|
Jiyan-Board
|
|||||||
| Kayıt ol | Cezalilar | Tüm Albümler | Roj Tv Zindi | Üye Listesi | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
|
||
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
Üye
|
Türkü söyledin mi Amara
Adı, soyadı: Esengül KAYA Kod adı: Amara Serbilind Doğum yeri ve tarihi: 12 Ekim 1977, Mamorek (Elmalı)-Malatya Katılım yeri ve tarihi: 1994, Dersim Ağırdı hava... sisli, bulanık... yağmur sonrası berraklığında tomurcuklar gerillanın sabırsızlığına yetişmek ister gibi aceleci her baharın beklenen yeşiline gebe dağlar karın beyazından kurtulmanın sevincinde toprak Amara'nın dilinde sessiz bir ezgi.... ıslak bedeninin soğukluğunu duyumsamaktan uzak dalmış geçmişin güzel günlerine... ateşin sıcaklığı ürpertiyor tenini... yağmurlu bir gecenin yorgunluğuyla kapanıyor gözleri... sis çekildikçe beliriyor ölümün namert yüzü... ve Karadeniz dağlarında bir ezgi tutturuluyor kleşin sesinden... Kürdistan'dan direniş tohumları ekmeye gelmiş yiğitler.... umudu turnaların kanadına takmaya gelmiş canlar.... maviye özgürlüğü çizmeye gelmiş güzele sevdalı yürekler... elinde silahının soğuk kabzası... namlunun sıcaklığıyla ısıtıyor ellerini.... uzaktan Nurhak'ın direniş çığlığı yükseliyor... ardı sıra patlayan son bir mermi.... sarı saçlı çocuğun mavi gözlerinde tutuşuyor ateş... Amara bir türkünün coşkunluğuna kapılmış gibi canlı.. son türküsünü haykırdığından habersiz... ve bedene saplanan mermilerle uzanıyor Karadeniz toprağına... kanıyla ekiyor özgürlük tohumlarını..... yüzünü dönüyor Güneş'e... güneş çamların zirvesinde ışığını yolluyor Amara'ya... ışığıyla kutsuyor kara gözlü kızı... sessizce vedalaşıyor güneşlen... ve bir kuşun kanadına sevdasını takıp gönderiyor sevdalı olduğu yüceliklere.... Gidenlerimiz....... Gidişinin beşinci yılı Amara. Ve ben halen alışamadım senin yokluğuna. Halen birlikte söylediğimiz türkülerimizin ezgilerinde bekleyişlerde yüreğim. Hele "Rindê rindê rinda min. Ez kurbana bejna te me delala min.... Amara min.... Çiyayê Golan" türküsünü söylemek artık bana çok zor geliyor. Her söyleyişimde sesim senin sesinde kayboluyor ve sen yanımda, o bahar gülüşünle yanımda duruyorsun. İnsan hayatta çok az her şeyi paylaşabilen her şeyiyle birbirini anlayabilen bir dostu buluyormuş. Bunu sen gittikten sonra öyle derin anladım ki Amara... Savaşın yakıcılığında acıların yüreğimizde kazdığı yaralar büyüyor Amara. Denizin mavisinde arıyoruz artık kendimizi... Bir yanımız okyanusun ortasında... bir yanımız dağların doruklarında... bir yanımız zindan karanlığında... bir yanımız ise yıldızların kanadında... Güneşimizi çaldılar Amara... Dünyayı karanlığın bilinmezliğinden kurtarmak istediği için çaldılar O'nu... Oysa bilmediler ki Güneş varlığıyla yakar ve bilmediler ki okyanuslar kurur da söndüremez Güneş'in ateşini... Şimdi okyanusun maviliğine özgürlüğün yalnızlığı karıştı Amara... ve biz o günden beri maviye sevdalandık... Sen Karadeniz'in yeşiline taktın yüreğini... Hiç tanımadığın insanlar için savaştın, ve hiç tanımadığın insanlar için şehit düştün... Nazım ustanın dediği gibi "... öleceksin hem de hiç tanımadığın insanlar için ve hem de en güzel şeyin yaşamak olduğunu bildiğin halde..." Geçtin mi Amara Kemal Pir yoldaşın memleketinden... Duydu mu sesinizi Haki Karer yoldaş... silahına türküler söylettin mi Caniklerin zirvesinden, ayaz gecelerde üşüdün mü Giresun yaylalarında.... Nurhak'ın(Ş. Aynur Kandil) güzel sesi karıştı mı Kızılırmak'ın coşkunluğuna... Sarı saçlı çocuğun mavi gözleri buluştu mu mavi okyanusla.... Bir akşam oturup köz başına, turnalarla selam gönderdin mi Dersim'e doğru.... Göldağı'na Çengel'den türküler söyledin mi ve Rohat(Ş. Sezai Doğan) arkadaşın kervanına geri gelişini müjdeledin mi Amara.... Koçgiri topraklarının direniş tanıklarıydık Amara... Sen de alıp başını katıldın kervana... Ve ben yine o kervanın ardından ağladım Amara... O güzel insanlar o güzel atlara binip gittiler ve ben artık o güzel insanların o güzel atlara binip geri dönmesini bekliyorum.... Her şey bıraktığınız gibi Amara... Dağlarımız heybetli duruşlarda yine... Munzur'un coşkunluğunu kıskandılar... sevdamızı saldığımız akışlarını kesmek istiyorlar Amara....Koçgiri'deki yaşlı amca seni soruyordu "o deli kız nerede" diyordu... Yamalarda sabaha kadar izlediğin Malatya'nın ışıkları halen aynı parlaklıkta ve halen Radyo Fon çekiyor... senden sonra göl noktasına gittik yine... birlikte yüzdüğümüz suya girdim... Hani Xelat'ın (Ş. Elif Aydın) bize yüzme öğrettiği o küçük göl... Halen ocak yerlerimiz duruyordu Amara. Her şey olduğu yerdeydi, bir siz gitmiştiniz bir de o dağlarda dolaşan deli taylar....Senin şehrinin ışıklarını senden sonra ben de izledim Amara.... Ve senin yaptığını yaptım... Ağladım.... Yamalarda odun yoktur... zozandır oralar... ve ateş yakmak için heliz ya da kurumuş otlar topluyorduk... Dersim gerillası olduğumuz için alışmakta zorluk çekiyorduk. Ne de olsa Dersim'in yeşil ormanlarına alışmıştık. Hepimiz kapkara olmuştuk. Sadece gözlerimizin beyazı ve dişlerimiz parlıyordu... Meşe ağacını öyle özlemiştik ki, gördüğümüzde onun yapraklarını öpeceğimize söz vermiştik... Amara yine sıcak, boğucu bir Yama gününde nöbetten geldi ve "eğer bir gün bir kızım olursa adını Meşeiye koyacağım" dedi. Yamalardan tren vadisine gittiğimiz gün ilk gördüğümüz meşe ağacını öpmeye başladık. En önde ikimiz vardık. Ve arkamızda her gelene bu yaprağı öp diye talimat veriyorduk. Arkadaşlarda herhalde kutsal bir anlamı var diye yaprağı öpüyorlardı. Noktaya geldiğimizde bir arkadaş "heval biz o ağacın yaprağını niye öptük, ziyaret mi yoksa" deyince biz gülmeye başladık. Bütün arkadaşlara meşenin yaprağını öptürmüştük. Durumu açıkladığımızda herkes gülmekten kırılıyordu. Rohat arkadaş "sizden korkulur" diyordu. "Ben eyalet komutanı olarak talimat verseydim herhalde kimseye öptürtemezdim o yaprağı, ama siz bunu öyle bir yaptınız ki kimseye itiraz etme şansı bile vermediniz." "Tabii bizim devrimimizin kutsal ağacı da meşedir, yaprağını da öperiz, bez de bağlarız" dedi gülerek... Meşeyi işte böyle Yamaların yakıcı sıcağında kutsallaştırdık.... Canlarımızı kaybettiğimizde her şeyini kaybetmiş, öksüz çocuklar gibi birbirimize sarılıp, bizi neden geride bıraktılar diye isyan edercesine ağlamıştık. Onlardan geriye kalan yadigarlar gibiydi her arkadaş. Ve Koçgiri'nin her kuytuluğu, her patikasında Onların ayak izlerini arar gibiydi gözlerimiz. Her noktada Onların yokluğuyla sarsılırdık yeniden. Ve biz o acıya alışamadık Amara.. Halen yıllar geçse de öylesine taze ki yüreğimizde... bir isyandı bizimkisi, onlarla gidemeyişimize... Bir yerinde gülebiliyorsak sizin gitmediğinize inandığımız içindir Amara.... Senin haberini martın sonunda Dinar vadisinin yamacında bir noktadayken aldım. Gece subayıydım ve arkadaşlar görevden gelmişlerdi. Onları karşıladım. Ve birbirlerine "Beritan duymasın" dediklerini duyduğumda yüreğimde, beynimde tek isim geçti; "Amara..." Onlara yeni bir haber var mı diye sordum. Önemli bir şeyin olmadığını, Karadeniz'de altı arkadaşın şehit düştüğünü, ama isimlerini alamadıklarını söylediler. Pılıng'e bana yalan söyleme dedim. İsimleri söyle, yoksa herkesi ayağa kaldırırım, diye bağırdım. Kendimde değildim. Bana zorunlu olarak isimleri söylemeye başladı, seni en son söyledi ve benim çığlığımda zaten tüm birlik ayaktaydı. Hep sessiz karşılarım diye düşünüyordum. Yüreğim susmadı Amara, haykırmak istedi, acı yüreğimden taştı, denizlere ulaştı. Yüreğim inanmak istemiyor, yani şimdi gitti mi diyordum kendime. Ve Tanya (Ş. Ebru Güneş) sabaha kadar bana sarılmış, benimle birlikte ağlamıştı. Belki sana, belki bana, belki yarım kalan bir dostluğa, belki giden binlercesine ağladı. Ve o sabah bütün arkadaşlarla seni andık, anılarla uğurladık seni. Hepsi seni tanıyan arkadaşlardı Amara ve şimdi bir çoğu senin ardından geldiler. Bir ben kaldım Amara, Özgür'ün (Özgür İmak) dediği gibi, en güzelleri alıp başlarını gittiler ve ben hepinizin son gülüşlerini taşımakta zorlanıyorum Amara... Seni eylülde Kahperi'de uğurlamıştım Koçgiri'ye. Gelmek için çok ısrar etmiştim, ama beni göndermemişlerdi. Oysa orası, bizim mekanımızdı ve biz öleceksek orada ölmeye söz vermiştik. Ama sana söylemiştim Amara, geleceğime söz vermiştim. Ve seninle Koçgiri'de Göl dağında yeniden buluşacaktık. Ve "gelirsen yollarına gül dökerim, Çengel'den sana sesleneceğim, beni duy" demiştin. Senden sonra Çengel'in zirvesinden ben sana seslendim Amara, sen beni duydun mu... Seninle Göl dağında buluşamadık... Ben geldiğimde sen gitmiştin. Ve ardın sıra geldim Karadeniz'e. Arkadaşlardan kaldığın yerleri, geçtiğin yerleri, son günlerini, kilonu, elbiseni, saçını, sürekli yanan ayaklarını sordum. Sanki Oraya seni bulmaya gelmiştim. Ama sen yoktun Amara, gerçekten gitmiştin. Senin geçtiğin yerlerde seni aradım, bir umut belki de kaybettiğimi, kaybettiğim yerde bulurum sandım. Yaralı gelmiştim Amara, sana gel yaramı sar diyecektim. Hani sen çok becerikliydin ya, her işten anlar ve genelde de bozarak yapmayı öğrenirdin... Amara seni çok özledim. Med'i(Ş. Müslüm Şanlı) gördüm Karadeniz'de. Seni anlattı bana. Kendisini anlatmaktan kaçındı. Ve O da gitti Amara, ağustos sıcağında Almus'ta o da katıldı kervana. Yüreğimdekiler halen o kadar sıcak ki. O benim çocukça duygularımın en temiz yanıydı Amara. Yine Dersim'de sonsuzluğa yolculuğunu duyduğumda Piro'yla (Ş. Erdal Yıldırım) oturup saatlerce Ondan konuştuk ve anılarda O'nu aradık. İnanmak istemeyen yüreklerimizi rahatlatmak istercesine, bir daha görmeyeceğimize inanmayarak konuştuk, konuştuk... Erivan (Ş. Gülşen Boran) benim yanımda vuruldu Amara. İmranlı, hatırlarsın Merendiz'in arka yüzünde bir noktada, saat onda nokta baskını yedik. Ve biz dört kişi savunma yapmak için tepeye çıktık. Arkadaşlar çemberden çıktıktan sonra biz de çıkmak istedik ve tam bir boğazı geçerken pusuya düştük. Gündüz saat 12.30'da Erivan yanımda şehit düştü ve ben Ondan birkaç dakika sonra belimden yaralandım. O çatışmada Cudi, Piran arkadaşlarda şehit düştü. Daha sonra Gulan ve Kawa arkadaşlar şehit düştü. Ve ardı sıra 2001 Ağustos'unda Piro(Erdal Yıldırım) da Kandil'de peşinizden geldi. O'nu kaybettiğimde Onunla birlikte sanki hepinizi bir daha kaybettim Amara. O sizleri paylaştığım tek yoldaştı. Onunla sizlerden konuştuğumuzda coşardık, sanki hiç gitmemişsiniz gibi. Sanki uzaklarda bir yerdeymişsiniz gibi ve gelecekmişsiniz gibi. O yaşadıklarımızın tanığıydı, ben O'nun, O da benim. Tek tanığıydık Koçgiri'nin ve yitirdiklerimizin, acılarımızın, sevinçlerimizin ve anılarımızın... Şimdi Piroz arkadaş da burada Amara. Onunla karşılaştığımızda yine Koçgiri'ye dalıyoruz. Çünkü hepimizin bir yanı orada kaldı. Hepimiz oralarda kendimizden bir şeyler bıraktık. Ve bizi bizden daha iyi kimse anlayamaz. Bunu biliyorum Amara ve seni, Med'i, Özgür'ü, Sefkan'ı, Deniz'i, Xelat'ı, Pelşin'i, Melsa'yı, Ayten'i, Devrim'i, Dılovan'ı, Reyhan'ı, Rohat'ı, Müslüm'ü, Piro'yu, Botan'ı, Erivan'ı, Gulan'ı, Kawa'yı, Piran'ı, Cudi'yi ve bütün gidenlerimizi çok özlüyorum Amara. Kavganın ateşinde sınanan yüreklerin sevgileri büyük olur. Yaşanacaksa diyorum, bu büyük sevgilerin eşsizliğine ortak olmak için yaşanılmalı... Gidenlerimizin beynimize nakşettiğimiz gülüşlerini yarınlara taşımanın sorumluluğuyla yaşanmalı... dağların heybetine yaraşır gibi yaşanmalı... ve ölünecekse sizin gibi kahramanca olmalı....yiğitçe olmalı... son gülüşler asılmalı ayın kanadına ve öylece gidilmeli sonsuzluğa.... Senin gibi Amara... Ve giden binlerce canlarımız gibi... ilmik ilmik dokuyarak bahar çiçeklerinden sevda yolunu geleceğiz Amara... Gün batımı yalnızlığınıza ortak olmak umuduyla... Ve dağ başlarından akşam serinliğini çalıp geleceğiz yanınıza... Sizin gülüşlerinizi takıp yüzümüze geleceğiz Amara... Buluşmamız şafak vakti olsun... Buluşmamız şafak vakti olsun... Mücadelel arkadaşı Beritan Tolhıldan Koçgiri
|
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| amara, söyledin, türkü |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
![]() |
Design By: JB-Team
Powered by JBulletin® Jiyan-Board Version
Copyright ©2007 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd. |
![]() |