Jiyan-Board


FORUM Portal Albümlerim Sosyal Gruplar Kimler Online Bugünki Mesajlar
Geri git   Jiyan-Board.NET > Özgür Ülke -Siyasi Serbest Kürsü - Gündem - Haberler > Gerilladan yazılar ve Anilari
Kayıt ol CezalilarTüm Albümler Roj Tv Zindi Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Konu Bilgileri
Konu Başlığı
Ay mehtabında dağ rüzgarı
Konudaki Cevap Sayısı
0
Şuan Bu Konuyu Görüntüleyenler
 
Görüntülenme Sayısı
12

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 04-17-2009, 09:23   #1 (permalink)
Üye
 
Z0ZAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Apr 2009
Activity Longevity
0/20 1/20
Today Mesajlar
0/5 sssss2438
Üye No: 11238
Mesajlar: 2,438
Konular: 0
Referanslari: 0
Arkadaslari: (0)
Cinsiyet:
Kullandigi Tesekkür: 0
Aldigi Tesekkürler: 114
REP Gücü Puanı: 509
Aldigi REP Puani: 223
Z0ZAN has a spectacular aura aboutZ0ZAN has a spectacular aura aboutZ0ZAN has a spectacular aura about
Son Aktivitesi: 04-17-2009 :   08:20 
Toplam Online Süresi: 3 Dakika 6 Saniye
Submit to Clesto Submit to Digg Submit to Reddit Submit to Furl Submit to Del.icio.us Submit to Jeqq Submit to Spurl
Standart Ay mehtabında dağ rüzgarı

Ay mehtabında dağ rüzgarı



Şehit Leyla Avaşin (Kezban Mavi) arkadaşın günlüğü



PKK'nin bana kazandırdıklarına dair



Bu konuda tek birşey söylemen gerekiyor denilse ilk söyleyeceğim şey "PKK bana sevmeyi öğretti" olur.



Yüreğimin büyümesi, bu özgürlük dağlarının görkemiyle yarışan gerillanın gözlerindeki emeğin huzuru ve hazzıyla gerçekleşti. Sevgi ne yalan, ne de ulaşılmazdır. Ama sevgi kapasitesinin oluşabilmesi için köhneleşmiş yüreğimizi parlatacak bir bedel mutlak ödemek gerekiyor. İşte Mêm'in, Mecnun'un, Ferhat'ın ödediği bedel onların sevdasını yücelti.





Sizler de dağların zirvelerine çıktıkça yüceldiniz ve tüm dünyaya sevgi haykırdınız Mazlumlarla, Zîlanlarla... Onların yüreklerinin atışını Kürdistan'da çağlayan suda, bir çiçeğin güzelliğinde ve yoldaşların emek tablosu ellerinde, gözlerindeki parıltıda buldum. Bugün gönülleri ayrılık yakıyorsa bu sevgi pınarlarının, şahlandıran mücadelenin ürünüdür. Sevgi; artık bedellerle yaratılan Kürdistan'da yeşeriyor, artık bedellerle özgürleştirilen dil Kürtçeyle anlatılacak. Ama benim yüreğimi yakan birşey var ki, bu sevgi gücü, benim ülkeme de taşırılmalı ve işte bu yüzden mutlak Anadolu da bedellerle sulanmalı. 1970'lerden alınan tohumları, Zîlanlarla aşılayarak Türkiye'de sevgiyi yeşertmek için yola çıktım ve sadece bu sevda yaktı yüreğimi. Benim de anlatamayacağım kadar çok ayrılık sahnesi dışında! Ama direniyor yüreğim!



Özgür Kürdistan ve kardeş Türkiye'de buluşabilmek için tüm sevdiklerimle...



Devrimci selam ve saygılarımla.



21.06.1999 / Haftanîn



Kibar guyi



Bugün güneşli bir yaz günü.

Sıcak!



Ben ve Berîvan arkadaş ekmekçiyiz. Fakat o yıllardır takım komutanı ve bu tür işler yapmamış, şimdi de yapmak istemiyor. Henüz mangadaki arkadaşlarla da kaynaşamamış. İlişkiler soğuk olduğu için manga ve manga yönetimi ona dıştalayıcı yaklaşıyor. Arkadaşlar durumu bildiği için Jînda, Dîcle Guyî ve benim mutfakçı olmamızı istediler.



Hemen işe koyulduk. Yakın bir noktadan un ve saç getirdik. Küçük bir çukur içerisine serdiğimiz naylon parçası içerisinde hamurumuzu yoğurduk. Naylon gerillanın leğeni, çadırı, poşeti, velhasıl her şeyde kullanılan en temel eşyası. Bir naylon parçasının bu kadar işe yarayacağını hiç düşünmemiştim. Sonra kül ve tuz ile saçın üzerine gerilla çimentosu yaptık, (bu karışım ekmeklerin yanmamasını sağlıyor.) Taşlardan ocak yaptık. Yüzeyi düz olan taşları kenarlara koyup, ekmeğin bir yüzünü saçın üzerinde diğer yüzünü bu taşlara dayayarak pişiriyoruz. Ekmeğin tersi, düzü var. Gerillanın her işinde bir incelik var. Kül de naylon gibi her şeyde kullanılıyor. Hem kamufle aracı, hem deterjan, hem ekmekler yanmasın diye sacın üzerine, hem de manganın çevresine dökerek haşerelerin gelmemesi için kullanılan bir ilk yardım malzemesi sanki...



Ekmek yaparken sempatik bir insan olan Dîcle Guyî ile şakalaşıyoruz. O "lütfen," "rica ederim," "yapar mısın?" gibi sözcükler kullanarak kibar konuşma taklitleri yapıyor, bizleri güldürüyor. "Böyle dil kırmayı nereden öğrendin kibar Guyî?" diyorum.



Çalışırken Jînda yoldaşı izliyorum. Jînda, Kürtlerde bilinen bir aşiret olan Geverî'dir. Geverîlerin çok hoş kıyafetleri var. Ben Etruş'ta iken giyinmiştim. Boyumun kısalığına rağmen beni alımlı bir genç kız gibi göstermişti. Geverî kadınları genelde ince uzun oluyorlar. Jînda da öyle. Onu Geverî kıyafetleri içinde düşünüyorum, içim burkuluyor. "Ne kadar güzel bir bayan!" diye aklımdan geçiriyorum.



Gerilla'da her şey o kadar pratik ki, 190 ekmeği 2 saatte bitirdik. Tabii su katırlarla getirilmişti. Çünkü bulunduğumuz nokta suya çok uzak.



Mangaya gittiğimizde Şevîn, Jiyan ve Amed arkadaşların döndüğünü gördüm. Amed arkadaş uyuyordu. O çok uyuyor. Günün 25 saati olsa uyur. Çevrenin ısrarla "Amed erkek ismidir" demesine rağmen, nuh demiş peygamber dememişti. İsmini değiştirmemekte bu kadar inatçı olan Amed arkadaşın yüzüne bakıyorum. Yüzünde çocuk masumiyeti vardı. Kafamdan şeytani planlar geçiyor, ama uyandırmaya kıyamıyorum.



Amed arkadaş ismini değiştirmeyi reddettiği gibi çok uyuduğunu da ısrarla reddediyor. Ta bölükteyken ona espiri yollu çok uyuyorsun dediğimde bana ateş kusmuştu.



Metîna'da bir grup arkadaş kontraların pususuna düşmüş. Şimdi ise çatışma sürüyor ve gün boyu da çatışma sesleri dinmedi. Tank-top sesleri geldikçe arkadaşlar "bu havan, bu kazan, bu tank, bu roket" vs diyorlar. Ben henüz sesleri ayırt edemiyorum. Her seste soruyorum: "Bu neydi!"



Yaşamak



Öğleden sonra Hevala Mêrdîn ile çözümleme okudum. Soran olmasına rağmen Türkçe'yi çok güzel okuyor. Kendini geliştirmekte oldukça istekli. Arkadaşlar ona "manganın en kibarı!" diye takılıyorlar. O gittikten sonra bir bölümü de yalnız okudum.



"Yaşam ve ölüm" üzerine idi.

"Yaşamak!"

Nazım ustanın şiirini içimden geçirdim.

Partide gereksiz ölümlere karşı Parti Önderliği ısrarla yaşamayı dayatıyor.

Uzun uzun düşündüm "yaşamdam anladığım nedir?" diye.

En son "yaşam yaşatmaktır!" diye içimden geçirdim.



Çok sevdiğim silahım ve boş defter



Bölüğün lojistikçisi Merdan arkadaş bana defter getirdi. Öyle sevindim ki! "Uçuyorum!" desem anlatmış olur muyum acaba? Yeni, çok güzel, çok sevdiğim silahım ve boş bir defter. Bir gerilla için başka ne gerekir ki! Şu an en zengin gerilla sayıyorum kendimi. Defteri Şexmus arkadaşa verdim. Daha kolay taşımak için katlanır hale getirecek. Yazmak için sabırsızlanıyorum. Gidip istedim, henüz bitirmemiş. O zaman içimden "Amed, Şiyar ve benim için yazdığı şiirini belki deftere yazar" diye geçirdim. Akşam ben kaybolduğumda ëskender arkadaş defteri mangaya getirdi.



Bu kaybolma meselesi ilk yaşanmıyor. Arkadaşlar beni aşağıya gönderdi. Tekrar noktaya giderken ormanın içinde yolumu şaşırdım. "Heval, heval!" diye telaşla bağırıyorum. Neyseki arkadaşlar sesimi duydular. Birgün böyle kaybolup, KDP'lilerin arasında kalırım diye korkuyorum.



Mangaya gelince "devrimden sonra Kürdistan'ın bütün ormanlarına yön tabelaları asacağım. Meğer o küçük mavi şeyler ne kadar çok işe yarıyormuş! Şehirde insan asla kaybolmaz" diyorum, arkadaşlar gülüyor. Gerçekten her ağaç birbirinin aynısı. Sohbete kendimi o kadar kaptırıyorum ki, "kayboluşlarımı" sanki oynadığımız bir oyunun parçaları gibi anlatıyorum. Ama bir taraftan da yüreğim acıyor! Canım yanıyor! İyi bir savaşçı olabilmek için iyi yürümek ve araziye hakim olmak gerekir. İçimden "keşke Şexmus arkadaşın dediği gibi Guyî olsaydım" diye geçiriyorum. Ama hemen ardından "hayır, ben Guyî değil Geverî olmak isterdim. O güzelim, insanı güzelleştiren kıyafetleri asla üzerimden çıkartmazdım."



Ben bunları içimden geçirirken arkadaşlar "defterin geldi" dediler. Bu kayboluş psikolojisine rağmen hemen defteri açıp şiir inceliğinin yaşam bulup bulmadığına bakıyorum. Hayır! Defter tertemiz, bomboş!



Yazmak için acele ediyorum. Sinek ve sivrisineklere karşı duman çıkarması için yanan bir odun parçasının alevini söndürüp başucuma koydum. Bin bir türlü haşereye karşı etkisiz, ama en azından sayısını azaltıyor. Sonra yazmaya başladım. Öyle çok şey geçiyor ki aklımdan, yetiştiremezsem sabaha hepsi uçar gider diye korkuyorum. Nitekim öyle de oldu. Hava kararana kadar yazdım. Ama bir türlü bitmiyordu anlatacaklarım. Artık yazdıklarımı göremiyordum. Bu yüzden mecburen defterimi cebime yerleştirdim. Uzandım, dolunaylı yaz gecesini dinliyorum.



Biraz ilerde Jînda arkadaş yanık bir Kürtçe ezgi mırıldanıyor. Ondan biraz uzakta radyo sesi geliyor. Sevdiğim şarkılara kulak kabartıyorum. Bir iki arkadaş hala sohbet ediyorlar. Ve cırcır böceklerinin sesi...



Bu muhteşem tablonun dikeni ise beyni tırmalayan sivrisinek sesleri. Uzandığım yerden habire odun parçasına üflüyor, daha fazla duman çıkması için uğraşıyorum. Tekrar ateş yakamam. Çünkü gece ateş yerimizi deşifre eder. Bu yüzden gerilla için gece ateş yakmak tehlikelidir. Gündüz ise duman bu görevi ateşten devr alır. Gerillanın hem dostu hem düşmanıdır ateş ve duman. Sonunda bir köz parçasının boynumdan yuvarlanarak ta göğsüme kadar inmesi sebebiyle bıraktım bu işi. Artık sivrisineklere teslim olmuştum. Kafamı tekrar gökyüzüne dikerek yaprakların arasından zorla görünen aya bakmaya çalışıyorum. Güneşi engellemeye gücü yetmeyen yapraklar aya karşı nasıl da direniyorlar!



Metîna'daki yoldaşları tek tek düşündüm. Genç Ruken, anarşist Dîlan, hantal Zelal, Hınıslı Hüseyin, maviş gözlü Çîçek, Avusturalyalı Tolhildan vb... Şimdi kendilerini güvenli bir yere ulaştırmak için geçmişlerdir.



Uzaktan tank sesleri geliyor. Bir, iki, üç, dört, beş... Beşten sonra saymadım. Şalımı başıma çekip uzandım. Avesta arkadaş beni gece nöbeti için çağırdı. Saat erken olduğu için daha henüz uyumamıştım ve dolunayda nöbet tutmak oldukça çekici geliyor bana.



Nöbet noktasına 15 dakika önceden gidip bir kayanın üzerine oturdum. Gökyüzünde koskocaman bir top bana göz kırpıyor. Uzaktaki dağlar cayır cayır yanıyor. Burası Metîna dağları. Mermi ve havanlardan arazi tutuşmuş. Barut kokusu ve keskin kükürtlü duman genzimi yakıyor. Hem berrak ayı hem alevleşen Metîna'yı görebileceğim bir kayaya oturdum. Gece nöbetinde yasak olduğunu bildiğim halde bir sigara yakıp kuralsızlık hakkımı kullandım. Bu benim için de bir ilkesizlik. Çünkü dişlerimi fırçaladıktan sonra hiçbir şey yiyip içmem. Hem askerliğin hem ilkelerimin perdesini aralayan ay ışığına baktım. "Söndürebilir misin Metîna yangınını? Haydi onu söndürebildin bakalım, peki yanan onca yürekleri söndürebilmeye gücün yetebilecek mi?" diye seslendim aya. Silahımı ağacın yanında göğsüme bastırdım.



Bugün haberler Önderliğin idam kararının temyize götürüldüğünü söyledi.



Ey ay! Işığın yetmez ki bu karanlığı aydınlatmaya!



Birkaç ezgi mırıldanıyorum. Özlem, hasret ve sevgi kokan. İçimde "Ayın 29'unda da dolunay istiyorum!" diyorum. Bir aya bir de uzaktaki alevlere yeniden bakıyorum. Ay yaşam, ay sevgi, alev yok etme! Yarışır gibi işlerine devam ediyorlar...



Sabah henüz "rojbaş!" çekilmeden uyandım. Alaca karanlıktı. O, berrak ay şimdi kıpkırmızı bir top oluvermişti. Öylesine tatlı pembe-kırmızı karışımı bir görüntüsü vardı ki, tıpkı güneşin batışına benziyordu. Biraz sonra aşağıdan geçen sürü sesleri geldi. İçimden Nazım ustanın yaşama dair şiirini söyleyerek, kırmızı top kütlesini seyredebilmek için biraz daha yukarı çıktım. Nöbetçi değişti. Ben saçımı taradım. Bir baktım ki kırmızı top kütlesi kendisini dağın öteki tarafına gizleyivermiş. Doğan güneşten, utangaç bir sevgili gibi kaçıyor. Asla buluşamayan iki sevgili; hasretlik ve çaresizlik. Yani imkansızlık! Güneş yüzünü yavaş yavaş gösterdi. Ben de ışıyan ortamla yazmaya başladım. Bir süre sonra yine nöbetçi değişti ve subay sonunda "roj baş!"ını çekti.



Gerilla yeniden yaşama başlıyor.



Ve sabah sorulacak ortak soru: Metîna gelişmeleri!



Mangaya doğru ilerlerken bu geceki rüyamı düşünüyorum: Zîlan Dersîm'de halay çekiyor. Ben O'nunla selamlaşıyorum, sımsıkı sarılıyorum.



Metîna'dan haber geldi. 17 katırlık lojistik düşman eline geçmiş. 1 arkadaş yaralı. Cihazda kim olduğu söylenmemiş. Buradaki bölük eylem yapıyor. Bir B-7 güllesinin sesiyle irkildim. Bölük komutanı bir not göndererek Metîna'daki operasyonun bu taraflara kaydırılma ihtimaline karşı "her an intişar halinde olun!" diye yapıyı uyarıyor.



Jiyan arkadaş, yönetimdeki arkadaşların yanından geldiğinden beri düşünceli gözüküyor. "Bugün hastayım" dedi. Bazı insanlar rahatsızlıkları, duyguları hastalıkla anlatır ve gerçekten de ağrı hissettiklerini duyumsarlar. Jiyan için de bu geçerli. Aslında yoğunlaşması çok iyi olur.



Gündüz nöbetinde sincapları seyrettim. Minicik hayvanlar, fareden biraz daha büyük. "Sincap!" diye sevdiğim Rozerîn (Avrupa'da bir yurtseverin küçük kızı) geldi aklıma. O tombul yanaklarıyla sincap olmayacak kadar şişkoydu. Sonra onun ablası Berîtan, ona da "Tavşan" derdim.



Doğa!





Ve ben yaşamımda ilk defa belgesel seyretmediğim için hayıflanıyorum. Hayvanlarla ilişkim hep korku düzeyinde oldu. Şimdi bunu biraz aşıyorum ve onların dünyası bana ilginç geliyor. O minnacık sincapları köylüler kuş sapanlarıyla avlamaya çalışıyorlar. Onları ne yaparlar, bilmiyorum. Bu bölgede çok kar var. Kışın buradan geçerken karın üzerindeki izler, bana küçük bir taşın kar üzerinde yuvarlanarak bıraktığı izler gibi geliyor. Öyle çevik hayvanlar ki bir bakıyorsun şu ağaçta, bir bakıyorsun bu ağacın tepesindeler. Sarı, kahverengi tüyleri ve en az kendileri kadar kuyrukları var. İlk tilkiyi gördüğümde hayretle "aa! Tilki denilen şey bu mu?" demiştim. Çocuk kitaplarında çizilen tilkiler kocamandır. Bu ise kediden büyük, köpekten küçük sıska bir şey. Sadece kuyruğu gösterişli. Çakal sesi aynen çığlıklarla ağlayan bir annenin haykırışları gibi. Burada fazla kuş yok. Ama Haftanîn'de, şafakla birlikte kuş seranatlarıyla uyanırdık. Çok güzel bir melodiydi her sabah dinlediğimiz. En ilginç olan ise ayılardı. Geldim geleli hiç görmedim. Ama gerillaya ulaştığım günden bu yana eylem anısı kadar ayı anıları dinledim.



Saîd yoldaş beni hep yılanla, kaplumbağa ile korkutmak istiyor. Henüz 16-17 yaşında, kurnazlıklarıyla meşhur, ön dişleri olmayan, sarışın, uzun, zayıf, askeri kanunla katılmış bir köylü delikanlısı... Bir keresinde benzer bir şakayı Şemdîn arkadaş da yaptı, ondan hiç beklemezdim. Yaşına göre oldukça olgun, ideolojiye hakim, herkes tarafından sevilen, maviş gözlü, parti içinde büyümüş biri. O kaplumbağayı çuval içinde getirdi, önümüze koydu. Saîd de gelip, kaplumbağayı canlı canlı ateşe atıverdi. Hayvancağıza öyle acıdım ki!.. Can çekişiyordu. "Çabuk onu ateşten alın!" diye bağırıyorum. Çığlıklarım o kadar abartılı çıkmış ki, arkadaşlar şaşkınlıkla yüzüme bakıyorlar. Bense onların yaptıkları bu acaip işe şaşkınlıkla bakıyorum. Ne kadar da duygusuz görünüyorlar gözüme. Ama işin aslını öğrendiğimde daha fazla şaşırdım. Meğer kaplumbağa evinden ĞkabuğundanĞ zor çıktığı için, hayvanı hep böyle pişirip yerlermiş. Mazeretleri kabahatlarinden daha büyük. Hele hele bunu, 17 yaşında iki delikanlının yapabilmesi daha da dehşet verici bir şey!



Serkeftin heval saçımı örmek istiyor. Bu da bir iletişim kurma yöntemidir. Arkadaşların bu tarz jestleri öyle hoşuma gidiyor ki! Serkeftin "gençsin!" diyenlere öfkelenen, henüz 16-17 yaşlarında, bir Botan kızı. Oldukça kaba bir ses tonuyla Türkçe konuşuyor. Ne yapsın Türçeyi ancak kaba kaba bağıranlardan Ğöğretmen, polis, asker vbĞ öğrenmiş.



Karşıda Metîna dağlarından dumanlar hala yükseliyor. Üzerimizden devamlı uçaklar geçip duruyor, ya TC ya da ABD uçakları. Bugünlerde yine Ğonların deyimiyleĞ Kuzey Irak bombalanıyor. Bu uçaklar, bu ölüm kuşları ne kadar da çirkin geliyor gözüme. Bir tarafta sesten hızlı giden uçak sesleri, diğer tarafta ise arkadaşların eylem sesleri...



Savaş ve ben...

Ölüm ve insan...

Sevgi ve nefret... hepsi yanıbaşımda. Kafasını kaldırmış bana bakıyorlar...



Bir bidon suyu yanlışlıkla yuvarladım; içi hep toprak doldu. Öyle üzüldüm ki! Zaten nokta sudan çok uzak. "Şutik"ten iki defa geçirerek suyu temizlemeye çalışıyorum. Arkadaşlar mütevazı davranıp ses çıkartmadılar. O haliyle bile suyu içtiler.



Ayaklarımdaki yaralar azdı. Bir-iki arkadaşla ayakkabı değiştirmenin de etkisi var. Bütün arkadaşların ayakları yanmış ve yaralar var. Gerillaya gelmeden ayakları yanan her arkadaşın ayağı kesilir sanıyordum. O yanık ayaklarla günlerce yürüyen yoldaşlar var. Ben de hem bu ayaklarla yürüyemem hem de operasyon buralara sıçrarsa yolculuğumuz gecikir diye korkuyorum. Zaten Önderliğin davası temyize verildi, geç kalmak istemiyorum. Aynada kendime baktım, Hevala Mêrdîn'in dediği gibi, suratım olduğu gibi sivilce! Kendimi öyle çirkin hissediyorum ki! Yakında bir yaş daha büyüyeceğim; ihtiyarlamak da istemiyorum, çirkinleşmek de... Oysa saçlarım azaldı ve beyazladı. Bel ağrılarım arttı, bir dişim daha çürüdü. Bir diş dolgum da düştü ve ben hala bir çocuk gibi davranıyorum. Ve henüz doğayla, savaşla yani yaşamla yeni yeni tanışıyorum!



İki-üç haftadır sabahları ayaklarım buz gibi kalkıyorum. Yazın ortasında bu ne üşümesidir. Yoksa, o da ihtiyarlığın belirtileri mi?



Akşama doğru bütün arkadaşlar köyden erzak çıkarmak için göreve gittiler. Biz 5 bayan kaldık. Sempatik "guyî" yine bize şakalar yapıp bizi güldürüyor. Ben bir ara "mutluluk topu"nu, ayı, seyretmek için ortadan kayboldum. Kurye Hamza arkadaş, 4 milis ve 2 "yeni katılım" arkadaş geldiler. Birkaç saat sohbet ettik. "Yeni katılım"lardan biri Antalya'da liseyi okumuş. Orada işçilerin de Önderliğin yakalanmasıyla protestolara katıldığını söyledi. Halkın tavırlarına ilişkin çok güzel şeyler anlattı. Antalya'da gerillanın varlığı hissediliyormuş ve yerel halk ne devletin şoven kışkırtmalarına ne de gerillaya destek vermiyormuş. Öğrenci gençlik içinde de belli bir hareketlilik varmış. Med TV seyretme oranı yüksekmiş. Türk solu da Önderliğin yakalanmasından sonra PKK'ye yakınlaşmış. Öyle sevindim, coşkulandım ki! Memleketimden bir esinti getirdiler. Memleket özleminin depreşmesinin yanı sıra, bu haberler beni çok mutlu etti.



Anılar yüreğimin sahiline demir atıyor



Bugün ayın 29'u. Anılar yüreğimin sahiline demir atıyor. Yüreğim ağırlaştıkça ağırlaştı. Özlem, imkansızlığa karşın futursuzca yüreğimin sahilini aşındırıyor!



Bu gece istediğim gibi muhteşem bir ay var.



29.07.1999, Perşembe



" Aponun muhabbet kuşları"



Yeni katılım ve milisler yanımızdan gittiler. Öğrenciler için her zaman varolan ve var olacak oportünist yanlar hakkında espiri yapıyorlar. Parti Önderliği'nin yakalanmasından sonra "APO'nun ıntikam Şahinleri" adında eylem yapanlara karşı sadece laf yapan öğrenci kesimlerine "APO'nun Muhabet Kuşları" adını takmışlar. Eee, gençlik yaratıcıdır!



Amed'e gidecek grup da yola çıktı. Umarım biz de çok beklemeyiz.



Her insan bir romandır



Bugün bayan arkadaşların "katılım" öyküsünü dinledim.

Her insan gerçekten bir roman.



Henüz 16 yaşında olan Serkeftin'in ailesinde 8 şehit var. Serkeftin de daha 11 yaşındayken partiye katılmak istiyor. Ailesi partiye tepkilenip Ğo zamanlar Etruş'talarĞ KDP'ye kaçıyorlar. Şimdi Zaxo'da yaşıyorlarmış. Partide bir kardeşi daha varmış. Kendisi çok küçük olduğu için Etruş'ta faaliyetlerde kalmış şimdi ise 2 yıllık gerilla! Şehitlerine anlam verip güçlü bir insan olmasını çok istiyorum, ama kendisi o kadar özentili biri ki! Gözü hep maddi şeylerde ve oldukça da kurnazlaşmış. İnsan bu yaşına rağmen böyle bireysel çıkarları için bin bir türlü dolap çevirmesine hayret ediyor. Aslında Parti'nin güzel bir çocuğu olabilir. Ama böyle ayakları havada olursa Parti karşıtı olarak da yetişebilir.



Şevîn manga komutanı, 22 yaşında, ama oldukça gelişkin. O da küçük yaşta katılmış. İlk "katılım" için evden çıktığında ailesi şehri birbirine katmış. Ailedeki ilk bayan "katılım." 10 kardeşler. Milisler mecbur ailesine geri teslim etmişler. Eve gittiğinde açlık grevine girmiş. O zamanlar tombulmuş. Dayısı ve amcası "tombiş" diyerek severlermiş. Şimdi ise bir deri bir kemik, çok zayıf. 4 ay evde kimseyle konuşmamış. Annesi yumuşak politikalarla kendine bağlamaya, partiden uzaklaştırmaya çalışmış. Ama o yine partiye kaçmış. Ailesi onu ev ev aramış. Hatta polislerle birlikte onu tam göreceklerken kıl payı kendini gizlemeyi başarmış. Sonra babası tek bir kez görüşmek için milislerle anlaşmış. Kızla yalnız konuşmak için bir arkadaşla birlikte bir milis ailesinin evine gitmişler. "Erkekler ayrı, bayanlar ayrı otursun!" demişler. O kabul etmemiş. Tüm aile cemaati orada olmasına karşın babası tıpkı çocuk gibi ağlamış. "Şimdi olsa dayanamam, duygusal yaklaşırım" diyor. Ama o zaman çok sert bir tavır sergilemiş. Annesi kızının kararlı cevaplarına hayret etmiş. İki de bir "sana ilaç vermişler!" diyormuş. Evde kaldığı 4 ay içinde onu isteyenler de olmuş. Evlenmesi için değişik politikalar yürütmüşler. Saatlerce onu ikna etmeye çalışmalarına rağmen o ısrarlı olduğunu göstermiş. Babası "eğer sen partiye gidersen ben de çetelere katılacağım!" diyerek tehdit bile etmiş. O zamana kadar partiye her türlü maddi yardım yapan bir baba bu! Babası mutlak gideceğini anlayınca "bize mal olmadın, gideceğin yere mal ol!" diyerek başarılı bir militan olmasını dilemiş. Sonra Arabistan'dan gelen saati vermek istemiş, Şevîn heval kabul etmemiş. Babasıyla tokalaşıp evden çıkmışlar. Hangi tarafa gideceklerine bakmak isteyen ailesine karşı bahçe kapısını yüzlerine örterek yürümüş. Partiye katılış öyküsünü böyle anlattı.



Bir kökten iki renk



Bizim kaldığımız noktada bir ağaç var; iki gövde bir kökten çıkmış. Bir tanesi ta göklerde, bir tanesi de eğilip neredeyse yere değecek; sanki bir çardak gibi. "Gel! Burası geçiş kapısı" diyor yolları ayrılan iki ağaç.



Bölüğün dün yaptığı eylemde "Büyük Güney" katılımlı genç Mazlum büyük bir olasılıkla şehit düşmüş. Cesedi bulunamıyor. İşte başı göklere değen bu ağaç Mazlum, başını eğerek tekrar toprağa gömülerek emperyalizme kapı olan ağaç ise ailesi: Bir kökten iki renk fışkırıyor.



Bugün yine gün boyu tepemizden uçaklar geçti. Metîna'da "Orta tepe" denilen bir yer var. Türk ordu güçleri oraya indirme yapıyor. Önümüzdeki günlerde operasyon ihtimali var. Skorsky sesini ayırtedebilmem için Jiyan arkadaş uçakları anlattı: Hangisi kazan bombası bırakır, hangisi keşif yapar!



Hakî arkadaşlar bölüğe geldiler. Bana Şervan'la defter göndermiş, ama ulaşmadı. Üzüldüm. Ne güzel, defteri bana hatıra kalırdı.



Şervan hakkında herkes olumlu şeyler söylüyor. Hakî de ona ilişkin benzer şeyler söyledi. Silahımı vereceğim kişiyi iyi seçmişim yani!



Bugün benim doğum günüm (31.07.1999).



Sabah kalktığımda Avrupa'daki yurtseverlerimizden Zeynep'in dünya tatlısı iki kızı Gulan'la Dîlan aklıma geldi. Rüyamda mı gördüm bilemiyorum, ama içimden onlara sevgilerimi gönderdim. Sonra teyzemin kızlarını düşündüm, hepsi genç kız olmuştur. Filiz, Figen... Bense bugün bir yaş daha ihtiyarlıyorum!



Nokta değiştireceğiz. Suyun yakınına geldik; gündüz burada kalıp, gece ilerleyeceğiz. Köylülerin çocukları geldi. Hepsini sevdim. Ama içlerinden bir tanesini kendime daha yakın hissediyorum. O çocukla daha önce de karşılaşmıştık. Gidip onu öptüm. Yanlarında kendileri gibi minicik oğlaklar, kuzular var; çok şirinler. Bir arkadaşım "oğlakları çocukluğumda beri çok severdim" demişti. Evet, çok şirinler bu hayvanlar. Ama ben yine de çocukları daha çok seviyorum: Geleceğin umutları! O çocuğu ilk gördüğümden beri birilerine benzetiyordum. Bugün çıkardım: Evet, bu çocuk C. yoldaşın oğlu Umut'a benziyor. İçimde "Umut'un umudumuzdur C. yoldaş, ona iyi bak!" diyorum. Ama o çocuk da ülkemizdeki savaşın getirisi olarak baba sevgisinden uzak büyüyecek; tıpkı binlerce yaşıtı Kürdistan çocuğu gibi. O Avrupa'da, bu küçük afacan ambargo diyarında. Dünyaları çok farklı, ama ortak yanları savaşın getirilerinden etkilenmeleridir!



Bugün Serkeftin arkadaşı eleştirdim. Onunla birlikte saçımızı yıkamaya gittik. Bana yardımcı oldu. Bana yardımcı olmasından ziyade eleştirilerimi doğru algılamasını isterim. Manga komutanı Şevîn heval bana yardımcı olmaya çalışıyor. Onunla sohbetimiz oldukça anlamlı. Fakat her şeye rağmen içim sıkılıyor. Bir an önce hedefimize gitmek istiyorum.



Arkadaşlar gümrükten koyun getirip kestiler. Günlerdir sabah-öğle-akşam bulgur pilavı yiyoruz. Ben yine bulgur pilavını tercih ederdim. Taze et bana dokunuyor ve eti sevmiyorum. Ama tüm takım eti iştahla yedi.



Akşama doğru Hevala Serkeftin'le amcasının kızına kısacık bir not yazdık. Halimiz çok komikti. O Türkçe bilmiyor; tercümanlığımızı çok az Türkçe bilen, manganın en olgun, çekici üyesi Jînda yapıyor. Arada bir ben kendime göre cümleler ekliyorum, onun da hoşuna gidiyor. "Siyasileştim" diyor, gülüşüyoruz. Serkeftin manganın BKC'cisi, çantası olduğu gibi BKC mermisi dolu. Öyle ağır ki, acıyorum ona. Ondan söz aldım; kış eğitiminde mutlaka okuma yazma öğrenecek. İkna için pek çok dil döktüm: "Yarın komutan olarak köye indiğinde üzerinde 5 dinar yazan bir şey alırsın köylü sana 1000 dinara satar. Köylünün yanında en ufak notu yanındaki 'şervanına' (savaşçına) okusun diye uzatırsan komutan havan bozulur" diyorum, daha bir sürü şey, ikna oluyor. Ayrılırken Şevîn arkadaş bana bir mendil hediye etti, rengi mavi! Mavi renk bana huzur veriyor. Mavi rengi çok seviyorum. Doğum günümde mavi bir mendil sahibi oldum. Fatma'nın (kız kardeşim), annemin ve sevdalımın mutlaka doğum günümü kutladıklarından emin olarak, onların selamlarını bana getiren gecenin soğuk yelini içime çekiyorum.



Biraz gülsen de yeter



Ay, "bir yaş daha ihtiyarlamış birinin romantizme ihtiyacı az olur" dercesine küçültüvermiş kendini; cimrice göz kırpıyor. Biz yürürken ve ben doğum günü hediyelerimi ve en çok da kocaman muhteşem güllerin hatırına 'bu kadarcık da gülsen yeter bana ey mutluluk topu!' diyorum. Artık alaca karanlıkları yararak gelen yeni günle birlikte yeni noktamıza ulaştık. İngiliz asilzadeleri(!) gibi kahvaltımızı erik, üzüm, elma ve cevizle yaptık. Üstüne de bir gerilla çayı ve sigara!



Gece hareketliydi. Hakî arkadaşlar mayın döşemek için yola çıktılar. Nöbetimde tank sesleri geliyordu. Sabaha karşı da Mêrdîn grubu noktamıza geldi, bir de gecenin soğuğu bunlara eklenince bana uyku haram oldu. Mêrdîn grubunda Şahîn, Tahîr, *Faka heval de geldiler (milislerimiz). Onları görünce sevindim. Welat ve Akîf arkadaşlar da bu grubun içindeler. Bu grupta da Karadeniz grubu gibi bayan arkadaş yok. Welat kendine şehit düşen Sînan arkadaşın adını koymuş. Beni duygulandırdı. Ama bunu belli etmemek için "insanlar kendilerini ve yaşamlarını değiştirmek istediklerinde isim değiştirirler" dedim. Sonra bu sözümden dolayı kendimi çok anlayışsız buldum...




Z0ZAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks
Etiketler
dağ, mehtabında, rüzgarı



Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



WEZ Format +2. Şuan Saat: 01:09.

Bu sitede yayinlanan program ve içerikler tamamen tanıtım amaçlı olup yayıncı yada hak sahibi isteği doğrultusunda paylasimdan kaldırılır.Lütfen info@jiyan-board.com mail adresinden bizimle irtibata geçiniz.Dosyalar alıntı olup sunucumuzda barındırılmaz.Lütfen Kullanıcı sözleşmesini tekrar gözden geçiriniz.Sitemiz dışındaki linklerden sitemiz sorumlu değildir.
Site Öz Geçmişimiz : jiyanboard.com jiyanboard.net jiyanboard.org jiyanboard.de jiyanname.de jiyan-board.com jiyan-board.org jiyan-board.net
Design By: JB-Team
Powered by JBulletin® Jiyan-Board Version
Copyright ©2007 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
Kurd Top List Submit website

ROJACIWAN | HPG-ONLINE | CMG-TEAM | EVINDARIM.ORG | CAVEN JIYAN | BIZEKALAN.NET | KURD WEBMASTER | TAK |