Jiyan-Board


FORUM Portal Albümlerim Sosyal Gruplar Kimler Online Bugünki Mesajlar
Geri git   Jiyan-Board.NET > Özgür Ülke -Siyasi Serbest Kürsü - Gündem - Haberler > Gerilladan yazılar ve Anilari
CezalilarTüm Albümler Roj Tv Zindi Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Konu Bilgileri
Konu Başlığı
Ay mehtabında dağ rüzgarı 1
Konudaki Cevap Sayısı
0
Şuan Bu Konuyu Görüntüleyenler
 
Görüntülenme Sayısı
14

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 04-17-2009, 09:23   #1 (permalink)
Üye
 
Z0ZAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Apr 2009
Activity Longevity
0/20 1/20
Today Mesajlar
0/5 sssss2438
Üye No: 11238
Mesajlar: 2,438
Konular: 0
Referanslari: 0
Arkadaslari: (0)
Cinsiyet:
Kullandigi Tesekkür: 0
Aldigi Tesekkürler: 114
REP Gücü Puanı: 509
Aldigi REP Puani: 223
Z0ZAN has a spectacular aura aboutZ0ZAN has a spectacular aura aboutZ0ZAN has a spectacular aura about
Son Aktivitesi: 04-17-2009 :   08:20 
Toplam Online Süresi: 3 Dakika 6 Saniye
Submit to Clesto Submit to Digg Submit to Reddit Submit to Furl Submit to Del.icio.us Submit to Jeqq Submit to Spurl
Standart Ay mehtabında dağ rüzgarı 1

Ay mehtabında dağ rüzgarı 2



Şehit Leyla Avaşin (Kezban Mavi) arkadaşın günlüğü'nden



Kürt erkeği acıyarak yaklaşır



Sabah Amed arkadaşla tartıştık. Ona olan eleştirilerimi olduğu gibi söyledim. Tartışmamız bazen yüksek sesle oldu, ama yine de iyidir, kendimi çok rahatlamış hissediyorum.



Hevalê Merdan benim gerçekliğime ilişkin bazı şeyler ifade etti, aynen katılıyorum. "Kürt erkeği acıyarak yaklaşır, hep silahını taşımak ister. Zorda kalmadıkça kendin taşı. Türkler 'kendine dayan!' demişler. Mevlana 'ne ararsan kendinde ara!' demiş. Sen kendini geliştir" dedi. Bence de mantıklı! O konuşmadan sonra bastonumu atmaya karar verdim. Ben tam bunları düşünürken Hevalê Şexmus güzel ve yeni bir bastonla noktaya gelmişti. Ne yapsam ki acaba?



Arkadaşların yanında VI. Kongre Kararları'na ilişkin ve VI. Kongre Tartışmaları'na ilişkin kitaplar var. Alelacele bu kitapları okuyorum. Türkiye devrimine ilişkin tartışmalara hemen hemen hiç yer verilmemiş. Ama eminim tartışmalar gelişmiştir. Zaten iki yıldır söyleyip durduğumuz konferansı da karar altına almışlar. Acaba çalışmalar nasıl ilerliyor? Çok merak ediyorum. Uzun süredir gazete okuyamadığım için siyasi değerlendirmeleri okumak bana ilaç gibi geldi. Bir de Kadın Kongresi'nin tartışmaları elimize ulaşsa!



Öğleden sonra köye, erzak çıkartmaya gidilecek. Ben, Jiyan, Deniz ve Sabri arkadaşlar da başka bir yerde "gömme" açıp tütün ve pirinç getireceğiz. Ben atın üzerinde gidiyorum. Beyaz, kirli ve bakımsız bedeniyle kısrak hoşnut olmadan sıcakta yürüyor. Biraz sakinleştirmek ve birbirimize alışabilmemiz için boynunu okşadım. Atın üzerinde dört nala koşmak istiyorum. Ama durduramam diye korkuyorum. Şexmus arkadaş uygun, düz bir araziye gelince tedbir amaçlı bekleyecek, ben koşturacağım. Evet, kayın ve kavaklarla sarmaş dolaş olmuş ırmağın hemen yanında böyle bir arazi var. Ben bir-iki gidip geldim. Ama istediğim hızda sürdüremediğim için gönlüm dinmedi. Şexmus arkadaşa rica ettim, o da bindi. "Haydi, şimdi 120 km/h hızla gidelim!" dedim. Bu sefer gittik, ama arzuladığım hızla yine değil. Şexmus arkadaş "atın nalları yok, o yüzden hızlı koşamıyor" diyor. Yine de çocuklar gibi mutluyum. Benim de biraz hevesim dindi. Yolumuza devam ediyoruz. Yolda Jiyan arkadaş rahatsızlandı, geri döndü. Ben hala atın üzerindeyim, öyle ilerliyoruz. Bazen at beni alıp götürüyor, zapt edemiyorum. Bir kaç kez çığlık attım.



Yolda kurye Hamza arkadaşla karşılaştık; bize "Metîna'da ve Kaşurê alanında operasyon var" haberini getiriyormuş, bir de tabii ilk önce Mêrdîn grubunu götüreceğini haber verdi. Metîna'da 1 bayan arkadaş Türk ordusunun eline geçmiş. 4 şehit 3 yaralı var. Kaşurê bölüğü mangalar halinde mevzilenmiş. Onlarda da 4 yaralı var. Ertesi gün operasyonun bizim bulunduğumuz alana kayma olasılığı var. Arkadaşlar bugün köye girecekleri için kaygılanıyorum. İçim rahat değil.



Bacak kaslarım yaydan fırlayan bir ok gibi...



Hala atın üzerindeyim, gitmeye devam ediyoruz. Öyle çok bacaklarım ağrıdı ki! En az bir balerin kadar bacaklarımı açmak zorundayım. Bacak kaslarım gerildikçe geriliyor. Yolda atın heybesi düşmüş, farkında olmamışım. Mahçup oldum. Üzgünüm ama...



Kendimi çok halsiz hissediyorum. Jiyan gibi ben de rahatsızlandım. Arkadaşlar beni yükün üzerine oturttular. Zavallı masum ata çok acıyorum. Dik, taşlı, dikenli yollardan geçiyoruz. İnsem yürüyemeyeceğimden eminim. Hem belimin hem bacaklarımın ağrısı buna müsaade etmez. Çaresiz atın üzerinde kalıyorum. Ama biraz daha kalsam bacak kaslarım yaydan fırlayan bir ok gibi vücudumdan ayrılacak. Çaresiz, yükler yüzünden de daha çok bacaklarımı gererek yükün üzerine kapaklandım. Yarı uykulu ilerliyoruz. Yolda heybeyi bulduk. Bunun sevinciyle biraz daha ilerledik. Artık hava yavaş yavaş kararıyor. Hemen ilerimizde çobanlar sürülerini götürüyorlar. Bir süre yanlarından geçip geçmeme konusunda arkadaşlar tartıştılar. Sonra geçmeye karar verildi. Galiba köylüler beni yaralı zannettiler. Noktaya gider gitmez hemen kendimi yere attım.



Bir-iki saat sonra uyandırıldık. Havan, tank sesleri geliyordu. Tedbir amaçlı intişara gideceğiz. Bir tepeye tırmandık. Sabah 07.30'da geri noktamıza döndük. Atın kirli bedeni, kirli semerinden tiksindim. Kendimi çok pis hissediyorum. Suya gidip temizlendim ve rahat bir uyku çektim. Akşam grup ikiye bölündü. Daha güvenli başka bir noktaya gideceğiz. Yolda çobanlar kocaman ateş yakmışlar. Biraz bekledik. Sonra mecburen yanlarından geçip gizleneceğimiz bölgeye ilerledik.



Gecede sessiz ve ağır bekleyiş var.



02.08.1999, Pazartesi



"Özel savaş" medyası



Sabah kalktığımızda ortalık süt limandı. Heyecanla BBC'yi dinledim. Parti Önderliği'nin avukatının yaptığı açıklamayı çok merak ediyorum. Bu tür durumlarda gazetesizlik insanı çok yıpratıyor. Spiker sıradan bir haber gibi alelacele ve donuk sesiyle haberi geçti. Umarım "özel savaş" medyası çığlıklarının etkisiyle halkın kafası karışmaz.



Akşam nokta değiştirdik.



06.08.1999, Cuma



"Ağlamayana meme yok!"



Büyük cihazda bizim üçümüzün kalması, Şexmus ve Berîvan arkadaşların Mêrdîn grubuyla Botan'a geçmesini söylemişler. Berîvan arkadaş YAJK talimatına göre tek bayan olarak gidemez. "Sen benimle gelir misin?" dedi. Biraz düşündüm gitmeye karar verdim. Şexmus arkadaş öncü grupla gidecek. Parti talimatının dışında hareket edeceğim için kaygılıyım. Şexmus heval "Diret, belki gidebilirsin!" dedi. Hem heval Berîvan hem Şexmus arkadaştan aldığım güçle kendimi dayatmaya karar verdim. "Ağlamayana meme yok!" demezler mi? Hem örgütün düzenlemesine karışmıyorum ki! Sadece "kurye", "operasyon", "yürüyemem" gibi teknik sorunları ortadan kaldıracağım. Gruptan ayrıldım.



Bugün hasta olduğum için aslında hiç yürüyecek gücüm yok. Ama inat ettim, gideceğim. Öğle sıcağı vuruyor, beynim karıncalanıyor. Sanki hem içimdeki korku hem de sıcak beni rahat bırakmıyor. Yine de yoluma devam ediyorum. Kefiyemi (şal) başıma doladım. Tıpkı Leyla Qasim'ın gördüğüm tek fotoğrafındaki gibi yanaklarıma kefiyenin püskülleri değiyor. Hem serinletiyor hem de sineklerin kulaklarıma girmesini engelliyor. Yürüyorum; kendi gölgeme baktıkça kefiyemin duruşu hoşuma gidiyor. Kendimi Leyla Qasim'a benzeterek seviniyorum.



Keşif grubuyla gidersem beni geri döndürmezler. Bir çeşmenin başında durdum. Berîvan ve Jiyan arkadaşlar banyo yapıyorlar. Biraz sonra keşif grubu da geldi. Berîvan ve Şexmus arkadaşlar beni gitmemeye ikna etmeye çalıştılar. Ama hayır ben kararımı verdim. Ayakkabımın yan tarafı olduğu gibi sökülmüş. Diksem ilk tepede yine kopar, beni yarı yolda bırakır. 42 numara bir çift ayakkabı var onu giydim. Normalde 36 numara giyiyorum. Ayaklarım bana komik geliyor. Arkadaşlar "Palyaço ayakkabısı gibi oldu" diyorlar. "Bak gülerseniz yalınayak giderim!" diyorum. Kendimden emin gözükmeme rağmen içimde kaygılar cirit atıyor. Nereden güç alırsam alayım, bu olayın sonuçlarına kendim katlanacağımı biliyorum. Mutlak faturası bana çıkar.



Ama dönem taktiği ne olursa olsun politikanın rengi çok çabuk değişir. Bu yolculuğun yarıda kalması anlamsız. Hem Amed ve Jiyan arkadaşlar Haftanîn'e dönerse ben ne yaparım! Haftanîn'deki yoldaşların yüzüne asla bakamam.



Kendimi sınamak istiyorum



Kaşurê'yi de hiç sevmedim. Bir türlü çıplak dağları çok olan bu coğrafya parçasında kışı geçirmeye kendimi ikna edemiyorum. Ayrıca efsaneleşen Botan'da kendimi sınamak istiyorum. Biliyorum üçümüz için ayrı kurye gönderemezler. Her neyse, öncü grubun peşine takıldım. Akademiden tanıdığım Sinan (Welat) arkadaş bu grubun içinde; 1 yıl Amanoslar'da kalmış bir arkadaş. Bastonuma dayanarak peşlerinden koşturuyorum. Ama nafile geride kaldım. Tepeye çok az kala cihazla bağlantı kuruldu. "O dönmezse hepiniz dönün!" deniliyor. Ben yürüyüp tepeye vardım. Orada biraz tartıştık. Hiç bir söz beni ikna etmiyor. Sinan arkadaş "'Sorumluluk bana ait.' diyorsun, ama bir komutan talimatını dinlemediğinin hesabını üste nasıl verirsin? Bir pusu olsa senin yüzünden bütün grup imha olabilir. Sorun senin yürümemen değil. Seni sırtımıza alarak götürebiliriz. Ama biz askeriz, talimatlara uymak zorundayız. Grubu durduracaklar, biraz gerçekçi ol. 10 dakikalık tepeye bile seni bekleye bekleye çıktık." Tabii 10 dakikalık dediği bir buçuk saatlik yolu olan bir tepe idi. Sinan arkadaşın bu sözleri beni ikna etti. Ama öyle moralim bozuldu ki. Sinan hevalle beni tekrar gönderecekler. "O gelmesin, ben giderim." diyorum. Bu konuda da Şexmus arkadaşla tartışıyoruz. "Sen git!" diyorum.



Suratım sirke satıyor, moralim çok bozuk, sevimsiz bir durumdayım. Bir sigara yaktım, ilerideki ağacın gölgesine gittim. Şexmus heval "böyle mi ayrılacağız?" diyor. Sinirli sinirli ayağa kalktım, "illa ki vedalaşmak mı istiyorsun?" Elimi uzattım, "serkeftin!" dedim. Elimi daha sıkmadan çektim. Sinan arkadaş hayretle benim bu halime bakıyor. Gidip "al bastonunu, ben kendime dayanırım" diyerek bastonu fırlattım.



Bu davranışımın her şeyden daha çok Şexmus hevale acı geldiği kesin. Neden gidemeyişimin hırsını ondan çıkarıyorum ki! O öylece sabırlı ve duygusallaşarak baka kaldı. Benim gözümü öfke bulamış, sanki hiç bir şey umurumda değil. İçim yanıyor. Fiziğime güvensem cihazdan gelen o bağırma sesine aldırmadan giderim. Ama fiziğime güvenemiyorum. "Sinan arkadaş bana bu tepeden bak, tekrar inip inip çıkma" diyorum. Bebek yüzlü, nazik, hoş sesli bu arkadaşı yormak istemiyorum. Dil döktükten sonra ikna oldu. Tabii ben yolu şaşırınca peşimden yetişti. "Niye geldin, ben inerdim" diyorum. "Biliyorum, eninde sonunda arkadaşlara ulaşırsın, ama böyle daha iyi. Beni ikna için kararlı olman güzel, fakat biz askeriz" vs gibi şeylerle beni iknaya uğraşıyor. "Ayrıca bu somurtkan surat sana hiç yakışmıyor" diyor. Babasıyla Yunanistan'da eğitim devresindeydik. "Çocukluğumdan beri parti ile büyüdüm. Ama katılım kararını vermemde Kayserili bir Türk bayan ve bir Türk erkek arkadaş etkili oldu" diyerek anlatıyor. İçimden "asimile olmuşlara, ancak Türkiyeli örgütler hitap ediyor" diyorum.



O değerli bir arkadaş, fakat onunla sohbet edebilecek psikolojide değilim. Vedalaşarak ayrıldık. "Bir de grup sorumlusuyla mı konuşsam?" dedim. "Bence deneme. Çünkü cihazda bağıran insanla konuşacaksın" dedi. Meğer büyük bir tantana gelişmiş. Lojistik biriminden Numan arkadaşı beni alması için göndermişler. Herkes "cihazda konuşma oldu, grup tehlikeye girecek. Düşman pusu atarsa..." diyor. Çok üzgünüm. Her şeyi unutup sapa sağlam geçmeleri için dua ediyorum.





Kendini partiye dayatmak da güç sorunu



Şimdi benim halim ne olacak! Başıma neler gelecek acaba! Partiye kendini onca dayatan gördüm. Ama bu iş de bir ağırlık gerektiriyor. Anladım ki partiye kendini dayatmak da güç sorunu. Onun için de bizim harcımız değil. Şimdi partinin yaptırımı için hazır olmalıyım. Çeşmenin başında Rıza arkadaş ve köylüler oturuyor. Grup da orada. Grupla ilgili sorular sordum. Çok soru sorduğum için heval Rıza tersledi.



Sitemle çeşmenin yanındaki gruptan arkadaşlara yöneldim. Ben sinirliyim. Tahir ve Deniz arkadaşlar da çeşmenin başındalar. Deniz bu telaşımı görmeden yine silahımı istedi. Önceden defalarca istedi vermedim. "Biz Kuzey'e geçiyoruz, silah bize lazım" diyor. Sanki ben asker değilim, sanki silah bana lazım değil. Yürüyemiyorum diye... Üstelik silah Şexmus hevalın hatırası. Onu tersledim. Aslında Deniz'e çok değer veririm. Böyle kalbi buruk ayrılmak istemezdim. Ama... Hatalar hep peş peşe gelir zaten. Tahir arkadaş (milis) "Değer verdiğimiz sen misin?" dermişcesine yüzüme bakıyor.



İnatçı katır



Bir yoldaşın benim için bir değerlendirmesi vardı: "10 tane iş yapar, küçük bir davranışıyla hepsini boşa çıkarır." Ne kadar da haklı bir değerlendirme! Tıpkı inatçı katırlar gibiyim. Onlar da yürür yürür, çalışır, bir yere gelir dik başlılıkları tutar ve tüm emekçiliğini unutur. Kızarsın. Sevimsizleşir gözünde.



Ne zaman, nasıl davranacağımı bilmiyorum. Apolilitiklik canımı yakıyor!



Grup gitti. Ben, Numan, Rıza arkadaşlar yürüyoruz. Rıza arkadaş iki çanta taşıyor. "Birini ver" diyorum. Yüzüme baktı. Düz yolda bile nefes nefeseyim. "Hayır, ben taşırım, az kaldı" diyor. Aslında yolumuz çok. Yolda Jiyan, Amed, Mahir ve Merdan arkadaşları da aldık. Bir tepeye tırmanıyoruz. Amed ve Jiyan selamımı bile almadılar. Yüzüme bakmıyorlar.



Gidişler umutlu dönüşler acılıdır



Gidişler umutlu, dönüşler acılıdır. Ama bu dönüşün acısı kapkara! Keşif grubuyla nasıl da umutla tırmanmıştım! Şimdi ise günün ikinci tepesi bitmek bilmiyor. Adım atacak halim yok. Tepe dikleştikçe dikleşti. Rıza arkadaş arkamızda bir ağaç dalıyla izlerimizi siliyor. Silinen ayak izleriyle birlikte Botan hayalim de yaprakların içinde uçuşup beni yalnız bırakıyorlar. İçimde büyük bir boşluk oluşuyor.



Tepede Amed ve Jiyan arkadaşlarla tartıştık. Hevala Amed "K" ile başlayan Kürtçe bir söz söyledi. "Canın cehenneme!" gibi bir anlamı var. Galiba daha önce bu sözü duymuştum. Beni küçümser pek çok şey söyledi. Ben de bir-iki cümle söylemek istedim, dinlemedi. Ne zaman karşısındakine değer vermeyi öğrenecek! "Yeter! Yeter! Yeter! Tartışma yok!" diye Türkçe bağırdı ve tekrar pek çok laf saydı. Şimdi aralarında Arapça konuşmaya başladılar.



Kendimi çok kötü hissediyorum. Yatacağımız yerleri hazırladık. İlk nöbetçi benim. Biraz Numan arkadaşla konuşuyoruz. O tam Serhat erkeği tiplemesini temsil ediyor. Çok duygusal biri. Kocaman ellerine karşın yufka bir yüreği var. Biraz da ezik biri. Benden böyle bir davranış beklemediğini ifade ediyor. "Metîna bölüğündeyken birlikteydik. O bölükte herkes seni seviyordu. 'Çok olgun, emekçi' diyorlardı. Biliyorum çok isteklisin. Botan senin yüreğinde bir hastalık olmuş. Ama oranın şartları ağırdır, yapamazsın. Burada kendini güçlendir" dedi.



Bana yetişmek için tepeyi fırtına gibi çıkmış. Yolda bana bir şey olursa, şehit düşerim diye kaygılanmış. İyi niyetli yaklaşıyor. Lanet olsun bu fiziğime.



15 gün daha bekleyeceğim. Kurye göndermezlerse kesin "kışın buradayız" demektir.



Numan arkadaşın konuşmalarında insiyatifli olmadığımı hissettim. Dirayetli, işini beceren, tuttuğunu koparan, sözü dinlenen bir birey olmak istiyorum. Böyle yumuşak başlılığımızdan dolayı sempati duyulan biri değil. Böyle insiyatifliler ancak örgütle ilişkilenmeleri daha seviyeli kişiliklerdir. Bu yüzden, belki bazen örgütle karşı karşıya gelirler, ama asıl iş yürütücüler de onlardır. Onun dışında örgüte uyanlar biraz insiyatif sorunu yaşayanlardan başkası değil!



Garip bir paradoks değil mi?



05.08.1999, Perşembe



Bir ziyafet

Sabah aşağıya köyün çeşmesine indik. Banyo yaptık. Gümrükçü lojistikçinin yanında olmanın avantajını daha yakından gördük. Bir koyun kestiler. Etli yaprak sarması yapacağız. Topluca onunla uğraşıyoruz. Haftanîn'de de yaprak sarardık. Gerilla yaratıcı, bin bir türlü ot içine koyuyorlardı. Tadı çok güzelleştiriyordu. Burada da tencerenin dibine kemikler içine et koyduk. Üzüm ve dut yapraklarını sarıyoruz. Arkadaşlar hayvan yağında elma kızarttılar. Bizim için ziyafet oldu.



Rıza arkadaş çok şakacı biri. Cezaevi çıkışlı, orta yaşlı, sarışın, durmadan şakalar yapıyor. Hangisini anlatayım! Çay yapıyoruz, "devrimci çay olsun ha!" diyerek takılıyor. "Devrimci çay olmazsa, olmaz!" diyor.



Politikanın rengi ve benim apolitikliğim



Haberlerde Türk-İş Genel Sekreteri Şemsi Denizer'in vurulduğunu duyuyorum.



Kuzey Kürdistan'dan ARGK'nin çekileceği duyurularına karşın yanımızdan gönderdiğimiz "Kuzey grupları"!.. Ve bir sendika ağasının vurulmasıyla ifade edilen emekçilerin öfkesi, politikanın rengi ve benim apolitikliğim!



"Dönüştürmem, bastırırım"



Akşama doğru gece kalacağımız tepeye tırmanıyoruz. İki saat yürüdük. Hevala Amed her tartışmamızdan sonra yaptığı gibi, bana çok yardım etmeye çalışıyor. Silahımı almak istedi. Tüm gün sanki hiç birşey olmamış gibi davrandı. 'Bu kadar politiklik insanın doğasına aykırı. Lütfen biraz da içinden geldiği gibi davran' diyorum kendi kendime. Duygular bu kadar bastırılmamalı. Ama o her konuda olduğu gibi "dönüştürmem, bastırırım" ilkesini konuşturuyor.



Arkadaşlar atı getirmediler. "Hayvancağız çok zayıflamış, yürümesin. Yarın geri köye döneceğiz" diyorlar. Atın zayıflamasına ilişkin bir sürü yakınma dile getirildi. Gerilla öyle hareketli ki, şişman olanların yeni geldiği hemen belli oluyor. Bazen öyle sarp, dik yerlerden geçiyoruz ki, ne KDP ne de TC askeri geçebilir. Sadece ve sadece gerilla ve dağ keçileri tırmanabilirler. Tabii ki zavallı at bu tempoya dayanamıyor. Tepeyi tırmanırken terden suyun içinde kaldık. Ta yeleğime kadar ıslandığım için gece çok üşüdüm.



Sabah 04.30 kalktık ve 07.30'da tekrar tepeden aşağıya indik. Sakladığımız etleri çıkartıp yemek yaptık. Akşama doğru yola çıktık. Gece yarısına kadar yürüyoruz. Merdan, Mahir ve üçümüz. Arkadaşlar yolu şaşırdılar. Kaşurê'nin en yüksek tepesine çıktık. Bu vesileyle Türk ordusunun konumlanma yerleri ve yerleşim birimlerinin ışığı her tarafta çember gibi gözüküyor. Bir de yanımızda at var. O bazen bizim geçtiğimiz yerlerden geçemiyor. Hevalê Mahir uzaklardan dolaştırıp yanımıza getiriyor. Onu beklerken dinleniyoruz. Bir ara ayağımı büktüm. Küçük bir çığlık attım, Jiyan hevalden hemen uyarı geldi: "Sınıra çok yakınız."



Tehlikeli bir yerde konakladık. Hava karanlık. Bir çukurun içinde şaşal pet şişenin içinde çay demliyoruz. Hiç bir şey olmasın, ama gerillanın çayı olsun! Mahir ve Jiyan bu işi tehlikeli buluyor, ama "kazan"ın açtığı bu çukur işe yarıyor. Romantik bir gece, tekrar yola koyulduk.



Merdan arkadaş bana hep "Guyî Leyla, Guyîleşelim savaşı kazanalım!" diye takılıyor, "haydi yürü!" diyor. Yine arkada kaldım. Ayağımı burktuğum için korka korka adım atıyorum. Merdan arkadaş benim biraz önümde güzel Alevi deyişleri söyleyerek ilerliyor. Kendisi güneybatılı (Pazarcık.) Saz çalmasını da biliyormuş.



Sabaha karşı güvenli bir yerde uyuduk. Sabah 06.00'da tekrar yollardayız.



07.08.1999, Cumartesi





Kaşurê'nin yaraları



Merdan arkadaş çok hasta, rengi bembeyaz, "beni bırakın, ben sonra gelirim" diye ısrar ediyor. Tabii hiçbirimiz kabul etmedik. Raxtını, silahını ata yükledik. Güneş etkilemesin diye başına kefiye bağladım. Perişan bir hali var. "15-20 dakika uyuyayım" diye bizimle pazarlık yapıyor. Eline bir baston verip yola koyulduk. 1-2 saat sonra tanıdık alana ulaştık. Her taraf kobradan dolayı yanmış. Yeşillik namına bir şey bırakılmamış. Çay demleyecek odun bile bulmak mesele. Gözünün alabildiği her yer yanık izleri ve 300-500 metrede bir toprağın bağrında açılmış yaralar, kül rengine dönmüş toprağı fışkırtıp etrafını döşemiş.



Kaşurê bu yaralarını nasıl saracak?



Bölüğe ulaştık. Bölükte 5 arkadaş yaralı, içlerinde genç manga komutan yardımcısı Ruken de var. Botan kızı Ruken! O'nu çok seviyorum. Koyu yeşil gözlü, yiğit kız, bu dördüncü kez yaralanışı. Hiç kendini sakınmaz. Ama bu sefer morali bozuk. Onunla sohbet ediyorum. Akşam hastahaneye dönecek. Sağlıkçı arkadaş pansuman yapmaya geliyor. Ben de yardımcı olmak istiyorum. En küçük yaradan başlıyor. Kolunda 2, bacağında 3 yara var. İkinci yaraya geçtiğinde yüreğim bakmaya dayanamıyor. Etin içinde kocaman bir çukur!... Makasın ucuyla pamukları sokup iltihabı çekmeye çalışıyor. Duygusallaştım. Sağlıkçı arkadaş sargı bezini gayet cimri kullanarak işini yapıyor. Ruken'in canı acıdığı belli. "Yeter! Bese! Bese!" diyor gözleri buğulanarak. Arkadaş onu duymuyormuş gibi "bölge"de kalan son yarım şişe tentürtüyota pamuk parçasını daldırıp yarayı dolduruyor. Ben dayanamadım, ilerideki ağaca yöneldim. Bir on dakika sonra göz attım; arkadaşlar, bacağında elma büyüklüğündeki bir çukurla uğraşıyorlar. SAVAŞ! Savaş ve politika!



Önderliğin son açıklamaları gelmiş. Takım komutanı Ferhat ve Haki arkadaş ile onu değerlendirdik. Son süreç oldukça hassas, anlaşılması için yoğun tartışılmalı.



Merdan arkadaş kötü haberle geldi: Gümrükçüler KDP pususuna düşmüş. Numan KDP'nin eline geçmiş, Riza arkadaş şehit düşmüş, Hacı çatışmış, akibetinden haber yok. 150 kişi sadece 3 kişiye karşı çatışmış. Bu haber verilirken keşif uçakları leş kargaları gibi üzerimizden dönüp duruyorlar. Bu insan güzelinden yaratılmış insanlık denizine kan damlatmak istiyorlar. Hacı heval ile Amed heval iyi anlaşırdı. Hacı hevalın Amed hevale hediye ettiği "şutik"e ve kaleme bakıyorum, bir de leş kargalarına... Rıza ve Numan yoldaşlar!... Rıza'nın yaratıcı espiri gücünü, Numan'ın saf, temiz yüreğini nasıl haykırayım ki bu leş kargalarının gürültüsünü bastırsın.





isyan



Tara saçlarını gülen kız,

aklarını saymadan

nedenini sormadan,

ölümlerle doludur bugün

Sevdam yarınlaradır,

doldurmuşum sevinçlerimi

acılar bana işlemez,

bak gözlerime

bahar yeşilinden daha yeşil

sonsuzlukla beslenir

nice isyanlar yaşamın bedenim

karşı koymasını bilir

bu yürek bedende durdukça

bir soluk almaksa yaşamak

geceyi deler de

umudun ateşiyle aydınlatır şafağı!



Sarya



YAJK yönetimi bağlantıdan geldi. Metîna'dan bir kara haber daha Medya ve Sarya arkadaşlar şehit düşmüş! Sarya Zap'ta bizi karşılayan gençler mangasının komutanı. Hayatımda gördüğüm en güzel, en şirin gerilla, uzun boylu, bebek yüzlü, taze bir fidan!



Fidanlar ağaç olur, açılır, serpilir, ama Sarya!



Sarya'nın ailesinden çok şehit var. Annesi Sultan, Etruş kampında komitede yer alıyor. Sultan heval bu genç, yiğit yürekle övünürdü. Şimdi şehit anası olmanın gururunu bir kez daha haykırsın dünyaya. Zaten acı haber tez yayılır. Hele bir de tüm parti yapısının yüreğine kazınmış Sarya'nın haberiyse bu!



Hava kararınca yola düştük, nokta değiştireceğiz. Biraz ilerdeki bölüğün toplanmasını bekliyoruz. Bayan mangası bütün eşyalarını hazırlamış, erkek mangaları "Ha şu, ha bu!" diyerek ikide bir "noktaya" gidip gidip geliyorlar. Komutanları şaka yapıyor: "Tek tek mesafeli aklımıza geliyor ne götüreceğimiz." Sesinde üç gün önce başarılı ve kapsamlı bir eylemin sahibi olmanın gururunu taşıyarak.



Bölük çeşmenin yanında kısa bir mola verdi. Bölgenin tek çeşmesi... Hain çeşme, tek olmanın kibirliliğiyle düşmana yatak olan ve bizim mecbur olduğumuz çeşme daha 6 gün önce Ruken hevalın vücudunda çukurlar oluşmasının suçlusu!



Yürüyoruz, bir önceki gece kadar zor bir arazi değil. Çakıllar olsa da, en azından patika var ve daha kısa bir yol.



09.08.1999, Pazartesi / Kaşurê



Yıldızlara kadar fırlatan öfke



Sabah, seyrek ve kocaman ağaçlarla bezenmiş coğrafya ve sararmış otlarla karşılaştık. Keşif uçaklarının sesi sabahın erken saatlerinde mesaisine başladı.



Öğleden önce PJKK'nin bir bildirisini temize çektim ve bir de Berîtan Zaza'nın şiirlerini okuyorum. Sarışın, 20 yaşlarında, üniversiteden terk, ama tıpkı şirin bir ilkokul çocuğu olan Garzanlı Berîtan, döküvermiş mısralara, bezemiş deftere ruhunun derinliklerini. Şiirlerinde yoğunca hasret, özlem ve bir daha görüşememenin acısını, hüznünü okuyorsun. Ayrılık, gerçekten ölümden beter. Dağda, insan bunu daha çarpıcı hissediyor.



Akşam bağlantıdan sonra doğru haberler geldi. Medya şehit düşmüş. Sarya yaralanmış, KDP üzerine gelince bombayı patlatmış. Kendini yıldızlara kadar fırlatacak öfkeyle hem de... Mîhan ve Rojda arkadaşlarda kendinde bombayı patlatarak şehit düşmüşler. Gümrükçülerden de Numan arkadaş şehit düşmüş. Hacı ve yaralı Rıza arkadaşlar da bölüğe doğru geliyorlarmış.



Haftanîn'den bizi almaya Munzur arkadaş (Çukurova Üniversitesi, Arkeoloji bölümünden terk, manga komutanı) Mazlum (yumuşak bir ses tonu var, pala siyah bıyıklı), Mêrdîn (sessiz, ama derin düşünceli, tepki duygularıyla hareket eden bir arkadaş) ve Küçük Güneyli Şiyar arkadaş gelmişler. Haftanîn'deki yoldaşları sordum, onlardan haber alabilmek çok güzel.



Yollarıma döşediğim beni düşüren taşlar



Ama ben nasıl geri döneceğim. Gerçekleşmemiş bir eylem! Yüzüm nasıl tutar onlara bakmaya. Tabii Haftanîn'e döneceği için Amed arkadaşın gözlerinin içi parlıyor. Jiyan da hayatından memnun. Ya ben! Utanırım, bakamam insanların yüzüne. Gerçekleştiremediğim arzular, hep yollarıma döşenen beni düşürmeye çalışan taşlar gibi! Amed arkadaşa bakıyorum; büyük bir keyifle, tek tek bütün arkadaşlara benim Mêrdîn grubuna kendimi dayatıpta geri dönüşümü anlatıyor. Sonunda da Haftanîn'e döneceğimi ekliyor.



Arkadaşlar şahsi matara diyorlar, yanımızda pet şişeler taşıyoruz. Ben suyun sesinden büyük bir haz alırım. Sanki ruhum hafif bir tüy gibi uçar, bulutlara, mutluluk diyarına yürür. Mataramı yarım doldururum, ki yürüdükçe çalkalanır. Benim minik denizim, minik dalga kıranım, gece yürüyüşlerinde özellikle o ses beni yürütür. Hele bir de şehadet haberi aldıysam suyun sesiyle teselli olmadan nasıl yürüyebilirim ki! Bu dönüşte, bu rahatlatan sese çok ihtiyacım olacak.



Mizgîn 13 yaşında katılmış, şimdi 18 yaşında. Adana'da büyümüş, aslen Amedli. Tam anlamıyla esmer güzeli, uzun boylu, iri gözler, dışa dönük kirpikler ok, kaşlar yay, dudaklar şeftali, çene ise badem... O yıl Adana'dan kendi yaşında 30 tane genç katılmış. Babası cezaevinde. Onun olgunluğu karşısında eziliyorum. Savaşın acılarına direniş var gözlerinde. Onlarca şehadet görmüş yiğit kız! Adana bahçelerinde, fabrikada ve bir avukatın yanında çalışmış. 13 yıla bunları nasıl sığdırabilmiş, insan hayret ediyor!



Roza arkadaş 29 yaşında, çok zayıf, çelimsiz. Onu Yunanistan'dan tanıyorum. Cemil Gündoğan'ın kızkardeşidir. Kadın sorunu ile yoğun ilgili. Ülkede daha sıcak hale gelmiş.



"Yarım kaldı"



Savaşımımıza ilişkin çok kapsamlı, ilginç, anlamakta zorlandığımız gelişmeler var. Keşke gazete vb gibi yorum gücünü zenginleştirecek kaynaklara sahip olabilseydim. Atılan barış adımına ilişkin Önderliğin parti yapısına mesajını kasetten 2 defa dikkatlice dinledim. Önderlik her zamanki gibi hiçbir şeyi atlamadan değerlendirme yapıyor. YAJK çalışmaları için "yarım kaldı" belirlemesini yineliyor. Çocuklar üzerine de değerlendirme yapıyor. Zaten son çözümlemelerinin birinde "kadını biraz da olsa açtık. Çocuklara ilişkin çalışmamız pek yok" diyordu. Biraz hayıflanarak, biraz zamansızlıktan yakınarak, sanki sonunu bilircesine. En acı olanı da, Önderlik durumunu "trajedi" olarak değerlendiriyor ve psikolojik durumunun zorluğundan bahsediyor. Yüreğim kırk parça! En acı sözleri kasetten tekrar tekrar dinliyorum:



"Kitap okumaya henüz hazır değilim. Sınırlı mektup alış verişim var. Düşünce ve duygu düzeyinde büyük bir arınma ve rafine durumu var. Paylaşmak isterdim, ama psikolojik durumum buna elverişli değil! Ama daha önceki yaşam tarzımdan çıkarabileceğiniz belli özellikler var, üzerinde çok büyük durmak ve mal etmeye çalışmalısınız. İnsan yaşamı müthiş bir şey, çözmeyi ve en doğrusunu gerçekleştirmeyi en değerli çalışma olarak değerlendiriyorum. Fırsatım olursa yaşadığım, belki hiç örneği olmayan bu trajediyi yazmaya çalışırım. Ama şimdilik çok zor geliyor. Çünkü güç gerekiyor! Yine de aranızda olmaktan bin kat daha fazla herkese yararlı olduğum inancını taşıyorum. Yaşam bunun en güçlü kanıtı olacaktır. İnsanlığın doğuşu beşiğinde her şeye, herkese sınırsız bir özlemle anlam veriyor, sevgiyle, saygıyla ve kutsalca kucaklıyorum." (P.Ö 1 Ağustos 1999)



Her sevdanın sonu



Bölük Metîna'ya gitti. Son siyasal sürece ilişkin eyalet toplantısı olacak. Biz üç-dört saat yaralı arkadaşların yanında kaldık. Sağlıkçı arkadaş yaralıları tedavi ediyor. Kimisi olgunluğundan, kimisi feodelliğinden bağırmıyorlar. Arada bir "ahh!" sesi utangaç ve zayıfça yükseliyor. Benim içim parçalandı, hiç yaralılara bakmıyorum. Zaten çoğaltmam için şifre verdiler. Son gidecek gruba yetişmesi lazım, harıl harıl onu yazıyorum.



Etraf loş bir kırmızılığa büründü, ağaçlar, yerdeki sarışın otlar ışıl ışıl parlıyor. Güneş tutulması bu! Giderek masumlaşan, kendini şirinleştirerek süzülen güneş ağır ağır ışınlarını üzerimizden çekiyor. Bütün arkadaşlar işlerini bırakmış olanları seyrediyor. Sevdanın ilk kor haliymişçesine tebessümlere kucak açan bir süzülüş, özlenen sevgiliyle buluşmaya doğru bir kayış: İşte beklenen birleşme! Mahrumiyetlerini gizlercesine ay karartıverdi güneşi. Herkes sevişme sahnesini seyredercesine sessiz bir ilgiyle bakıyor. Bu birleşme topu topu 4 dakika sürdü. Ve sonra güneş, ilk kez birlikteliği yaşayan bir genç kız misali utangaç kızarık yanağıyla aydan uzaklaşıverdi. Muradına ermiş olmanın hazıyla, bir taraftan da bizleri görmezden gelerek ilerliyor. Her sevdanın sonunda olduğu gibi bin bir yorum başladı bile!.. Simsiyah ayın etrafında, bir süre altın bir halka gibi kalıverdi. Onlar da siyasi sürece uyup barış yaptılar vs. Şimdi ise güneş ışınları bize pişkin bir kadıncasına alışık bir yüzsüzlükle yakıyor.



Sağlıkçı arkadaş işine döndü, biz sohbetimize devam ediyoruz.



Baba evine dönen dul kadın



Şarjörlerim olmadığı için onun telaşındayım. Bir şarjör bayan arkadaşlardan, bir şarjör erkek arkadaşlardan örgütledim. Hevalê Merdan son dakikada ödevini yapan öğrenci gibi telaşla rapor yazıyor. Ona gülümsüyorum. Bir arkadaş şarjörlerimi doldurmak istedi. Ağır olacak, ama sesimi çıkartmıyorum. Rıza arkadaş düştükleri pusuyu anlatıyor. Yerlerde şaşal şişeleri olduğundan bahsediyor. Bu KDP-TC'nin ortak bir işinin olduğunun ifadesidir. Çünkü TC askerleri bizim çeşmelerimizden su içmezler. Ama gerilla her yerden su içebiliyor.



Vedalaştık, saat 04.30'da yola koyulduk. Tepede bir depoyu ayı açıp dağıtmış. Arkadaşlar bütün depolara tuzaklı mayın yerleştiriyorlar, yine de baş edemiyorlar. Ayı mayını alıp arkadaşların yoluna döşüyormuş. Bir arkadaş geri dönüp haber verdi. Biz dağılan malzemelerden kendimiz için aldık. Sabun, çorap ve hazır çorba... Sabun gerillada altın değerinde, zor geliyor. Çorap da en çabuk eskiyen şey! Doğrusu çok makbule geçti.



Kurye acemi olduğu için bizi uzun bir yoldan Habur'un kıyısına getirdi. Habur suyuna üçüncü vuruşum olacak. Ayaklarım geri geri basıyor. Hiç gidesim yok. Feodallığım mı tuttu ne! Baba evine dönen dul bir kadın gibiyim. Ne yapsam nafile! Umarım kendimi sığıntı hissetmem! Gerçekleştirilmemiş bir eylem, partiye bir şey kazandırmamış bir kişilik! Nasıl bakacağım arkadaşların yüzüne.



Vurduk Habur suyuna. Munzur arkadaşa sıkı sıkıya tutunuyorum. Bu sefer sular kalça hizama geldi. (İlk seferinde Mazlum arkadaşla katırın üzerinde yine de belime kadar ıslanarak, ikincide Şoreş ve Şexmus arkadaşların elinden tutarak ve göğüs hizasında ıslanarak geçmiştim.)



Yürüyoruz. Mazlum ve Merdan arkadaşlar her zamanki gibi kulağına radyoyu dayamış, kendi dünyasındalar. Kendi kendisiyle yaşayan biridir. Şiyar'ı ilk kez görüyorum, saygılı birine benziyor. Munzur arkadaş iri yapısına rağmen, narin yürekli, kibar konuşmalı. Ben arkada kaldığım için beni sabırla bekliyor, grup sorumlusudur. Tehlikeli yerlerden geçerken tek tek ve mesafeli koşuyoruz. Ve sonra yürümeye devam!



Bu ara hemen karşıki tepeden kurşun sesleri geldi. Bu sesleri ilk kez duymuyorum. Çok yakınımda da duydum. Hatta ilk operasyonda mermiler sağımdan solumdan geçti. Ama ilk kez ölümü böyle ensemde hissettim. Yüreğim hopladı. Sanırım pusu hikayesi ve yaralı arkadaşlardan ayrılma psikolojisi! KDP karakolundan taciz atışları yapılıyor. Patika yoldan otların arasına inip sakince yürüyoruz. Tepeleri tırmanırken öyle zorlandım ki! İki aydır raxtım boştu. Boş palaskadan sonra dolu şarjör ve ceplerime doldurulmuş çorap, hazır çorba ve sabunlar bana sanki bir katır yükü gibi geliyor.



Dönüş melodileri



Habur suyunun kenarında yürüyoruz. Kayalıklar, taşlar yine zorluyor. Suyun sesi dönüş melodilerini haykırıyor. Bir tepeyi tırmanıyoruz, uzakta sanki bir ışık gösterisi, havai fişek balosu yapılıyor. Alev kırmızısı ise işin sahnesi. Kırmızı perdenin üzerinde yıldız gibi sarı-kırmızı parıltılar. Meğer KDP, gerilla konumlanmasın diye araziyi yakmış. Çok sinirleniyorum. Bu adamlar aptal, kendi yerleşim yerlerini nasıl yakabiliyorlar! Kendi bindiği dalı kesen Hoca gibi!.. Bu kadar da TC yalakalığı fazla, ihanetin bu kadarı olmaz.



Bir saat yürüdükten sonra bu gösterinin yangın olduğu anlaşılır bir hal aldı. Ta gökyüzüne kadar, ara ara yıldız gibi alevler var. Hayret, sanki dağ gökyüzünü bile delerek geçmiş gibi, ta tepeden bu sahte yıldızlar ihaneti işaret ediyor. Biraz daha yürüdük. Vadide gökyüzüne uzanan ateş yolu iyice belirginleşti. İnsan gözünün alabildiği yer yanıyor. Bu dramatik tabloya birde genzi yakan duman ve yanık kokusu eklendi. Tepenin doruğunda oturup acıyla seyrediyoruz. Tekrar yola koyulduk.



Saat gecenin 02.00'si oldu, mola verdik. Gündüz gibi yolumuzu aydınlatan tehlike zemini ateşten uzak bir yerdeyiz. Oturduğumuz yerde uyuya kalmışım. Munzur heval daha ilerde ve güvenli yerde konaklayacaktı. Baktı hiç dermanımız kalmamış, hemen 100 metre ilerde ağaçların arasında bir yere gittik. Yanımızda küçücük bir su da geçiyor.



Artık Haftanîn sınırlarındayız. Nasıl olsa Haftanîn'de orman çok. Sabah 06.00'da kalkıp yola koyulduk. Yarım saat sonra Keşan suyu göründü. Yüreğimdeki bütün sevgileri kıskançlıkla kendinde toplayan doğa harikası Keşan suyu, yüreğimin yangınını söndürüverdi. Bir kez daha ilk gördüğümdeki gibi beni büyüleyiverdi. Bin bir özenle ve emekle oluşturulmuş, hiç bir şeyi unutulmadan, eksik bırakılmadan hazırlanmış harikalar diyarı şırıl şırıl berrak bir su sesi eşliğinde bizi karşılıyor. Bir köşesi çakıl birikintisi, bir köşesi kum, ortada bir kaya sarmaşık yosunla bezenmiş, bir köşesi yüzmek için kendini derinleştirmiş, su yatağı bir köşesi. Ve bir köşesi, çakıllardan süzülerek minik çağlayandan akan köpük köpük sular. İşte Keşan suyu; ilk görüşte aşık olduğum güzellik. Haftanîn'in ne kadar güzel olduğunu ve ne kadar özlemiş olduğumu duyumsayarak yürüyorum, dönüşün acısıyla birlikte!..



Bıraktığım şeyleri aynı bulamayacağımın sancısı



Dönüşler bana hep değişimi dillendirirler, beni hüzünlendiren değişimi... Bıraktığım şeyleri aynı bulamayacağımın sancısını yaşarım. Aynı çoşkuları, aynı heyecanı, aynı mutluluğu isterim, mutlak bulamayacağımı bilerek. Dönüş; hüzün ve değişime dayanma zorunluluğudur. Ve nitekim bu dönüş de öyle oldu.



Yanmış coğrafya birazcık yürüyünce kendini gösterdi ve hala yanmaya devam eden kocaman gövdeli ağaçların yanından geçerek tepeye tırmanıyorum. Bir taraftan bu yangının küllerinin sıcaklığı, diğer taraftan güneşin kızgınlığı, bir taraftan gönlümün yangını, belimin ağrısı ne yapsam yürüyemiyorum. Bir tepeyi tam üç saatte çıktım. Oturduğum yerde uyuyakalıyorum. Arkadaşlar gitti, Munzur arkadaş beni bekliyor; "gel tepenin bitimine 30 metre kaldı. Bak ileriye, ta o bulutların arasında kaybolan dağdan geliyorsun. 30 metreyi mi gidemeyeceksin" diyor. "Sen git, ben gelirim" diyorum. Tabii uyudum, kaldım. Kuryelerin 30 metresi bir saattir. Öfkeli bağırışla uyandım. Munzur heval uzun bir süre beklemiş, seslenmiş seslenmiş duymamışım. Kafamı çevirdim, gerçekten de 30 metre kalmış. Boş yere dünden beri nazımı çeken arkadaşı sinirlendirmişim.



Tepeye gittim. "Ben tepeci arkadaşlarla gideyim, beni bırak" diyorum, kabul etmiyor. "Sen git, ben ayak izlerini takip ederim" diyorum, kabul etmiyor, çaresiz yürümeye devam ettim. Tepeye yürümeye başlamadan aldığı raxtımı istedim; "Ben taşırım" dedi. Arkadaşların olduğu noktayı kobra vurmuş alevler yükseliyor. Cihazla bağlantı bir türlü kurulamıyor. Tahmini ilerliyoruz.



Arkadaşlarla karşılaştık. Ronahî'ye, Çîçek'e, Eser'e, İstanbullu Zinarîn'e vs doyasıya sarıldım. Önyargımda olduğu gibi, hiç bir şey bıraktığım gibi değil, hazan bir bahçe gibi tarumar olmuş. Bölüğümüzün eski tadı-tuzu olmayacak. Bayan takımı olduğu gibi değişmiş. Melsa arkadaş, Amed arkadaş, Narîn arkadaş görevden alınmış. Narîn hevalın yerine Xatîce heval gelmiş. Kalın kaşlı, pürüzsüz cildi, uzun ve güven veren bedeniyle (göreve yeni başlayan her arkadaş gibi) geçmişi eleştiren, çok şey yapacağına inanan bir duruşu var. Melsa arkadaş tüm eleştirilere rağmen her zamanki umursamaz edası değişmemiş. Onun aksine oldukça duygusal olan Amed heval mahçup, yıpranmış, kaygılı ve ezik masumiyetiyle içimi sızlattı. Onunla arazinin yanışından konuşuyoruz, "buralar ne ki heval, bizim önceki kaldığımız yerler hep yandı" diyor. Üzülüyorum, oraları görmeye nasıl dayanacağım. Böylesi değişimlere dayanmak güç istiyor.



Diyalektik dışı yorum



Manga yerlerine uzandık. Ağır bir hava var üzerimde.



Düşünüyorum, eski evlerinden çıkmamakta direnen yaşlılara hak veriyorum. Sonra birden aklıma Kaşurê'deki son gecemizde gördüğüm rüya geliyor. Arkadaşımdan mektup gelmiş, ben okumak için acele ediyorum, arkadaşlar durmadan iş çıkarıyorlar. Bir o ağacın arkasına gizleniyorum, bir bu ağacın... Gene "bir iş var" diye çağırıyorlar. Hep aynı; mektubu bir türlü okuyamıyorum ve birden "nöbetçisin!" diye uyandırıyorlar.



Arkadaşlara soruyorum; "rüyada mektup almak ne demektir?" "Bir haber alacaksın!" diyorlar. İçimde "şu koskoca mağrur dağların ardındaki yorgun ve yaşanmışlıkla dolu olan şehirden haber geleceğine kim inanır? Sizin rüya yorumunuz diyalektik dışı!" diyorum.



Sivil yaşam üzerine espiriler



Sabah kalktığımda sinekler bana "hoş geldin!" demişlerdi. Ellerim, kollarım şiş ve müthiş kaşınıyor. Tabii dudağımı da unutmamışlar. "Haftanîn'deyim" diyorum ellerime bakarak ve birazdan kalkıp Haftanîn'in değişmez sabah-öğle-akşam menüsü pirinç pilavı yiyeceğiz ve yanılmıyorum; kahvaltımızı pirinçle yaptık. (Gerilla'da kalk saati 04.30'dur.)



Burada 6 gündür tabur olarak son gelişmeleri değerlendirmişler. Bu tartışmalarda olamadığım için çok üzülüyorum. Arkadaşların anlatmalarını istiyorum. "Teslimiyetle uzlaşmanın farkı nedir? Siyasal gelişmeler nasıl değişebilir?" ve onlarca can alıcı nokta derinliğine tartışılmış. Tartışma konularını duydukça daha çok hayıflanıyorum. Haydi tartışmaları kaçırdık, tüm arkadaşları bir arada görseydik, dağılma anına yetişseydik! Süreç bazı arkadaşlarca tam anlaşılmamış. Ben de kafamın daha berraklaşmasını istiyorum. Arkadaşlar sivil yaşama dönme üzerine espiriler yapmışlar. Bazı, sadece kendini kaba savaşta ifade eden arkadaşlar bunalıma bile girmişler. Siyasileşmenin zorunluğu, ideolojiyle savaşın bağlılığı daha çok kendini hissettirdi. Gerçi savaş o kadar acılı ve uzun ki "barış" sürecine girileceğine inanmak zor. TC'nin bu yapısıyla "barış"ı düşünmesi çok kolay değil...



Haftanîn'in güzelliği yazılamaz



Banyoya gittik. Yemyeşil yosundan oluşmuş kadife zemin, kurşini renkte taşların oluşturduğu şelalecikler suya doğru eğilip saygı duruşuna geçen söğütler, sularla oynaşan sarmaşıklar ve seki seki su gölcükleri. Hayır, bu Haftanîn'in güzelliği yazılamaz! En iyisi filme alıp küçük bir kaseti defterime iliştirmeliyim. Yoksa nasıl anlatabilirim ki! İşte bu küçük cennette henüz yeni olgunlaşmaya başlayan üzümlerin eşliğinde güzel bir banyo yaptık.



Sonra nöbet tuttum. Nöbet yeri çok romantik. Çizgi film "Heman"da olduğu gibi mağaraya bir oyuk hokka gibi açılıyor. Kayalarla bezenmiş bir aksesuar cennet diyarı o hokkanın içine girip bakmak istiyorum. Ama yılanlar hep böyle oyuklarda yaşar, çekiniyorum. Xatîce arkadaş benim Demhat arkadaşın bölüğünde Sosin arkadaşın takımında olacağımı söyledi. YAJK bizden rapor istiyor.



Yeni bir başlangıç yapmalıyım. Gerilla yaşamına yeniden giriş yapmak ve sürecin ağırlığıyla iddiamın, eylem kararımın olgunluğuyla yeniden yeniden gönülleri fethedecek kişilikte olmalıyım. Evet, güzel bir "kelime" olmalıyım. Bunlar olması gerekenler. Ama nasıl? Benden beklenilenlere cevap olamayacağım diye korkuyorum.



Bir hafta Xatîce arkadaşla dolaşacağız. Akşam saat 17.00'de bölükle vedalaşıp yola koyulduk. Bayan grubunun dışında tabur kopmutanı Kasım arkadaş, Amed heval, 2 milis, 1 arkadaş daha var, yürüyoruz. Amed yalnızlığı seçti, önden ilerledi. Yürüyüşü benim gibi olan aslen Amedli, İstanbul katılımlı, fiziken çekici hoş bir bayan olan Zinarîn ile şakalaşıyoruz: Bakalım mükemmel "artçı" kim olacak! Yanmış arazilerden geçiyoruz. Zinarîn heval "illede, inadına yeşeriyor!" diyerek yanmış ağacın kökünden fışkıran filizi gösteriyor. Yaşama savaşı veren umut filizi! Böylesi dirençle yeniden başlamak istiyorum. İkimizin önünde Çiçek yoldaş yürüyor. Pazarcıklı Frankfurt katılımlı. Kabaran kıvırcık saçları, uzun boyu, fazla güzel olmayan yüzüne karşın dünyanın en güzel yüreğine sahip olan Çîçek yoldaş! Kalbinde hiç bir pazarlık, hesapçılık olmayan insanlık cevheri, sizlerle olmaktan öyle mutluyum ki. Çiçek yoldaş, sevgi senin emeğinde, gözlerindeki pırıltıda!



Bir ara vadiye bakacağım diye nerdeyse uçuruma yuvarlanacaktım. Xatîce heval yürüyüşüme bakarak, "bu kadar uzun süredir gerillalığa alışamadın mı!" diyor. Saat 22.00'yi geçiyor, Amed hevale yetiştik. Onun haline duygusal yaklaşıyorum. Kendini böyle yalnızlaştırırsa, içine kapanırsa kendisini yıpratır. "Bugün çok hızlısınız. Ben de birlikte sohbet ederek yürürürüz zannetmiştim" diyorum. O az önce BBC'de dinlediği Önderliğin "silahlı gücümüzü TC güçlerine katarız" açıklamasının şokunu yaşıyor. Qasim heval, ben ve Amed heval bunun üzerine yorumlar yaptık.



Ve yürüyoruz. Tepeden aşağıya iniş, "Ew kiye?" diyen tanıdık bir ses. Evet bu Hücum! Nasıl sevindim! "Bizim bölük" nokta değiştiriyormuş. Hücum, Mazlum, Merdan, Mîtan, Jiyan, Medya, Ruken, Yekbun, Eylem ve yeni bir arkadaş. Hepsiyle kucaklaşıyoruz. Canım yoldaşlarım benim "Diğerleri nerede?" diye soruyorum. Göreve gitmişler. Buluşmanın mutluluğu bu "bizim bölük" of! Olamaz! Artık bizim bölük değiller. Yeni bölüğüme nasıl "bizim bölük" diyeceğim. Hayır! Benim gözümde "bizim bölük" o bölüktür.



Gece yarısı Demhat arkadaşın bölüğüne ulaştık. Medya heval bir çuval şeftali, salatalık, domates getirdi. Kocaman şeftalilerden kaç tane yedim hatırlamıyorum. Düşmanın meyve bahçelerini yakmasına direnmiş gazi şeftaliler! Arkadaşlar köylülerden ekili ürünü satın alıp kış erzağı hazırlamak için çuvallarca getirmişler.



10.08.1999, Salı / Keşan



Kürdistan güzel kalacak



Sabah kalktık. Narin ve Roza arkadaşla kucaklaştım. Diğerleri görevdeler. Narin arkadaş çok hasta. Onun için de çok üzüldüm.



Takım komutanı Sosin arkadaş. Herkes onun hakkında olumlu bahsediyor. Bana yardımcı olacağına inanıyorum. Biraz Narin hevalle sohbet ediyoruz. "Biz de burada son bir ayı çok yoğun yaşadık" diyor.



Akşama bahçeye gidip şeftali ve domates getirdik. Suyun üzerinde ağaç köklerinden köprüler, bazen de bu köprülerden şelaleler oluşmuş. Kafamı yukarıya kaldırıyorum, yanmış ormanların ortasında sertliğiyle güven veren kayalar hala "Kürdistan güzel kalacak!" diye bağırıyor.



Haftanîn'de de operasyonda yaralanmış arkadaşlar var.



14.08.1999-Cumartesi
Z0ZAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks
Etiketler
dağ, mehtabında, rüzgarı



Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



WEZ Format +2. Şuan Saat: 00:42.

Bu sitede yayinlanan program ve içerikler tamamen tanıtım amaçlı olup yayıncı yada hak sahibi isteği doğrultusunda paylasimdan kaldırılır.Lütfen info@jiyan-board.com mail adresinden bizimle irtibata geçiniz.Dosyalar alıntı olup sunucumuzda barındırılmaz.Lütfen Kullanıcı sözleşmesini tekrar gözden geçiriniz.Sitemiz dışındaki linklerden sitemiz sorumlu değildir.
Site Öz Geçmişimiz : jiyanboard.com jiyanboard.net jiyanboard.org jiyanboard.de jiyanname.de jiyan-board.com jiyan-board.org jiyan-board.net
Design By: JB-Team
Powered by JBulletin® Jiyan-Board Version
Copyright ©2007 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
Kurd Top List Submit website

ROJACIWAN | HPG-ONLINE | CMG-TEAM | EVINDARIM.ORG | CAVEN JIYAN | BIZEKALAN.NET | KURD WEBMASTER | TAK |