ile birlikte başlayan yeni atılım süreci, 4 Şubat'ta halkımızın başlattığı Botan yürüyüşü, 15 Şubat Uluslar arası komployu protestosu, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Newroz ve Kahramanlık Haftası boyunca Kürdistan'ın dört parçası ve yurtdışında halkımızın geliştirdiği serhıldanlar, AKP-ordu ittifakını çatlatmıştır. CPT'nin Önderlik hakkında raporunu açıklaması, Avrupa Adalet Divanı'nın partimiz hakkında almış olduğu karar, mücadelemizin uluslararasında kazandığı önemli bir başarı durumundadır. Türk devleti kendisini dinin siyasallaştırılması temelinde AKP eliyle Kürdistan'ı adeta yeniden fethe koyulmuştur. Yine öteden beri Kürt bireyini ve toplumunu aç bırakarak mikro krediler yoluyla kendine bağlama, "GAP eylem planı" olarak adlandırdıkları politika ve para gücü ile halkımızı etkileme çabası, asimilasyonu ve kültürel yozlaşmayı geliştirme gibi politikalar yürürlüktedir. Bununla birlikte belli başlı işbirlikçi aileler eliyle, sistemin ihtiyaçları da gözetilerek, Kürdistan'da holdingleşme geliştirilmektedir. Bu holdingleşme, bu işbirlikçi kesimi giderek uluslar arası sermayenin de ajanı haline getirmektedir. Ancak Önderliğimizin ve hareketimizin AKP'yi çözümlemesiyle AKP Kürdistan'da önemli oranda teşhir edilmiştir. Gizli-açık ordu-AKP ittifakının sonuna gelinmiştir. Türk ordusunun ve hükümetinin bize karşı geliştirdiği politikalar başarısız olunca kendi içlerindeki iç çatışmaları derinleşti. Milliyetçiler-ırkçılar AKP'nin kendileri üzerinden politikalar geliştirdiğini daha fazla anlamaları zaten var olan güvensizliği pekiştirdi ve böylelikle kapatma davası gündeme sokuldu. Bugün AKP için açılan kapatma davasının anlamı budur. Zira hareketimiz tarafından işlevsizleştirildi, boşa çıkarıldı. AKP ise halkımız ve hareketimizin tasfiyesi karşılığında devleti tümüyle ele geçirme politikasında önemli sayılabilecek mesafeler almıştı. Ekonomik alanda belli bir güç elde etmenin yanı sıra Cumhurbaşkanlığını ve Meclis Başkanlığını ele geçirmeleri, bürokrasi içinde küçümsenmeyecek düzeyde örgütlenmeleri bunun göstergeleridir. Ordu ve diğer statükocu güçler, bir yere kadar hareketimizin tasfiyesi karşılığında buna seyirci kaldılar. Çünkü AKP uluslar arası finans güçlerinin de işine geliyordu. Ama hareketimiz karşısında yaşadığı başarısızlıkla birlikte, var olan çelişki iyice su yüzüne vurmuştur. Bugün Türkiye siyasetinde yaşanan, ordu siyasetinin egemenliğidir. Alternatif olabilecek bir siyaset de henüz ortaya çıkmış değildir. Var olan bu kliklerin iktidar çekişmesinin cumhuriyetin kuruluş sürecine kadar giden bir tarihi vardır. Bu nedenle görünür gelecekte, Türkiye'yi ciddi bir kaos ve belirsizlik beklemektedir. CHP, MHP gibi güçlerin alternatif olma konumları bulunmamaktadır. Klasik Türk solunun dar grupçu, basit çıkarcı, dogmatik yaklaşımları nedeniyle halk hazır olmasına rağmen, muhalefeti geliştirebilecek güvenilir bir konumda değildirler. Ancak demokratik bir halk muhalefetinin gelişme olanakları hiç olmadığı kadar ortaya çıkmıştır. Sorun bunu değerlendirecek güçlerin kendilerini ortaya koymalarıdır. Önümüzdeki dönemde Türk Genelkurmay Başkanlığını devralacak olan İlker Başbuğ ekibinin savaşı tırmandıracağı görülmektedir. Bu konuda Türkiye'nin iç siyasi düzenlemesi için mücadele yürütülürken, Ortadoğu'da izleyecekleri siyasette netleşmektedir. Son MGK toplantısında Güneyli güçlerle görüşme kararı ve hemen ardından Bağdat'ta yapılan görüşmeler, Kürdü-Kürde kırdırma amaçlı siyasetten başka bir şey değildir. Bu konuda özellikle KDP ve YNK'yi üzerimize saldırtma, bu da olmuyorsa ambargo vb. bir konuma çekme konusunda ısrarlı olacakları görülmektedir. Bununla aynı zamanda hem Güneyli güçlerin statülerini daraltma, daha çok merkezi hükümete bağlanmalarını sağlama, hem de Kerkük'ün Kürdistan sınırları içine alınmamasını da hedeflemektedirler. Türk devletinin mevcut çabaları bu politika çerçevesinde gelişmektedir. Bu gerçeklikler artık Güney Kürdistan'daki halkımız tarafından önemli oranda görülmektedir. Parti toplantımız siyasal durumu ve doğrultuyu bu temelde tespit ederek, önümüzdeki görevleri de belirlerken, bu görevleri başarıyla yerine getirecek olanın örgüt ve kadro olduğundan hareketle, ideolojik, örgütsel, yönetim ve kadro sorunlarını bütün gündemlerden daha fazla ve yoğun tartışıp çözümleyerek önemli sonuçlara ulaşmıştır. İdeolojik, Örgütsel, Yönetim, Kadro Sorunlarımız ve Doğru Yaklaşım Partimiz uluslar arası komplodan sonra, ilk kez ideolojik, politik, örgütsel meşru savunma çizgisinde gerilla ve halk serhıldanlarında önemli bir gelişme ve başarı düzeyi yakalamıştır. Kürdistan'ın tüm parçaları ve yurtdışı sahaları tek tek ele alınarak değerlendirilmiştir. Doğu Kürdistan sahasında bazı örgütsel ve siyasal yetersizlikler tespit edilip aşılmasının önemli olduğu vurgulanmasıyla birlikte tüm alanlarda bir toparlanma ve gelişmenin olduğu bu anlamda Êdi Bese Hamlesinin birinci aşamasının başarılı olduğu görülmüştür. Bu gelişmenin temelinde Önderliğin uluslar arası komplo ve onun içimizdeki ihanetçi-çete tasfiyeciliğine karşı geliştirmiş olduğu bir halkın nasıl savunulacağını ve özgürleştirileceğini ifade eden "Bir Halkı Savunmak" adlı eseri, PKK'nin yeni paradigma temelinde yeniden inşa kararı, gerillanın, halkın, ve kadronun duruşu vardır. 1 Haziran Hamle kararı tüm bu duruşların ortak ifadesi olarak pratikleşmiştir. Başta Türk özel savaş rejimi olmak üzere, tasfiyeciler ve bazı kararsızlar "böyle bir karar alınamaz, alınsa da uygulanamaz, uygulansa da başarıya ulaşamaz" değerlendirmesinde bulunmuşlardı. Eğer 1 Haziran Hamlesi başarıyla uygulanmışsa bunda Adil, Kurtay, Medeni, Gülbahar, Mahir, Şevger ve Nucanlar'ın başını çektiği sekiz yüzü aşkın şehidin kararlı direnişi ve serhıldanlarda şehit düşen yurtseverlerin fedakarlıkları vardır. Binlerce tutuklanma, işkence, sakat kalma gibi ağır bedeller ödenerek bu başarı sağlanmıştır. İkinci 15 Ağustos olarak da nitelendirdiğimiz 1 Haziran Hamle kararı ve kararı tam bir fedai ruhla pratikleştirmek için canlarını tereddütsüz bir biçimde ortaya koyan bu ölümsüz kahramanlar olmasaydı, belki de bu gelişmelerin hiçbirisi yaşanmazdı. Bu açıdan yakalanan gelişmeleri 1 Haziran Hamlesi ve Êdi Bese Hamle şehitlerine borçlu olduğumuzu belirtmek gerekiyor. Bu gelişmenin esas belirleyen dinamikleri vardır. Bunların başında Önder Apo'nun en amansız koşullarda olmasına rağmen, göstermiş olduğu duruş, belirlediği strateji, şehitlerin ve halkın göstermiş olduğu duruş gelmektedir. Elbette bununla 'hiç kimse çalışmadı' denilmemektedir. Herkes bulunduğu alanda çalışmıştır. Ancak yaşanan yetersizliklerin ciddi olduğunu da belirtmek gerekir. Eğer bu yetersizliklere rağmen bu kadar gelişme oluyorsa, biraz daha derli-toplu olmak gelişmeyi iki veya üç katına daha çıkarabilirdi. Durumu böyle değerlendiren parti toplantımız sorunlarımızı ve kaynağını somut olarak ortaya koyup önümüzdeki dönemin görevlerine parti örgütlerini ve kadrolarımızı hazırlamayı hedefine koymuştur. Çünkü önümüzdeki sürecin politik-askeri gidişatını, başarı veya başarısızlığını belirleyecek olan örgütlerimizin ve kadronun net-militanca duruşudur. Çünkü bütün siyasal ve toplumsal gelişmeler başarmak için uygun bir zeminin olduğunu ortaya koymaktadır. Şu anda bizim politik-toplumsal ve meşru savunma çizgimizi geriye çekecek hiçbir dış etken yoktur. Düşmanın yönelimleri elbette vardır ve daha fazla da olacaktır. Engelleyen, geriye çeken bu değildir. Tam tersine düşmanın saldırıları daha fazla mücadele gerekçesi yaratmaktadır. Bir de unutulmamalı ki, bu gelişmeler de düşmana rağmen yaratılan gelişmelerdir. Bütün bu somut verilerden hareketle denilebilir ki gelişmemizi engelleyecek, sınırlayacak olan kendi yetersizliklerimizdir. Bu nedenle önümüzdeki dönemde altın değerinde bir fırsat olduğunu bilerek, gelişmeyi ve ilerlemeyi kendi yetersizliklerimize kurban etmemeli ve büyük bir kararlılıkla çözümleyerek, gerekli olan tedbirleri alarak mutlaka aşmalıyız. Başka bir ifadeyle belirtecek olursak, kendimizden başka engelimiz yoktur. Kendimizle yarış ve kendimizi aşma gibi bir tarihsel görev ve sorumlulukla karşı karşıya bulunmaktayız. Êdi Bese, Önder Apo'yu Yaşa ve Yaşat Hamlesi'nin ilk aşaması ve bunun yarattığı sonuçlarda bu gerçekliği bir kez daha doğrulamaktadır. Bilindiği gibi, Eylül 2007'de yapılan PKK Meclis toplantısında önemli kararlaşmalara ve değerlendirmelere ulaşılmıştı. Bu kararlaşmaların başında, 'Êdi Bese, Önder Apo'yu Yaşa ve Yaşat Hamlesi'nin başlatılması kararıydı. Bu karar düşmanın Önderliğimiz üzerinde gerçekleştirdiği zehirleme saldırısı, izolasyon, halkımız üzerindeki dayanılması güç baskılar, gerilla üzerindeki imha saldırılarını durdurmak temelinde alınmıştı. Parti meclisinin aldığı bu karar, hem KCK Yürütme Konseyi'nde tartışılarak, kararlaştırılmış ve karar tasarısı olarak Kongra Gel Ara Dönem Toplantısı'na sunularak tüm Apocu harekete mal edilmeye çalışılmıştır. Yürütülen tartışmalar temelinde Kongra Gel ara dönem toplantı bileşiminin de hamleyi karara dönüştürmesiyle hamle 9 Ekim 2007'de başlatılmıştır. Döneme damgasını vuran hamlesel çıkışın hazırlanmasında ve yürütülmesinde Partimiz PKK ve kadrolarının önemli bir rolü olmuş, kimi yetersizlikler yaşansa da buna öncülük edilmeye çalışılmış, bu çerçevede halkımız ülkenin tüm sahalarında ve yurtdışında katıldığı binlerce irili-ufaklı eylem geliştirilmiş, serhıldanlar yükseltilmiştir. Bilindiği gibi Önder Apo Türk devleti tarafından geçen süreçte birinci derecede hedeflenmiş ve zehirleme saldırısına maruz kalmıştır. İmralı sistemi, siyasi, hukuki, idari ve psikolojik boyutlarıyla derinleştirilerek sürdürülmüştür. Ağır hücre cezaları uygulanmıştır. Tecrit içinde tecrit saldırısına maruz kalmış, uzun süreler ailesi ve avukatlarıyla görüştürülmeyerek, Önderliğe geri adım attırılmak istenmiştir. Bu saldırıya Önderliğin verdiği karşılık tarihte eşine ender rastlanan bu uygulamaya karşı güçlü bir direniş olmuştur. Nitekim Êdi Bese Hamlesi ile geliştirilen halk serhıldanları ve gerilla eylemlilikleri sonucu, CPT Önderlik hakkında hazırlamış olduğu raporu açıklamak zorunda kalmıştır. Öte yandan özel savaş rejimi, Türkiye'yi uluslar arası güçlere pazarlama karşılığında, askeri teknik ve destek sağlamayı hedeflemiştir. Bu teknik daha çok keşif, istihbarat, vurucu gücü ve kapasitesi yüksek bombalardır. Bu tekniğin bugüne kadar yoğunca kullanılmasına rağmen, sonuç aldığı söylenemez. Çünkü hareketimiz de buna karşılık modern gerillayı geliştirmektedir. Türk özel savaş rejimi bu tekniğe dayalı özel birlikleriyle 2007-2008 tarihleri arasında gerillanın iradesini kırmak, marjinalleştirmek için aralıksız bir biçimde savaşı yürütmüştür. Buna karşılık, Adil yoldaşın bizzat öncülük ettiği Gabbar, Oramar eylemlilikleri ve ZAP direnişi ve sonrasında gelişen eylemlilikler gerillanın yenilmezliğini çok açık bir biçimde kanıtlamıştır. Düşmanın yoğunca yöneldiği diğer bir hedef ise halkımız olmuştur. Bu süreçte de görülmüştür ki halkımız Önderliğe, partiye, şehitlere ve gerillaya bağlıdır. Mücadeleye cesaretle katılmaktadır. Serhıldana kalkan halkımızın iradesini kırmak ve sindirmek amacıyla gerçekleştirdiği vahşi saldırılara, yoğun tutuklanmalara rağmen, halkımızın bunun karşısında gösterdiği katılım düzeyi ve direnişçi tutum bir kez daha halk iradesinin kırılamayacağını ortaya koymuştur. Halkımızın bu iradeli duruşu sömürgeci güçlerin tüm iç ve dış dayanaklarının her türlü engelleme çabalarına rağmen mücadele ortamı ve koşullarının fazlasıyla bulunduğunu ve göstermektedir. Halkımızın tüm bu yönelimleri boşa çıkaracak güç ve kararlılıkta olduğu ortaya çıkmaktadır. Sağlanan tüm bu gelişmeler bizi kendi yönetim, örgüt ve kadro gerçekliğimizi eleştirel-özeleştirel bakmaktan bizi alıkoymamalıdır. Unutulmamalıdır ki, her büyük hamlenin ve gelişmenin temelinde her gücün kendisini sadece olanlar ve geçmiş karşısında değil, gelecek karşısında da gözden geçirmesi ve sorgulaması vardır. Bu kural bin kat daha fazla bizim için geçerlidir. Önümüzdeki sürecin her bakımdan şiddetli çatışmalarla geçeceği kesinleşen yönelimleri göz önüne getirildiğinde geleceğin görevleri karşısında da kendimizi hızla gözden geçirme ve hazırlanma göreviyle karşı karşıya bulunmaktayız. Hem düşman saldırılarının boşa çıkarılması, hem de var olan yetersizliklerin giderilmesi için bu bir gereklilik haline gelmiştir. Süreci böyle bir perspektifle değerlendiren parti toplantımız kadro öncülüğü, örgütlülük, ideolojik, örgütsel ve taktiksel sorunların olduğunu tespit etmiş, giderilmesi için tartışmalar yürütmüş ve önemli sonuçlara ulaşmıştır. Hemen şunu belirtelim ki, var olan mücadele ve gelişme olanakları yaşanan yetersizliklerden dolayı yeterince değerlendirilememiştir. Eğer yeterince değerlendirilebilinseydi, çok daha ileri düzeyde gelişmelerin yaşanacağı açıktır. Dolayısıyla ortaya çıkan sonuç var olan olanaklar ölçüsünde değildir. Bu bir sorun ve yetersizliği işaret etmektedir. Kaynağında ise yönetim ve öncülük sorunu bulunmaktadır. Yönetim ve öncülük demek, devrim ve başarı için ortaya çıkan olanakları en iyi şekilde planlamak, örgütlemek ve pratiğe geçirmektir. Yönetimimizin en temel sorunu, yapılan planlama ve örgütlenmeleri pratikleşme süreci içinde yetkince izleme, sorunları anında giderme, ortaya çıkan olanakları inisiyatifli bir biçimde değerlendirme, yine yaşanan yetersizliklere anında müdahale etme, sorunu gidererek gelişmeye ivme kazandırma sorunudur. Özcesi yapma ve yaptırma sorunudur. Bu nedenle toplantımız esas sorunumuzu çizgiyi benimseyip, uygulama ve uygulamama, yapma ve yaptırma sorunu olarak tanımlamıştır. Sorunu farklı tanımlamak ve gerekçelendirmek, ayrıntılara boğmak esas olarak hiçbir çözüm üretmeyen, sürece yanıt olmayan, gelişme yaratmayan şikayetçiliğe ve tekrara götürür. Sorunu yapma-yaptırma sorunu olarak tanımlamak, bir yönetim ve öncülükte yetersiz kalmak anlamına gelmektedir. Yetersiz öncülük ve yönetim, yetersiz kadro, yetersiz eğitim, örgütlenme ve pratik demektir. Daha da önemlisi, düşmanı caydırmayan, "acaba sonuç alamaz mıyım" beklentisinde tutan hatta saldırganlıkta cesaretlendiren yetersiz yönetim demektir. Bu nedenle de bu yetersizliği aşmak, her türlü gelişmenin temelini oluşturacaktır. Yönetim tarzı konusunda yoğunca eleştiri konusu yapılan diğer bir durumda yönetimlerin kadroya yaklaşımıdır. Kadroyu eğitme, sorunlarını çözme, daha ileri görevlere hazırlama, harekete yeni kadrolar kazandırmak gibi temel bir görevi bulunmaktadır. Ancak birçok alanda sanki böyle bir görevi yokmuş gibi, kadronun hangi sorunu yaşadığından habersiz, ilgisiz ve sorumsuzca davranan, kadroyu ideolojik ve örgütsel olarak donatmayan, göreve hazırlamayan yetersiz yönetim pratikleri yaşanmaktadır. Buna rağmen sürekli kadro isteyen, gönderilen kadroları da beğenmeyen, kendisine göre kadro isteyen, adeta kadro tüketen yöneticilerimiz de az değildir. Kadro kendisine göre olmadı mı, beğenmez, uyumlu çalışmaz. Elbette böyle bir duruş sahibi yöneticiden harekete yeni kadro adayları kazandırmak beklenemez. Ancak bir hareketin ve halkın geleceği de sürekli kadrosal bakımdan da yenilenmeyle sağlanabildiği unutlmamalıdır. Dikkat edilmesi ve mutlaka giderilmesi gereken diğer bir sorun da bireyin değil, komünal demokratik iradenin ortak ruh ve refleksinin geliştiği yönetim tarzı yerine bazı alanlarımızda hala fazla ortaklaşmayan, ortak irade ve tutum geliştirmeyen yönetim tarzının varlığıdır. Bu durum birçok olumsuzluğun gelişmesine de zemin yaratmakta ve istenilen düzeyde sonuç almayı engellemektedir. Açıktır ki belirtilen yönetim tarzındaki yetersizliklerin aşılması için de ciddi ve sonuç alıcı bir mücadelenin yürütülmesi gerekmektedir. Parti toplantımız ideolojik sorunların üzerinde de önemle durmuştur. İdeolojik mücadelenin belli ölçülerde dışa karşı yürütüldüğü, ancak aynı oran ve etkinlikte içe dönük geliştirmede ve sonuç almada yetersiz kalındığı tespiti yapılmıştır. Hala partinin görüşlerini kendine göre ele alıp yorumlayan yaklaşımlar bulunmaktadır. Özellikle öncülük, örgüt, yaşam ve tarz konusunda partimizi bir sivil toplum örgütü derekesine düşürmek isteyen yaklaşımlar bulunmaktadır. Kürdistan gibi varlık-yokluk savaşının adeta ateş çemberi içinde verildiği bir ülkede bunun nasıl bir örgütsüzleştirmeye ve iradesizleştirmeye davetiye çıkarmak olduğu açıktır. Ancak bu anlayışla daha yeni yeni mücadele yürütülmektedir. Daha önceleri bu yaklaşım adeta bir tarz haline gelmişti bazı alanlarda. Parti eğitim devreleri de içinde olmak üzere birçok alanımızdaki eğitimlerde tarzı ve kişiliği çözümleme, bireyleri yetersizliklerinden arındırarak dönüştüren, netleştiren bir düzeyin yeterince yakalanmadığı ortaya konulmuştur. Bu da bireylerde kendine göreliğin gelişmesine, tarz farklılıklarına yol açmaktadır. Ortak görüş, davranış ve tutum almayı zayıflatan bu yaklaşım parti örgütlülüğünü ve etkinliğini önemli oranda zayıflatmaktadır. Yetkince verilmeyen ideolojik mücadele militan ve özgürlük ölçülerinin geri çekilmesi anlamına gelmektedir ki, bu bir parti ve örgüt için en büyük tehlikedir. Önderlik tarzında kadronun ölçülerini yükseltme temelinde yoğun bir ideolojik mücadele vardır. Mücadele yürütüldükçe gelişme olur, liberal, dengeleyen, gevşeten yaklaşımlar ise tasfiyeciliğin zeminini güçlendirmektedir. Bu yeterince yapılmadığı için ortamı muğlaklaştırmak isteyenler, kendine göre yaklaşımlar bazı yerlerde etkili olabilmektedirler. Bu da, her türden geri dayatmaların ve tasfiyeciliğin gelişmesine zemin oluşturmaktadır. İdeolojikleşmeye yanlış yaklaşımlar üzerinde de durmak gerekmektedir. Özellikle son yıllarda ideolojikleşmeyi söz düzeyinde ve formüle etme olarak anlama yanlışlığı ve yüzeyselliği yaşanmaktadır. Öncelikle belirtelim ki, ideolojikleşme, Önderlik, şehitler ve halk karşısında kendi durumunu doğru çözümleme, anlamlandırma ve bu temelde pratikleşmedir. İdeolojikleşme çizgi temelinde her yerde mücadele, eğitim, örgütleme, denetim ve yönetmedir. Aynı zamanda cins mücadelesini yürütmektir. İdeolojik mücadelenin diğer temel bir konusu, kapitalist modernitenin, yaşamı bin bir yol ve yöntemle anlamsızlaştırma saldırısına karşı yaşamı tekrardan özlü anlamına kavuşturmak için yoğun bir ideolojik mücadeleye ihtiyaç vardır. Anlamsızlık, insanı sürüleştirmenin, denetim altına alarak kontrol etmenin bir yöntemidir. Yaşama, yaratılan değerlere, özgürlük ilişkisine hak ettiği anlamı vermeyen birisi her türlü yönlendirmeye açık, iradesiz bir kişidir. Kapitalist sistem, bireyden başlayarak giderek toplulukların birliğini ve yaşamını bile anlamsız kalmak için yoğun bir saldırı içinde bulunmaktadır. Yaşanan ahlaki çürüme ve yozlaşmanın temelinde bu gerçeklik bulunmaktadır. Türk sömürgeciliğinin de Kürdistan'da geliştirmek istediği budur. Bu gerçekliğin görülerek, buna karşı anlamlı bir yaşamı geliştirmek için yoğun bir aydınlatma çalışması ve pratikte onun layıkıyla temsili gereklidir. Türk özel savaş rejimi Kürdistan'da artık Güneş-Dil teorisiyle herkesi Türk gören inkarcı zihniyetiyle kimseyi kandıramamakta dolayısıyla varlığını sürdürememektedir. Bunun için de AKP eliyle din istismarı ve sahte tarikatlar aracılığıyla halkımız etkilenerek hareketimizden kopartılmak istenmektedir. Bunun için devletin tüm olanakları sonuna kadar kullanılmaktadır. Bunun karşısında halkımızın ve kadrolarımızın Önder Apo'nun dine devrimci yaklaşım perspektifiyle aydınlatılması önümüzdeki ideolojik mücadelenin önemli bir konusu haline gelmiştir. Özellikle kadrolarımızın halkımızın dini duygu ve kültürlerine saygı temelinde ilişki geliştirmesi, istismarcıların, sahtekarların, din tacirlerinin gerçeğinin teşhir edilmesi oldukça dikkat edilmesi gereken bir konu olduğu bilinmelidir. İdeolojik mücadele kapsamında ele alınan diğer bir konu da pasif savunma dönemindeki üslup, tarz, duruş ve mevzilenmenin aşılması sorunu olmuştur. Öyle ki bugün yoğun bir çatışma süreci yaşanmaktadır. Ancak gerek kadrolarda gerekse de basında hala "ne savaş ne barış" döneminin dili-üslubu kullanılmaktadır. Bunun kitleler üzerindeki etkileri de olmaktadır. Özel savaşın ve süreci geriye çekmek isteyen bazı kesimlerin işine yarayan bu üslubun terk edilmesi önemlidir. Hala pasif savunma döneminin üslup ve tarzını sürdürmek, tutuculuk olup düşmanın politikalarını boşa çıkarmaya yetmemekte, düşman kavramını muğlaklaştırmaktadır. Bu konumdan çıkarak örgütlenmek, yapmak-yaptırmak, aktif savunma döneminin uslubununu propagandadan, halk ilişkisine, mevzilenmeden, vuruş tarzına kadar her alana yansıtılması gerektirmektedir. Tüm yetersizliklerin ve yanlış tutumların temelinde bireyciliğin, iktidar merkezli zihniyetin olduğu açıktır. Bu nedenle de bireyciliğe karşı bir ideolojik mücadele yürütmek gerekmektedir. Bununla birlikte ideolojik doğrultumuzla çelişen, cinsiyetçiliğe, dinciliğe, bilimciliğe ve milliyetçiliğe karşı mücadele edilerek kadroların, halkımızın, gençliğin, kadının ve emekçilerin bu konuda aydınlatılması gerekir. Özcesi partileştirmeyen, ilerletmeyen, çözümlemeyen, eğitmeyen, netleştirmeyen, tüm ilişki, dengeci, grupçu eğilimler ideolojik mücadele temelinde aşılmalıdır. Bu anlayışlara karşı Êdi Bese denilmeden, sömürgeci güçlere Êdi Bese demek ve sonuç almak mümkün değildir. Bu nedenle de öncelikle kendi yetersizliklerimize Êdi Bese demeliyiz. Üzerinde durulan temel konulardan birisi de partinin kendisini örgütleme sorunu olmuştur. Belli bir örgütlülük oluşturulmasına ve yoğun bir şekilde Parti meclisine bireysel raporlar yazılmasına ve partileşme konusunda ilgi gelişmesine rağmen henüz istenilen düzeyde bir sistemlilik ve işlevsellik yaratılabilinmiş değildir. Eğitim devrelerinin yürütülmesi, kadroların sorunlarıyla ilgilenmesi, takip edilmesi, gelen raporların incelenmesi, gerekli yanıtların verilmesi gibi görevleri yerine getirmede yetersiz kalınmıştır. Yine yaratılan komiteleşmeler kendilerini KCK sistemi ile parti ilişkisi konusunda yeterince netleştiremedikleri için çok fazla işlevsel olamamışlardır. Komiteler ve eğitim devrelerinden geçen arkadaşlar genel çalışmalar içinde bulunmuşlardır. Belki bu temelde bir çalışma da önemli sonuçlar yaratmıştır ancak, parti öncülüğü, örgütlülüğü ve onun kadrosunun eğitimi, ilgilenilmesi ölçüler temelinde gelişmese geleceği kazanmak çok zordur. Bu açıdan komiteleşmelerin gözden geçirilerek gerekli düzeltmelerin yapılması kararına ulaşılmıştır. Yaşanan bu sorunun özünde ise esas olarak komitelerin öncülük konusunda kendilerini yeterince ikna etmemeleri, bu konuda tasfiyecilik sürecinde ortaya çıkan "öncülüğe, partiye ne gerek var" yaklaşımının zihniyette yeterince aşılamadığını ortaya koymaktadır. Ancak yaşanan süreç, doğru bir öncülük olmaksızın Kürdistan ve Ortadoğu da mücadeleyi bir milim bile ilerletmenin mümkün olmadığını ortaya koymuştur. Bu nedenle parti içinde gerçekleştirilen işbölümü temelindeki komitelerin daha işlevsel ve öncülükte etkin kılınması hayati önemdedir. Belki bugüne kadar, böyle gelinebilindi, ancak bundan sonra böyle ilerlemek mümkün değildir. Parti Meclis toplantımızda üzerinde önemle durulan ve değerlendirilen temel konulardan birisi de düşmanın strateji ve taktiği ile bunun karşısında izlenecek meşru savunma çizgisi olmuştur. Son iki yıldır düşman kendisini askeri bakımdan yeniden örgütlemek istemektedir. Gerillayı psikolojik savaş, askeri kuşatma, halktan uzaklaştırma, bazı alanlarla sınırlama, ardından da seri operasyonlarla istihbarat ve yüksek tekniğe dayanarak imha ederek direniş konumundan çıkarmak istemektedir. Esas ordu düzenlemesini ve eğitimini bu temelde yapmaktadır. Sayıca küçük, ancak nitelik olarak savaşma kapasitesi biraz daha yüksek savaş güçleriyle operasyonlara yönelmektedirler. Nokta baskınları biçiminde savaşı sürdürmektedir. Güney-Kuzey ilişkisini kesmek için sınır hatlarında tampon bölge oluşturma planları olduğu görülmektedir. Bu konuda mevzilendirmelerini de buna göre yapmaktadırlar. Bununla, Botan'ı Kuzey sahalarından koparmak isteme amacını taşımaktadır. Düşmanın diğer bir yöntemi de gerilla ve halk üzerinde yoğun bir psikolojik savaş geliştirmektir. Son iki yıldır operasyonlar aralıksız sürdürülmektedir. Bu operasyonlarla hedeflenen, kış boyunca Kuzey Kürdistan'daki gerillayı darbeleyip, 2008 baharıyla birlikte de Güney'e, Medya savunma alanlarına saldırmaktı. Ancak gerek Zap'ta gerillanın direnişi karşısında uğradıkları ağır yenilgi ve Kuzey sahalarında geliştirilen direniş nedeniyle bu plan başarılı olamamıştır. Bu alanımızda, partileşmedeki yetersizliğin yanı sıra askeri alanda, düşmanı izleme, tahlil, tarzını zamanında çözme, gerekli tedbirleri anında alma konusunda kimi sorunlar yaşanmaktadır. Düşman çok yoğun bir psikolojik savaş eşliğinde ileri teknik kullanmasına rağmen istediği askeri sonucu alamamaktadır. Yaşanan kayıplarımızın başta gelen nedeni düşmanın gücü ve yeteneğinden çok üstlenme konusundaki kolaycı tarz, gizlilik, disiplin, askeri mantık ve yaşam tarzında yaşanan yetersizliklerdir. Diğer bir yetersizlik ise, askeri taktik zamanında değişikliğe gitmemedir. Zamanında gerekliği olan değişikliklere gitmemek, birbiriyle kıyasıya mücadele eden güçler için bu büyük bir tehlikedir. Üzerinde durulan ve mutlaka giderilmesi gereken bir yetersizlik de tüm saha ve bölgelerin esas olarak her bakımdan kendine yeterli olması yönündeki yeni planlamanın hayata geçirilme konusu olmuştur. Güney'e dayalı, gücünü büyütmeyen, bunun için kendini yormayan, eğitmeyen, hazırı bekleyen, kolaycı bir yaklaşımdan kaynağını alan yaklaşımın giderilmesi gerektiği önemle belirtilmiştir. Düşmanı sarsıcı eylemlilik ve direnişlerin sergilendiği bu sahamızda ciddi gelişmeler de sağlanmıştır. Gerillada fedai ruhu gelişmiştir, ama çabası oranında gerekli sonuçların alınmamasında yukarda izahını satır başlarıyla yaptığımız bazı temel yetersizlikler rol oynamaktadır. Bu her alana yansımaktadır. Buna bir son vermek için komuta kademesinin partileşme temelinde askeri bilim-tekniği ve düşmanın tarzını izleme, ona göre gerekli değişikliklere gitme, modern gerillayı daha fazla geliştirme, sorun ve çözüm konusunda daha fazla yoğunlaşması, vuruş tarzının koparıcı ve keskin olması gerektiği vurgulanmıştır. Toplantımız ikinci aşamasına geçilen Êdi Bese Hamlesi'nin önümüzdeki dönemde nasıl pratikleşerek sonuç alacağı konusunu da ayrı bir gündem olarak ele alarak tartışmıştır. Bu gündemde hem hamlenin geçmişi hem de gelecekte yapılacaklar üzerinde durulmuştur. Êdi Bese Hamlesinin birinci aşaması, başarıyla sonuçlandırılmıştır. "İmralı İşkencesine Son, Acil Tedavi ve Önder Apo'ya Özgürlük Kürdistan'a Barış" şiarı temelinde başlatılan hamlenin ikinci aşamasının başarıyla sonuçlandırılması için, öncelikle belirtilen yetersizliklerin aşılarak, partileşmenin geliştirilmesinin önemine vurgu yapılmıştır. Önderliğin sağlığına, özgürlüğüne ve Kürt sorununun demokratik çözümüne kilitlenen hamle partileşme ve doğru öncülük olmaksızın başarılamaz. Hamlenin ideolojik, örgütsel, siyasal, sosyal, kültürel, diplomatik ve askeri yönleri bulunmaktadır. Öncelikle her bakımdan örgütlenmeyi, militanı netleştirmeyi ve her türlü bürokratik anlayıştan uzaklaşarak halklaşmayı ifade etmektedir. Hamlemiz esas olarak İmralı işkencesine son vererek Önderliğin özgürlüğünü ve Kürt sorununun çözümünü esas almaktadır. Bunun için Önderliğin ulusal ve uluslar arası alanda meşrulaştırılması, bunun Türk devletine kabul ettirilmesi, serhıldanları süreklilileştirme ve halkımızın öz savunmasının geliştirilmesi hayati önemdedir. Bu sürecin en temel hedeflerinden birisi de, sömürgeci Türk devletinin özellikle Güneyli güçleri hareketimize karşı kullanma siyasetini yeniden gündeme getirmesi karşılığında öteden beri izlediğimiz ve önemli sonuçlar açığa çıkaran ulusal birlik siyasetini ve bunun somut ifadesi olarak pratik adımların atılmasını hedeflemektir. Bunun için de bazı girişimlerde bulunmak gerekmektedir. Artık her koşul altında Kürtler arası herhangi bir çatışmanın bütün zeminini ortadan kaldırmak ve bu noktada düşmanın esas planını bozmak en önemli bir ulusal-demokratik görev durumundadır. Türk özel savaşı bir taraftan hareketimizin Güney Kürdistan'daki varlığını sınırlandırmaya çalışırken öte yandan da Türk halkından, aydınlarından ve demokratlarından da uzaklaştırmak istemektedir. Bunun karşısında Türk ve Kürt halklarının demokratik eşit-özgür birliktenliğini kurup geliştirmenin çok yönlü adımlarını atmak gerekir. Bir taraftan barış meclisi örgütlenirken, öte yandan sendikalarda emekçilerin yakınlaşması hedeflenmeli, bir başka cepheden de siyasal alanda çatı partisinin örgütlenmesine yönelmekle demokratik muhalefet boşluğunu doldurmak imkan dahiline girmiştir. Bu konuda dar milliyetçi anlayışlarla mücadele kadar, Türk solunun öteden beri sürdüre geldiği, dar grupçu, önyargılı, doğmatik ve kaygılı yaklaşımların aşılması için de bir mücadeleye gerek vardır. Êdi Bese Hamlesi çerçevesinde serhıldanların geliştirilmesine ilişkin de tartışmalar yürütülmüştür. Yeni dönemde serhıldanları bazı somut sorunları gündemleştirmek kadar, somut talepleri yerine getirinceye kadar sürdürmeyi, bazı önemli günlerle sınırlı kalan ve yine bazı merkezlerde toplanan değil de yaygın olarak her şehir ve kasabada eylemlilik geliştirmenin hedeflenmesi gerekmektedir. Türk özel savaşının Önderliğimizin, hareketimizin ve halkımızın her fırsatta dile getirdiği diyaloga dayalı demokratik çözüm çağrılarımız karşısında inkar imha siyasetindeki ısrarı karşısında, kendi demokratik toplum projemizi hayata geçirmeliyiz. Şöyle ki; tüm halkımızın demokratik toplum projesi çerçevesinde her alanda temsile kavuşturulması ve demokratik konfederalizm sisteminin geliştirilmesi demektir. Halkın gerçek temsilcileri olan meclisleri toplumsal gelişmenin dinamiği haline getirmektir. Yine halkımızın kendisini her konuda aydınlatacak, bilinçlendirecek, demokratik zihniyet ve kültür geliştirecek akademilerin örgütlendirilmesi zamana yayılmadan gerçekleştirilmelidir. Yaşamın ekonomik boyutunun demokratik komünal espri temelinde gelişmesi için kooperatifleşmeye yönelinmesi esas olarak kendi demokratik toplum projemizi hayata geçirmede tamamlayıcı bir adım atılmış olacaktır. Bunu için demokratik konfederal sisteme dahil olmayan hiçbir insanı bırakmama perspektifiyle hareket edilmelidir. Demokratik yaşamın örgütlenmesi karşısında özel savaşın bilinçli olarak geliştirdiği uyuşturucu, fuhuş başta olmak üzere toplumumuzu düşüren her türlü yozlaştırma saldırılarına karşı mücadelenin sadece aydınlatılma ile sınırlı kalmaması, aynı zamanda mücadelenin pratik sahaya da taşırılarak, bu kesimlerin engellenmesi için gerekli yapılanmaya gidilmesi artık bir zorunluluk haline gelmiştir. Aksi takdirde toplum, uyuşturucu ve kadın tüccarlarının insafına bırakılmış olacaktır ki, bunu kabul etmek mümkün değildir. Bununla birlikte Türk sömürgeciliğinin halkımızı kültürel yozlaştırma, asimlasyon politikasına karşı kendisini dil ve kültür alanında da savunması, oto-asimlasyona karşı çıkması ve bu konuda gerekli duyarlı yaklaşımın gösterilmesi inkar-imha siyasetine verilmiş en iyi yanıt olacaktır. Bu duyarlılık ve direnişin kurumsal düzeyde örgütlenmesinin geliştirilmesine de ihtiyaç vardır. Her yerleşim alanında mutlaka dershanelerin kurulmasına gidilmelidir. Bu görevler, Kürdistan toplumunu yeniden demokratik, ekolojik ve cinsiyet özgürlükçü temelde kurmak anlamına gelmektedir. Bu temel görevler göz önüne getirildiğinde, parti yönetiminin ve kadroların nasıl bir öncülük göreviyle karşı karşıya olduğunu ortaya koymaktadır. Ortaya konulan bu görevler, eski tarz öncülük, belirtilen yetersizlikler ve yönetim tarzıyla yerine getirilemeyeceği bir gerçektir. Bu nedenle de yönetimin ortaya çıkan gelişme olanaklarını en yetkin ve sonuç alıcı tarzda değerlendirerek sonuç alabilmesi için, kendisini içine girilen yeni dönemin gereklerine göre gözden geçirmesi, gerekli hazırlıkları yapması ve eleştiri konusu yapılan yetersizliklerden kendisini kurtarması gerektiği sonucuna ulaşmıştır. Bunun için de toplantıya katılan tüm meclis üyesi arkadaşlar hem genel pratiği değerlendirirken, eleştirel-özeleştirel yaklaşmış, hem de kendi duruşu konusunda özeleştiri vermiş, hakkında eleştiriler geliştirilmiştir. Her arkadaş sonuçta yeni süreç karşısında tutumunu ve kararlılığını belirtmiştir. Eleştiri-özeleştirinin bununla sınırlı kalmayıp tüm örgütsel alanlarımızda ilerlemenin, başarmanın, doğru katılım ve yoldaşlığın temel bir ölçüsü olarak geliştirilmesi gerektiği açıktır. Üzerinde durulan diğer bir konu da, toplantımızın temel bir gündem yaptığı tasfiyecilik konusudur. Birçok alanımızda, yönetim, kadro ve komuta sorunu bulunmaktadır. Bunlar mücadele eden bir örgüt için her zaman mücadele edilmesi gereken yetersizliklerdir. Ancak bir de tasfiyeci anlayış ve pratikler vardır. Bazı bireyler şahsında ortaya çıkan tasfiyecilikleri bu yetersizliklerden elbette ayırmak gerekir. Bugün ortaya çıkan ve kendisini farklı alanlarda çizgiye dayatan, gelişmeyi durdurarak sınırlandırmaya çalışan tasfiyecilikler bulunmaktadır. Her ne kadar önemli oranda çözümlenerek, açığa çıkarılmış ve belli sonuçlara ulaşılmışsa da, beslendikleri zemini ortaya koyup, kadro ve örgütsel yapımızı tasfiyecilik konusunda aydınlatıp, duyarlı kılmak için yaşanan tasfiyeci pratikler konusunda kısa bir özet yapmak gerekmektedir. Partileşme tarihimiz aynı zamanda tasfiyecilikle ve her türlü sapma ve saptırma yaklaşımlarına karşı mücadele tarihidir. Önderlik gerçekliği ve mücadelesi de özünde tasfiyeciliğe karşı örgüt çizgisini savunmadır. Bugün de bazı bireyler ve etkiledikleri sınırlı bir ahbap-çavuş çevresi etrafında bazı tasfiyeci tutumlar görülmüştür. Özellikle Önderliğimiz şahsında tüm hareketimize karşı geliştirilen uluslararası komplo sadece dıştan saldırılarla değil, aynı zamanda içten de ayaklarını oluşturarak sonuç almak istemiştir. Bu çerçevede uluslar arası komplonun iç ayakları olan Ferhat- Botan ihanetçi çeteciliği bilinmektedir. Bunların amaçları örgütü ve partiyi ele geçirip, sisteme bağlama ve sistemin kirli, anlamsız, köleci yaşamını geliştirmekti. Bunu başaramayınca ortamdan kaçmak zorunda kaldıkları bilinmektedir. Bu ihanetçi-tasfiyeci grubun açığa çıkmasıyla her ne kadar hareketimiz ciddi bir netleştirme sürecini geliştirdiyse de kendisini netleştirmeyen, bir tür arada kalmayı tercih eden bireylerde olmuştur. Özellikle PKK'nin yeniden kuruluşu ve gelişen direniş süreci hareketimizde güçlü bir kararlaşma ve netleştirme sürecinin geliştirilmesi temelinde büyük fedai duruş ve kahramanlıklar gerçekleşmiştir. Bu süreçte yapımızın ezici çoğunluğunda Zilanlaşma'nın gelişmesiyle hareketimizin genelde bir fedaileşme süreci yaşanmıştır. Fakat bütün bunlara rağmen, bu netleşme ve fedaileşme sürecine katılmayıp bir tür orta yol çizgisi gibi kendi geri tutum ve duruşunda ısrar eden ve giderek çizgiden kopuşu yaşayan pratikleriyle tasfiyeciliği dayatan birey ve zaaflarına hitap edilen bazılarının da katılımıyla ortaya çıkmıştır. Hareketimizde gelişen netleşme süreci tüm yapımızda fedaileşmeyi geliştirirken, aynı zamanda bu sürece katılmayan ve buna gelmeyen bazı bireyler şahsında tasfiye duruşu da netleştirmiştir. Bu çerçevede en temel savaş alanımız olan Botan alanında, Dr.Ali- Dicle şahsında ortaya çıkan sağ savunmacı, tasfiyecilik ile Avrupa alanında 2004'den beri kendisini netleştirmeyen, hareketin toparlanma sürecine katılmayan hizipçi, tepkici tasfiyeci duruşların artık aşılma zorunluluğu ortaya çıkmıştır. 2007 yılının başından bu yana mücadelemizin yeni bir sürece girdiğini tespit eden hareketimiz, gelişen ideolojik netleşme çerçevesinde netleşmeyen kişilikleri netleştirmeyi gündemine almış ve bu temelde Botan'da görevli bulunan Dr.Ali ile Dicle'nin pratiği değerlendirilerek görevlerine son verilmesi ve soruşturmaya çekilmesi kararı alınmıştır. Çünkü bu kişiliklerin savaş ortamında geliştirdikleri ilişki ve yaşam tarzları, bırakalım savaşı ve devrimci yaşamı geliştirmeyi, yozlaşmayı, çürümeyi ve ruhsal düzeyde bitirmeyi geliştirmekte, bu da düşmanın operasyonlarla yapamadığını, savaşçı yapısında ruhsuzluğu geliştirerek yapma anlamına gelmekteydi. Bu nedenle bu kişiler görevden alınarak soruşturmaya alınmışlardır. Uzun süren soruşturma ve en son gerçekleşen platform ile birlikte pratikleri yargılamaya tabi tutulmuş ve geliştirdikleri gizli sosyal reforumculuk, sağ savunmacı anlayış temelinde taktikte, savaş tarzında, yaşam, örgüt ve özgürlük ölçülerinde yaratılan tahribatlardan dolayı her ikisinin de parti ve HPG üyeliklerine son verilmiş, iki yıllık emek sürecine alınmaları kararlaştırılmıştır. Bu iki yıl ardından partiye yazacakları rapor temelinde durumlarının yeniden değerlendirilmesi uygun görülmüştür. Bu tasfiyeciliğin yarattığı tahribatlar nedeniyle Botan alanında önemli kayıplarımız yaşanmış ve mücadelede ciddi boşluklar yaratmıştır. Bunu gidermek ve tasfiyeci sürecin tüm etkilerini ortadan kaldırma, direniş çizgisini geliştirme ve şehitlerin anısına bağlılığın bir gereği olarak gerekli olan tüm ek tedbirler de alınmıştır. Avrupa alanında 2004 yılından beri devam eden ve bugüne kadar çizgiye tam olarak katılımı gerçekleştirmeyip kendinde ısrar eden anlayışın netleştirilmesi bir süreden beri gündemimizde bulunmaktaydı. Bu anlayışın başını çeken Rıza arkadaşın merkez alanımıza gelmesiyle birlikte netleşme süreci geliştirilerek belli bir sonuca gitmesi için uygun koşullar oluşturulmuştur. Hareketimizin toparlanma sürecine katılmayan, tepkici bir duruş sergilenerek örgütümüzün Avrupa'da toparlanmasını zorlaştıran, böylelikle birçok kadronun kopuşuna, zararların gelişmesine yol açan bu hizipçi-tepkici-tasfiyeci anlayışın etkilerinin tümüyle aşılarak hem Avrupa'da, hem de genelde netleşmenin gelişmesi için gerekli tartışma ve yoğunlaşma süreci derinleştirilmiştir. Bu kapsamda geliştirilecek son platformlarla bu sorunun sonuçlandırılması kararlaştırılmıştır. Bugün pratik açıdan Avrupa zemininde bir toparlanma ve gelişmenin yaşanması bu tür engelleyici-tasfiyeci yaklaşımlarla mücadelenin bir sonucudur. Elbette ki buradaki hedef tasfiyeciliğe bulaşan tüm arkadaşların özeleştirilerini vererek, sürece doğru katılım ve Önderlik çizgisiyle bütünleşmelerini sağlamaktır. Partimiz bu tarihsel süreçte kişinin durumu ne olursa olsun, katmayı, sürece dahil etmeyi ve Önderlik çizgisiyle bütünleşmeyi sağlamak için gereken özveri ve kazanımcı yaklaşımı esas almaktadır. Ancak ilkesel duruşu başarı için vazgeçilemez olarak görmektedir. Kuşkusuz her kişinin durumu açısından kendilerinin doğru özeleştiri vermesi ve yeniden katılım tutumunu geliştirmesi yaklaşımı kendileri için belirleyici olacaktır. Partimiz, mücadelemizin bu önemli döneminde geliştirdiği Êdi Bese Hamlesi'nin birinci aşamasında, önüne koyduğu ideolojik netleşme sürecini ikinci aşamada da ideolojik netleşme ve örgütlenme hamlesi biçiminde devam ettirmeyi karar altına almıştır. Çünkü ideolojik netlik ve bu temelde güçlü bir örgütsel öncülük başarı için şarttır. Bu anlamda yaşanan sağlamlaşma ve çelikleşme ile beraber kırıntı düzeyinde de olsa her türlü tasfiyeci anlayışların tümden aşılması temel bir hedef durumundadır. Daha çok bireyler düzeyinde yaşanan bu tür duruş biçimlerinin hareketimiz tarafından kabul edilmeyeceği ve aşılacağı tutumu geliştirilmiştir. Bu anlamda ister gerilla da ister siyasal alanda ister cezaevinde olsun kişiler nerede bulunursa bulunsun, ne düşmana giden, ne de partiye doğru temelde katılan anlayışın tümden giderilmesi gerekmektedir. Çünkü geçen pratik süreç gösterdi ki, bu tür anlayışların varlığını sürdürmesi devrimci yaşamı ağırlaştırdığı gibi son tahlilde tümden devrimden kopma ve düşmana gitme tehlikesini de bağrında taşımaktadır. Bu nedenle mücadelemizde artık bu tür arada duran, fırsat bulduğunda tasfiyeciliğe soyunan duruş biçimlerinin aşılması bir gereklilik olarak görülmüştür. Toplantımız bütün bu durumları değerlendirerek, hareketimizin olmazsa olmaz kabilinden başarı sürecine kilitlenmesi gerektiğini, bunun için de her açıdan netleşen bir ideolojik duruş ve yetkin bir örgütsel öncülüğü şart görmektedir. Bu açıdan partimizin geliştirdiği netleşme sürecine tüm kadroların güçlü katılması, her türlü tasfiyeciliğe karşı daha yetkin bir mücadele ile dönemin kazanılmasını garanti altına almak temel bir görevdir. Demokratik Komünal sistemin iki temel öncü gücü konumundaki kadın ve gençlik üzerinde de tartışma ve değerlendirmelere gidilmiştir. PKK özünde bir kadın hareketidir. Tüm çalışma alanlarında kadın özgürlük çizgisini geliştirmek temel bir görevdir. Bu da kadının bulunduğu her alanda erkek işbirlikçiliği, taklitçiliği ve dar cinsiyetçi yaklaşımlara karşı bir mücadeleyi gerekli kılmaktadır. Cins mücadelesinin ideolojik, ulusal, toplumsal ve örgütsellikle birleştirilmesi gerekir. Aksi takdirde dar kalır, dar kalınca çözümsüzlük gelişir. Bu da sonuçta işbirlikçiliğe kadar götürür insanı. İşbirlikçi, geleneksel kadın özünde özgür kadın kimliğini kendisine yedirmemiş ve kadın kurtuluş ideolojisini benimsememiş kadındır. Erkek egemenlikli zihniyet ve duruşlara karşı mücadelenin yanı sıra her iki anlayışla mücadele yürütülmeden, kadının özgür kişiliği ve iradeleşmesi gerçekleştirilemez. Kadın cins mücadelesini yetkince ve kararlıca yürüterek erkek gölgesinden ve geleneksel kadın özelliklerden kendisini kurtarmalıdır. Kendi özgün örgütlülük ve toplantılarında buna özel bir önem vermesi gerekmektedir. 5000 yıllık tarihi bulunan erkek egemenlikli yaklaşımın kolayca aşılamayacağı ve erkek egemenlikli zihniyetin aşılmasının kolay gerçekleşmeyeceği bilinen bir husustur. Bu nedenle Önderliğimizin geliştirdiği özgürlük çizgisi temelinde her türlü egemenlikçi ve köleci zihniyete karşı mücadele ile özgür, iradeleşmiş kadını ve özgür demokratik erkeği yaratmak yeni toplumun inşasında temel taşlar olacaktır. Bu eksende geliştirilecek mücadelenin ciddi bir yetkinlik, özgür yaşamda ısrar ve kararlılığı gerektirdiği kesin bir gerçekliktir. Özellikle kadının geleneksel erkeğin hakimiyetçiliği ve düşürücü özelliğini göz ardı etmemesi, bunun içinde yetkin bir cins mücadelesini geliştirmesi, PKK'lileşmede en önemli halka olmaktadır. Bunun bilincinde olmayan kadın, her zaman tasfiyeciliğin tamamlayıcı öğesi ve zemini olacağını bilmelidir. Nitekim Dr. Ali ihanetçi-tasfiyeci pratiğinde de bir kez daha açığa çıkan bu gerçekliktir. Bu nedenle de tasfiyeciliğe karşı mücadele de özgür kişiliği geliştirmek temel ölçüdür. Bunun için de kadın köleliğine ve erkek egemenliğine karşı mücadele esastır. Ortamımızda hiçbir erkek, kadın üzerinde politika yapma, kendine göre kadın oluşturma, ahbap-çavuş ilişkisi geliştirme, özgürlük ölçülerini geriye çekme konumunda olamaz. Buna hiçbir erkek ve kadın izin vermemelidir. Çünkü bu tasfiyeciliktir. Böyle bir tutumu parti saflarımızda geliştirmenin, ne ile kılıflamak isterse istesin en sömürgen burjuva veya köleciden daha kötü bir konumu ifade ettiği açıktır. Elbette özgürlük ölçülerini geliştirmek için cins mücadelesini yürütmek sadece kadın militanın sorunu değildir, bu aynı zamanda erkek militanın da görevidir. Kendindeki erkek egemenlikli zihniyeti kırmak temel bir görev olup, PKK'lileşmenin vazgeçilmez ölçüsü olarak ele alınıp yaşamda somut temsile kavuşturulmalıdır. Önderlik kadın özgürlük duruşunu kendi çizgisinin teminatı olarak tanımlamaktadır. Kadın bunun bilincinde olarak çizgiyi korumakla yükümlüdür. Bu anlamda hiçbir biçimde gizli veya açık tasfiyeciliğe de izin vermemelidir. Bu konuda kadın hareketinin öncelikle en başta bu tür yaklaşımlara karşı tutum ve tavır takınması gerekmektedir. Bunun için de öncelikle kendi iç birliğini ve örgütlülüğünü yetkinleştirmesi şarttır. Devrimimizin temel öncü güçlerden birisi de gençliktir. Gençliğin bu rolünün farkında olarak öncelikle örgütsel çizgide bir netliği yakalaması, düşmanın yönelimlerini boşa çıkacak bir tarzın geliştirilmesi üzerinde durulmuştur. Bu temelde gençlik kendisini hiçbir sınırlamaya tabi tutmadan daha fazla aktifleşmeli hem halkın öz savunma gücü olmalı, hem de, gerillaya katılmalıdır. Kürt toplumu genç bir nüfustur. Gençliğin çok sınırlı bir kesimi örgütlenerek etkilenebilmiştir. Yine Newroz vb. günlere gençliğin katılım düzeyi ile örgütlülüğü arasındaki ilişki değerlendirildiğinde, önemli bir gençlik kesiminin örgütsüz bırakıldığı ve bu konuda ciddi bir yetersizliğin yaşandığı ortaya çıkmaktadır. Bu konu üzerinde durularak sorunun giderilmesi, geleceği kazanmada oldukça önemlidir. Êdi Bese Hamlesinin hedeflerine ulaşması da gençliğin belirtilen yetersizliklerden kendisini kurtarmasıyla olacaktır. Kürdistan gençliği Apoculaşmaksızın, yani Apocu bilinç, kültür, cesaret, kararlılık ve örgütlülüğü geliştirmeksizin, kendi özgür geleceğini de garanti altına alamaz. Sonuç olarak: Bundan önceki PKK meclis toplantısında, yapılan tartışma ve değerlendirmelere bağlı olarak tasfiyeciliğin etkilerine, liberalizm, bürokratizm ve dogmatizme karşı mücadele yürütülme kararı alınmıştı. Bu konuda çeşitli talimat, perspektif ve toplantılar ile Parti çizgisinin yaşamda, örgütte ve eylemde netleştirilmesi için tasfiyecilikle mücadelede belli çalışmalar yürütülmüştür. İstenilen düzeyde olmazsa da, bu konuda genel olarak kadroda ve hareketin bütününde belli bir örgütsel duyarlılık ve toparlanma gelişmiştir. Ancak bazı bireyler şahsında ortaya çıkan tasfiyeci pratikler yaşanan kayıplar, istenilen düzeyde halklaşmama, komünal sistemi örgütlemedeki yetersizlikler, kendine görelikler, ideolojik mücadeleyi yürütmedeki yüzeysellikler, ortaya çıkan devrimsel gelişmeyi gerektiği gibi değerlendirmeme türü yetersizlikler hala önemli ölçüde varlığını sürdürmektedir. Sorunun özünün ise, ideolojik ve zihniyet olduğu, Önderlik görüşlerinin benimsenmesi ve içselleşmesinde bir yüzeyselliğin yaşandığını, esas olarakta partiye doğru katılım sorunu olarak tanımlamak gerektiği açıktır. Bu sorunlarla sonuç alıcı bir tarzda mücadele edildiği oranda ilerleme sağlanacağı göz önüne getirildiğinde, bu konuda hiçbir ertelemeciliğe ve gevşekliğe izin verilmemesi dönem öncülüğünün en temel özelliği olarak ortaya çıkmaktadır. Partimizin tüm yetersizlik ve geriliklere rağmen yakalamış olduğu, örgütsel toparlanma ve gelişme bu konuda ilerlemek ve sonuç almak için önemli imkanlar sunmaktadır. Hiç kimsenin parti saflarını muğlaklaştırıp, kendisini yaşatmasına ve tasfiyeciliği geliştirmesine izin vermemek dönemin öncü militan tarzıdır. Bu tarzın bir yaşam tarzı haline getirilmesi gerekmektedir. Belirtilen sorunların kaynağında parti yönetiminin yetersizlikleri bulunmaktadır. Açık ki, bu yetersizliklerle açığa çıkan olanakları değerlendirmek, Êdi Bese hamlesine öncülük etmek zordur. Partinin kendisini önümüzdeki sürecin gereklerine yanıt veren tarzda bir örgütlülüğe kavuşturması, kadroların her bakımdan netleştirmesi, yeni kadro adayları ve katılımla güçlendirilmesi gerekmektedir. Bu nedenle bu sorunların köklü bir çözümlemeye kavuşturulması ve gerekli tedbirlerin alınması temel görevdir. Bunun için her zamankinden daha fazla, kapitalist sistemin her türlü ideolojik akımlarına, milliyetçiliğe, dinciliğe, cinsiyetçiliğe, bilimciliğe ve anlamsızlaştırma saldırılarına karşı kadronun duyarlı kılınması, politik ve örgütsel reflekslerin geliştirilmesi gerekmektedir. Özellikle Ortadoğu gerçekliğinde geliştirilmeye çalışılan İslamın siyasallaştırılması, dinin siyasi amaçlar için istismar edilmesi eğilimine karşı, ilkeli, duyarlı ve etkin bir ideolojik mücadele yürütülmesi bu dönemde ihmal edilmemesi gereken bir görev haline gelmiştir. Dönem ancak böylesine netleştirilmiş kadro ve öncülükle karşılanabilir ve başarılabilinir. Êdi Bese Hamlesinin ikinci aşamasını başlattığımız bugünlerde gerçekleştirdiğimiz bu toplantı, esas olarak, hamlenin ikinci aşamasında ortaya konulan İmralı İşkencesine Son, Acil Tedavi, Öcalan'a Özgürlük, Kürdistan'a Barış hedeflerine ulaşmanın öncü planlamasını yapmıştır. Bu da özünde ideolojik, politik, örgütsel, diplomatik, meşru savunma, öz savunma, halkın demokratik komünal örgütlülüğünün geliştirilerek, demokratik konfederalizmin inşasını gerçekleştirmek anlamına gelmektedir. Önder Apo'nun özgürlüğü anlamına da gelen bu planlama belirtilen görevlerin başarılması halinde uzak bir ihtimal olmadığı açıktır. Ancak bu hedefe ulaşabilmek için kadroların netleştirilmesi, yeni kadrolaşmaların geliştirilmesi, sürece daha güçlü öncülük edilmesiyle sağlanacaktır. Belki de hiç olmadığı kadar bu dönem "ne kadar öncülük, ne kadar eğitim-ideolojikleşme, ne kadar örgütlülük, ne kadar siyaset-diplomasi ne kadar katılım, savaş ve serhıldan o kadar çözüm" formülasyonu geçerli olacaktır. Tüm yoldaşların sürecin yüklediği görev ve sorumlulukların bilincinde olarak, tam bir Apocu sorumluluk ve duyarlılıkla harekete geçecekleri ve önümüzdeki dönemi halkımıza kazandıracaklarına olan inancımızı belirtiyor, çalışmalarında üstün başarılar diliyoruz. Devrimci selam ve saygılar . 5 Haziran 2008 |
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| bese, Çizgisinde, doğru, êdî, hamlesinin, partileşmek, sahip, Önderlik, Şehitlerine |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cvpl | Son Mesaj |
| Uluslararası koplo karşısında direnen önderlik gerçeği kazanmıştır | H£WiDAR | ÖNDERLiK, Genclik ve Savunma Gücleri | 0 | 10-01-2008 17:31 |
![]() |
Design By: JB-Team
Powered by JBulletin® Jiyan-Board Version
Copyright ©2007 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
|
![]() |