Jiyan-Board


FORUM Portal Albümlerim Sosyal Gruplar Kimler Online Bugünki Mesajlar
Geri git   Jiyan-Board.NET > Özgür Ülke -Siyasi Serbest Kürsü - Gündem - Haberler > Gerilladan yazılar ve Anilari
Kayıt ol CezalilarTüm Albümler Roj Tv Zindi Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Konu Bilgileri
Konu Başlığı
Gerilla ile bir ay…
Konudaki Cevap Sayısı
0
Şuan Bu Konuyu Görüntüleyenler
 
Görüntülenme Sayısı
35

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 01-03-2009, 22:48   #1 (permalink)
Heval
 
musto - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
Activity Longevity
0/20 1/20
Today Mesajlar
0/5 ssssss375
Üye No: 2664
Mesajlar: 375
Konular: 6
Referanslari: 0
Arkadaslari: (0)
Kullandigi Tesekkür: 0
Aldigi Tesekkürler: 28
REP Gücü Puanı: 97
Aldigi REP Puani: 10
musto is an unknown quantity at this point
Ruh Hali:
Son Aktivitesi: 03-31-2009 :   14:00 
Toplam Online Süresi: 2 Gün 14 Saat 36 Dakika 24 Saniye
Submit to Clesto Submit to Digg Submit to Reddit Submit to Furl Submit to Del.icio.us Submit to Jeqq Submit to Spurl
Standart Gerilla ile bir ay…

Bombaların tahrip ettiği doğa


Boşaltılmış bir PKK okulu


Cesy



Gerilla köpeği Gurzo



Gerilla şehitliği



Gerilla şehitliği



Hawpar tavuğu



İran Irak savaşından kalma savaş atıkları



Kaplumbağa



Kazan bombalarının düştüğü eski bir kamp



Kertenkele



Lolan'da bir köprü



Lolan suyu



Lolan suyu



NATO ve Rus yapımı roketler



PKK kontrol noktası



PKK kontrol noktası Xakurke



Şekif dağı



Xakurke suyu



Yemek

Avrupa’nın Irak’a açılan herhangi bir havaalanından Güney Kürdistan’ın başkenti Hewler’e heyecanlı bir inişten sonra kentleşmenin sancıları daha iyi görülmeye başlanıyor. Kürdistan’ın Dubai’si şu anki haliyle bir çok Arap şehrini andırıyor. Buradan gerillanın denetimindeki Medya Savunma Alanları’na giderken çok sıkı kontrollerden geçiliyor.

Saatler süren yolculukta yollar çok da rahatsız edici değil. Yol boyunca Güney Kürdistan’ı etkisi altına alan kuraklık çok açık bir şekilde görülebiliyor. Araziler kurak, ormanlık araziler neredeyse yok gibi. Yol kenarlarında halkın geçim kaynakları da gözlenebiliyor. Bidonlarla benzin bu toprakların bir çok yerinde rahatlıkla satılabiliyor. Ancak başta Hewler olmak üzere ülkede ağır bir kirlilik rahatsız ediyor. Caddeler arabadan geçilmiyor adeta. “Bir şehre bu kadar araç nasıl sığdırılır?” diye sormadan edemiyor insan.

‘HER EVE İKİ ARAÇ’

Yolculuk yaptığımız aracın şoförü, “her eve iki araç düşüyor” diyor. Belki de daha fazla. Jip tipi araçların tercih edildiği ilk olarak göze çarpıyor. Sancılı bir inşa sırasında çarpık bir zenginleşme son model araçlarla rahatlıkla görülebiliyor. Yer yer sivrilen binalar, henüz boş duran alışveriş kompleksleri ve hayat pahalılığı çoğu zaman savaştan yeni çıkan bir harabeyi andıran bu topraklarda çok iğreti duruyor.

Şoför yola devam ediyor. Ranya’ya gelene kadar dört noktada aramadan geçiriliyor. En sıkı arama Türk askeri üssünün de olduğu Koy Sancak’ta yapılıyor. Kandil eteklerine kadar altı arama noktasından geçiyoruz. Sarp vadilerden, uçurum kenarlarından, zikzaklı yollardan geçerken gün ağarmaya başlıyor. Saatlerdir yollardayız. Ranya’dan sonra yollar da giderek zorlaşıyor. Asfalt yol bitiyor, dağ yolları başlıyor. Zirveye doğru tırmandıkça, buralara yolların nasıl yapıldığı şaşırtıyor. Ancak bu heybetli dağların en ücra köşelerinde de köyler var ve her köyde son model arabalar göze çarpıyor. Evler taş ve topraktan yapılmış.

‘DİKKAT İNEK ÇIKABİLİR’

Yol aniden bir eşek, inek veya koyun sürüsü çıkabiliyor. Avrupa’da “Dikkat geyik çıkabilir” diye yazan levhalara benzer levhaların buralara da yerleştirilebileceğini söyleyerek şakalaşıyoruz: “Dikkat inek çıkabilir”, “Dikkat koyun çıkabilir”, “Dikkat eşek çıkabilir”.

Şoför buralara yolların Saddam döneminde yapıldığını söylüyor. Hava iyice kararmaya başladı. Yol üstünde bir çeşmede durarak, kısa bir mola veriyoruz. Sonra yolumuza devam ediyoruz. İlerledikçe hava soğuyor ve daha yükseklerde olduğumuzu anlıyoruz. Yol dolambaçlı ve artık ağır ağır yol alıyoruz. Taşlı yol ilerlemeyi zorlaştırıyor. Yol üstünde başka bir KDP kontrol noktasına varmadan şoför farlarını söndürerek aniden yolun dışına çıkıyor. Kafasını camdan çıkarıp yol almaya başlıyor. Beş-on dakika ilerledikten sonra karşıdaki bir sinyali görerek duruyor. Bir kişi bize yanaşıyor, Soranca “hoş geldiniz” diyor.

PKK KONTROL NOKTASI

Işıkları görünen küçük bir köye doğru yol alırken, karşıki bir dağdan çakal sesleri geliyor. Ay ışığı giderek belirginleşiyor. Kime ait olduğunu bilmediğimiz bir evde sıcak karşılanıyoruz ve sofra hazır bir şekilde beklenmiş olmamız şaşırtıyor bizi. Bir sini içerisinde yaprak ve soğan dolması, yanında tere otu ve buz gibi bir ayran…

Yedikten hemen sonra kalkarak yola devam ediyoruz. Kandil eteklerinde PKK kontrol noktasını görünce şaşkınlığımız artıyor. Bundan sonra her şey PKK’den soruluyor. Kontrol noktasında silahlı bir gerilla, başında puşi, araç içine bakarak selam veriyor. Noktada küçük bir kulübe ve gelenleri karşılayan bir tabela, üzerinde Arap alfabesi ve Öcalan’ın büyük bir resmi dikkat çekiyor.

BURASI KANDİL

Kontrol noktasından sonraki ilk köyde durarak bir çay molası veriyoruz. Bizi karşılayan gerillalardan birine burada kaç köyün olduğunu sorduğumda “otuz bir” yanıtını veriyor. Bir çok köy de bombardıman endişesiyle boşaltılmış. Buradaki köylerin elektrik, yol ve su gibi temel ihtiyaçlarının önemli bir bölümü gerilla tarafından karşılanıyor. Medya Savunma Alanları’nın bir çok yerinde gerilla yolları yapıyor, köylere elektrik ve su ulaştırıyor.

Her köşesine minderlerin konulduğu geniş bir odada köylüler Kürt televizyonlarını izliyor. Haber saatiydi. Bizi sıcak karşılayan ev sakinleri, hemen çay servisi yapıyor. Çaylarımızı içtikten sonra başka bir araçla yola devam ediyoruz. Bir dağın eteğine vardığımızda şoför farlarını yakıp söndürmeye başladı. Bir sinyal olduğunu anladık. Bu kez dağlardan inen iki silahlı gerilla ile birlikte yürüyerek belirlenen bir noktaya ulaştık. Ağaçlar arasında yürürken önümüzü zorlukla görebiliyoruz, ay ışığı gitmiş yerini zifiri bir karanlığa bırakmıştı. Bir süre yürüdükten sonra başka bir gerilla gelerek bize yatacağımız yeri gösterdi.

GERİLLA KÖPEĞİ PANÇO

Daha ilk bakışta gerillanın tedbirlerini aldıklarını gözlemledik. Onlar gibi biz de geceyi dışarıda battaniye altında geçirdik. İlk gece konuşma fırsatımız olmadı. Ancak gece yarısı ensemde bir sıcaklık hissettim. Kurt olduğunu sandım. Kafamı kaldırdığımda ortadan kaybolmuştu, rüya gördüğümü sandım. Sabahın ilk ışıklarında gözlerimi açtığımda karşımda siyah bir köpek gördüm. Başımı kaldırır kaldırmaz hemen oynamaya geldi. Küçük bir kedi gibi, başını battaniyenin altına koymaya çalışıyordu. Bu şirin köpek yavrusunun Alman kökenli bir kurt köpeği olduğunu söylediler. Adı Miller, ama Amed isimli bir gerilla ona Panço diyor. Tıpkı küçük bir çocuk gibi. Hoplayıp zıplıyor. Hiç yerinde durmuyor.

Uyuduğumuz yerden kalkıp aşağıya doğru yürüdük. İki gerilla ile birlikte ateşin yandığı yerde durarak çay için suyun kaynamasını bekledik. Temiz hava, el değmemiş bir doğada sabahın ilk ışıklarında peynir ve zeytinli bir kahvaltı ile güne başlıyoruz. Etrafı tanımaya çalışırken, Amed isimli gerillanın silahını temizlediğini gördüm. Kaleşnikof silahın tutukluluk yapmaması için temizlemek gerektiğini söylüyor. Silahın üzerine PKK amblemi yapıştırılmış. Köpeği Panço’nun hava saldırılarına karşı hassas olduğunu söylüyor Amed. “Ama bir çocuk gibi” diyor. Amed, gerillanın, gerilla olmanın gereği olarak tedbirli olduğunu ve sürekli yer değiştirdiğini kaydediyor.

UÇSUZ BUCAKSIZ DAĞLAR

Kolay bir yemek olan melemeni ateş üzerinde pişirerek bize sunduktan sonra akşam saatlerinde tekrar yola çıktık. Saatlerce uzakta gerillanın denetimindeki bir başka alana ulaştık. Tüm buralar Medya Savunma Alanları. Bu dağlar gerilladan soruluyor. Karanlık çökmüş… İkinci akşam da karanlıkta yol aldık ve hiç bilmediğimiz başka bir noktada ama bu kez bir sığınakta geceyi geçirdik.

Kandil’e ayak basar basmaz yağmur yağmaya başlamıştı, Medya Savunma Alanları içerisinde saatlerce uzakta ulaştığımız diğer noktada yağmur devam ediyordu. Yerler çamurlu dağ yamaçlarında yürüyorduk. Gerilla “şans getirdiniz” diyor. Uzun süredir köylüler gibi onlar da yağmur bekliyorlardı. Sabahın ilk ışıkları ile yine kalktığımızda bu kez daha kalabalık bir gerilla grubu ile karşılaştık.

Bu dağlar daha yüksekti ve yükseldikçe havalar da soğuyordu. Gerillalarla tanışıp yine birlikte kahvaltı yaptık. Yine zeytin ve peynirdi. Yanında kuru ekmek… Gerillaların kendi yaptığı ekmeklerdi. Her bölgeden gerilla vardı ve hazırlıklıydılar. Üzerlerinde gerilla kıyafetleri ve omuzlarında kaleşnikov silahları. Silahlı bir gerilla bizi başka bir noktaya doğru yola çıkardı. İlerlerken yakın bir çok noktada köylülerin hayvanlarını otlatmaya çıktıklarını gördük. Bir çok yerde çadırlar da kurulmuş yayla dönemi çoktan başlamıştı. Ancak bu yıl hava saldırılarından dolayı geç başladığını belirtiyor gerillalar.

GERİLLADA BİR TEPE HİKAYESİ

Bir çeşme görüyoruz. Üzerinde bir kar fırtınasında yaşamını yitiren gerilla ismi duruyor. Gerilla anısına burada bir çeşme yapılmış. Gece yağmurla birlikte yüksek zirvelere kar düşmüş. Gerillanın izni ile çevrede fotoğraf çekebiliyoruz. Küçük bir köye vardığımızda buradan bir saatlik bir yol kaldığını söylüyor. Genelde gerillanın zaman kavramının farklı olduğunu söylerler. Bir tepe hikayesi vardır ve her gelen aynı durumla karşılaşır. Anlatıldığına göre, gerilla ile yolculuk yaparken, gidilecek yer için gerilla “işte şu tepenin arkasında” dermiş, ama tepeler hiç bitmezmiş. Tepeler aşırıl ama “işte o tepe” hiç gelmezmiş. Gerillaya “bir saat yolumuzun olduğu” doğru mu diye sorduğumda, yeşil yelekli, yaşları 30’u geçmiş, alnında derin bir iz bulunan gerilla “hayır, ben doğru söylüyorum, çünkü ben de aynı sorunu yaşadım” diye karşılık veriyor.

IŞKIN VE CEVİZ AĞAÇLARI

Köyde bir çeşme yakınında kadınlar ekmek yapıyordu. Saç ekmeği… fotoğraf çekmemize izin veriyor. Yanlarında bir keçi yavrusu duruyordu, sevimli mi sevimli. Az ötede yerde yassı taşlar duruyordu. Gerilla buranın bir kimsesizler mezarlığı olduğunu söylüyor. Yamaca doğru çıktığımızda, aşağıdan 70’lik bir kadının sigara içtiğini görüyorum. Yanımdaki gerilla, “yürüdüğümüz bu yolu bu kadın çok kolaylıkla ve bizden hızlı aşar” diyor. Dağ yamaçlarında henüz yeni yeni yeşermeye başlayan meyve ağaçları ve kurumuş ışkınlar göze çarpıyor. Tıpkı bir ışkın tarlası gibi. Her taraf dolu. Gerilla geç kaldığımızı söylüyor. Yeme fırsatı bulamadık. Kurumuşlardı. Sonra etraftaki ceviz ağaçlarını göstererek, bu dağlarda her tür ağacın bulunduğunu söylüyor ve anlatıyor: “Sincaplar bir yerlerden buldukları cevizleri getirip saklıyorlar ve filizleniyor.” Belki de şaka yapıyordu…

KOCA ÇOCUK GURZO

İçinden su geçen bir vadide gölgelik bir noktada durduğumuzda, yanında beyaz tüylü bir köpekle başka bir gerillanın geldiğini gördük. Köpeğin ismi Gurzo. Uzun tüyleri ve yapısına bakıldığında korkulacak bir köpek gibi. Ama gerilla, köpeğin ısırmadığını ve “koca bir çocuk” gibi olduğunu söylüyor. Evet öyleydi. Hemen yanaşarak, okşanmak istediğini belirtir gibi duruyordu. Yol koyulduğumuzda oynamaya başladı tıpkı küçük Panço gibi.

Üçüncü gün öğle saatlerinde gerilla basın merkezine ulaştık. Tarih 9 Mayıs’ı gösteriyordu, saatler öğleye doğru. Güneş tepemizde, yüksek zirvelerde bembeyaz kar ve sis…

BASIN MERKEZİ

Basın merkezinde hummalı bir çalışma göze çarpıyor. Tüm diğer alanlarda olduğu gibi burada da gerilla sürekli yer değiştiriyor. Merkezde basın çalışmaları koordine ediliyor, yazılı ve görsel üretim burada yapılıyor. Ancak sanıldığı gibi kolay değil. Bir internet bağlantısı güvenlik nedeniyle saatlerce uzaklarda sağlanıyor. Rohat isimli bir basın çalışanının kışın internet bağlantısı kurabilmek için defalarca ölümden döndüğü anlatılıyor. Rohat halen de bu işi yapıyor. Fırtınada boğulma tehlikesi, saldırıların onu yıldırmadığı görülüyor. Basın çalışmaları burada kesintisiz büyük bir özveri ile sürdürülüyor.

GERİLLA EKMEK YAPARKEN…

Bir sabah erken saatlerde vadiye inerken elinde su bidonu ile bir gerilla eşliğinde, vadide ağaçların gölgesinde iki gerilla ekmek hazırlığı yapıyordu. Buradan gerillanın küçük bir dere kenarına kurduğu banyo yerine gittik. Bütün noktalar birbirinden uzak. Etrafı duvar ve naylon ile kapalı erkekler banyosunda bir su kazanı ve ısıtmak için soba kurulmuş. Döndüğümüzde bayan gerilla hamur yoğurmaya başlamıştı. Erkek gerilla ısrar etmesine rağmen genç bayan yoğurmaya devam etti. Ateş yakılmış ve su ısıtılmıştı. Una eklenen tuz ve su uğraş isteyen bir yoğurma sonrası kızgın sac üzerinde ekmekler kızarmaya başladı. Kille karıştırılarak üzeri sıvanmış saca tuzlu su serpilerek çatlaması engelleniyordu. Diğer işlerde olduğu gibi ekmek yapımında da sırası gelen fırının başına geçiyor.

Öğle yemeğinde mende otu ile karıştırılmış pirinç pilavı ve soğan sosu servis edildi. Yemeği Pelşin hazırlarken, bulaşıkları Zeynel yıkadı.

Gece olduğunda ay ışığı yıldızlarla kaplı gökyüzünde belirgin. Dışarıda battaniye altında uyumaya çalışırken, biraz yukarıda bayan gerillaların bulunduğu noktada bir şarkı sesi geliyor. Hangi şarkıyı söylediğini seçmeye çalışıyorum ama bir şarkıdan ötekine atlıyordu. Ay ışığı altında geceye düşen şarkı Beritan’ın sesinden geliyordu. Beritan altı yıldır bu dağlarda.

KLASİK MÜZİK

Sabahın ilk ışıkları ile uyandığımda, yamaçta çay ateşi yakılmış sıcak sohbetler başlamıştı. Karşıki dağlardaki karlı zirveler bugün daha belirgindi. Yeni bir güne güneşli ama serin bir havada başladık. Öğle saatlerinde yemek hazırlamaya çalışan Ayhan, müzik eşliğinde kuru fasulyeyi karıştırıyordu. Sipan ile otururken, klasik müzikten bahsediyor Ayhan. “Bir Hard Disk’im olsa klasik müzikle doldururdum” diyor. Mozart ve Vivaldi düşüyor dilinden ve 5 GB’lık klasik müziğinin olduğunu belirtiyor.

PİCASSO

Sonra ***asso’dan bahsediyor. Gernika tablosunun kendisini çok etkilediğini anlatıyor. Bir sanat dergisinde gördüğü ve hayran kaldığı tabloyu anlatırken, Almanların Gernika köyünde yaptığı katliamdan söz ediyor. Ayhan, “Köyü bombalayan Almanlar, ***asso’nun yaptığı resmi görünce çok etkileniyor ve soruyorlar: ‘Kim bu resmi yaptı?’ ***asso’da ‘siz yaptınız’ diye yanıt veriyor” şeklinde anlatıyor.

“Fransız yazar Victor Hugo’nun mezarına bir gül bırak benim yerime” diyen Ayhan, Hollanda’daki Van Gogh Müzesi, Paris’teki Louvre Müzesi ve Versailles şatolarını görmek istediğini söylüyor.

GECE BİR KUŞ ÖTÜYOR

Kulağında bir yandan müzik dinlerken diğer yandan, elindeki defterine şiir yazan Ayhan, “bir kuş” diyerek dikkatleri çektikten sonra anlatıyor: “Her gece saat 1.00’de uyanıyorum. Bir kuş ötüyor, bülbülden daha güzel. Ne olduğunu bilmiyorum, saat 4.00’de kadar ötüyor. Harika!”

Çeşit çeşit ağacın olduğu bu dağlarda, bülbül, saka, baykuş, puhu kuşu, kanarya, kartal, şahin, doğan, kerkenez, atmaca ve keklik ilk göze çarpanlar. Dik yamaçlardaki kayalık yerlerde sürekli keklik sesi geliyor. Gerilla denetimindeki Medya Savunma Alanları’nda hayvan öldürmek yasak. Kimse dokunmuyor. Vejetaryen gerilla sayısı da oldukça fazla. Etli yemeklerden uzak duruyorlar.

SİPAN’IN 98 BİN RESİMLİ ARŞİVİ

Ayhan’ın yanında çay yudumlayan genç Sipan, 98 bin gerilla fotoğrafının olduğu bir arşive sahip olduğunu kaydediyor. Buna ek olarak 300 bilgisayar programı olduğunu anlatıyor. Sipan, çocuk yüzlü, gerillada büyümüş. 13,5 yaşında gerillaya katılmış. Sipan fotoğraf makineleri ve kameralardan uzak duruyor. Bir gerilla onun için “çok yönlü gerilla” diyor. Her elinde bir marifet. Biksi silahını yanı başında tutarken, diğer yandan gerillanın bozulan teknik malzemelerini tamir ediyor, bir çok işe koşturuyor.

KATYUŞA SALDIRISI

14 Mayıs günü bulunduğumuz noktaya yürüyerek saatlerce uzaklıkta bazı noktalara katyuşa saldırısı yapıldığı anlaşılıyordu. İran’ın top ve katyuşalarının sesleri geliyordu. İlkin uçak mı diye kulak kabarttıktan sonra katyuşa saldırısı olduğu gerillalar tarafından dile getirildi. Gerillalara göre sınır hattı yine bombalanıyordu.

Akşam saatlerinde iki genç bayan ellerinde kamera ile bulunduğumuz noktaya geldi. “Ölümden döndük” diyen Çiçek Helen ve Özgür Sever, 12 Mayıs günü bombalanan alanları görüntüledikten sonra dönüş yolunda Kendakol’da İran’ın katyuşa saldırılarına hedef olduklarını söyledi. Katyuşalardan biri içinde bulundukları aracın birkaç metre önüne düşmüş ve bir parçası araca çarpmıştı. Helen ve Sever, aracın hemen viraj yaparak durduğu ve araçtan çıkarak bir vadiye sığındıklarını söylüyordu. Altı katyuşa atılmıştı ve genç kadın gazeteciler kılpayı kurtulmuştu.

KAZAN BOMBALARI

Bir gün sonra iki saat uzaklıktaki Kürt anti mayın örgütü Hawpar’ın bulunduğu noktaya doğru yola çıktık. Zorlu iki yamaç tırmandıktan sonra derin vadilere doğru yol aldık. Güneşin sıcaklığı altında terlesek de yolumuza devam ettik. Yol üzerinde eski bir gerilla kampında kazan bombalarının izleri ile karşılaştık. Evler isabet almamıştı ancak barınakların birkaç metre ön ve arkalarında derin çukurlar oluşmuştu. Küçük dere yanındaki kazan bombasının açtığı derin çukur suyla dolmuş küçük bir göle dönüşmüştü. Az ileride saldırı sonucu devrilen ağaçlar gözümüze çarptı. Biraz etrafa göz gezdirdikten sonra yolumuza devam ettik.

MAYINLI ARAZİLER

Hawpar’dan bir mayıncının ağaç altında serilmiş halı üzerinde oturduğunu gördük. Cano isimli beyaz bir köpek koşarak gerillanın ayağına dolanıp oynamaya başlarken, gözüme tavuklar ilişti. Kalın gövdeli ağacın kenarındaki küçük bir kümeste hareketsiz duran bir tavuk da yumurtluyordu. Bizi karşılayan Hawpar çalışanı Zerdeşt Munzur ile sohbete daldık. Munzur, çalışmaları hakkında bilgi verirken PKK ve bölgedeki köylüler dışında kendilerine destek veren olmadığını belirtiyor. Her ne kadar karşılıksız bir şekilde teknik yetersizliklerle, ellerindeki bir kasatura ile mayın çıkarsalar da büyük bir başarıya imza atmışlar. Geçen yıl en tehlikeli mayınlar olarak tanımlanan 800’e yakın Vanmara mayını çıkarmışlar. Bunun dışında çok sayıda anti personel mayın ve savaş atıklarını etkisiz hale getirmişler. Munzur, bölgenin savaş atıkları ile dolu olduğunu kaydediyor. Elleri ile etraftaki dağları göstererek mayın ile dolu olduğunu söylüyor. Röportajımızı yaptıktan sonra bir saat serin havada kestirdik. Daha sonra Hawparlılarla yemek yiyip, çaylarımızı yudumladıktan sonra tekrar geri döndük.

AZERİ GERİLLA

Mayınlı arazilerden geçiyorduk. Yolda karşılaştığımız Azeri bir gerilla Armanc, Doğu Kürdistan’ın Selmas kentinden dört Azeri arkadaşı ile birlikte gerilla saflarına katıldığını anlattı. Armanc, gerilla içinde kendine güveninin geldiğini belirtirken, İran’da Azeri ve Kürt halkına yönelik baskılara dikkat çekti.

Gerillalar geçtiğimiz yerlerde anti personel mayınlar olduğunu söylüyordu. Yol kenarında bir yerde dinlendiğimiz sırada bir araç, birlikte hareket ettiğim silahlı iki gerillaya getirdikleri bir koyunu teslim etti. Bu sırada yakınlarda bir yerlerde yine katyuşa sesleri geliyordu. Anlaşılan İran saldırılarını bugün de sürdürüyordu. Belindeki Şutik’ını koyunun boynuna dolayarak arkasından süren gerilla ile birlikte yamaçtan aşağıya doğru inerek basın merkezine geri döndük. Akşam üzeriydi, alana ulaşır ulaşmaz koyun hızlı bir şekilde kesildi ve ciğeri ateş üzerine bir kazanda pişirildi.

BU DAĞLARDA HER TÜR AĞAÇ VAR

Medya Savunma Alanları’nda çok sayıda ağaç türü var. Sınırlı bir alan gezildiğinde bile meşe ağacı, söğüt, ceviz ağacı, kavak ağaçları, yabani armut ve elma ağaçları görülebiliyor. Meşe ağaçları doğaya en uyumlu ağaçlar olarak tanımlanıyor. Ayrıca gerillaların anlattığına göre Kizvan olarak adlandırılan ağaç türü, kuşburnu, salkım söğütler, erik ve badem ağaçları da bulunuyor. Bu dağlardaki asırlık çınar ağaçlarını da unutmamak gerekiyor. Yerleşim alanlarına yakın yerlerde nar, incir, kayısı, üzüm asmaları, erik ve dut ağaçları bulunuyor. ‘Kaç’ ağacı daha çok Gare alanında göze çarpıyor. Gare ve özellikle Gabar’daki zeytin ağaçları da gerillanın hafızasından silinmemiş.

KATYUŞANIN VURDUĞU YARALI AĞAÇ

10 Mayıs’tan beri havan, katyuşa ve obüs sesleri geliyor. İran saldırıları gündüz ve gece yaşanıyor. 16 Mayıs günü ateş etrafında oturmuş sohbet ederken, katyuşa seslerinin duyulması üzerine bir gerilla ilginç bir tanıklığını anlattı: “Geçen yıl İran Lolan’a katyuşa saldırısında bulunduğunda bir katyuşa ağaca isabet etmişti. Ağacın dalı kırılmış, katyuşanın bir parçası ağacın gövdesinde kalmıştı. Şarapnel parçası ile yaralanan bir insan gibi. Savaş doğayı da katlediyor.”

Oysa gerilla doğa ile iç içe yaşıyor. Bunu da kır saçlı bir gerilla, “her sabah kuş sesleri ile uyanıyoruz” şeklinde ifade ediyor. Bir diğer gerilla, Xakurke’de Yılan tepesi olarak bilinen bir alanda bir yıl boyunca kaldığını anlatıyor. “Her yer yılanlarla doluydu” diyen genç gerilla, kaldığı süre boyunca yılanların kimseye zarar vermediğini sözlerine ekleyerek, hayvanlara dokunmadıkça onların saldırmadığını anlatmaya çalışıyor.

İSPANYOL MATADORLARI

Akşam olduğunda ay belirginleşiyor, karanlık iyice bastırdığında gökyüzünde bu kez daha az yıldız görünüyordu. Ay parlak ve ağaçlar arasından geceyi aydınlatıyor. Yakında yatmaya hazırlanan üç gerillanın yanına gidiyorum, Doğu Kürdistanlı, başında puşi bulunan orta yaşlı bir gerilla okul anılarını anlatıyordu. Katıla katıla gülüşüyorlar. Genç gerilla Sipan, Güney Kürdistan’ın Süleymaniye kentinde öğrencilerin öğretmenleri nasıl dövdüğünü ve öğrencilerin muzipliklerini anlatıyor. Gülüşmeler gecenin sessizliğine düşüyor.

Artık bir çoğu uykuya çekilmişti. Ay ışığına bakarken uykuya dalmışım. Gece yarısından sonra aniden köpek sesiyle uyandım. Yakınlarda bir tilki garip sesler çıkarıyordu. Geceye bir çığlık gibi düşüyordu tilkinin sessi. Ama korkunç bir sesti. Sabahın ilk ışıkları vurduğunda gerillalar “Rojbaş” sesleri ile uyandı. Bu sabah yumurta vardı. Çaylarımızı yudumlarken gerillalar, ABD’nin Irak’taki uygulamalarından, İspanya’daki matadorlara kadar bir çok konuyu tartıştı. Biri, “en azından boğalara da insanları vurma fırsatı tanındığını” söyleyerek tartışmaya dahil oldu.

BÜYÜK İSKENDER’İN İZLERİ

19 Mayıs sabahı bu kez özel kuvvetlerden olduğu belirtilen iki gerilla ile birlikte dört gerilla ekmek yapıyor. Gerillalar, Zap’ı, Avaşin suyunu, Xakurke’yi anlatıyor. Zap’tan bahsedilirken, ceylanları, keklikleri, zirvelerde dururken ayaklarının altına inen bulutları, güneşin doğuşu ve batışının bu dağlarda ne kadar güzel olduğuna dikkat çekiyor.

Zagros ve Zap’ta halen Büyük İskender’in kalıntıları bulunuyor. Kürt gerillaları on yıllardır bu dağlarda. Daha önce sayısız savaşta da bu dağlar Kürtleri korudu. Büyük İskender bu dağları geçemedi. Gerillanın anlattığına göre Xinere’ye cehennem, Xakurke’ye cennet deniliyor. İskender’in Zagros’ları aşamadığı çok kayıp vererek döndüğünü anlatıyor gerillalar. Bu dağlarda hemen her gerillanın tarih konusunda çeşitli bilgilere sahip olduğuna tanık oluyoruz.

Sonra devam ediyor başına kefiye sarılı bir gerilla; kızıl saçlı, gözlüklü. Elinde bir kitap karıştırıyor. Zagrosları aşamayan Büyük İskender’in Bitlis’e başka bir yoldan gittiğini anlatıyor. Zanyar isimli bir gerilla araya girerek, İskender’in Bitlis’te bir kale yaptırdığını ve halen de kalıntılarının durduğunu kaydediyor. Büyük İskender Bitlis’ten geçerken, bir kale yapılmasını istiyor. Öyle bir kale olmalı ki hiç kimse kaleyi zapt edememeli. Bunun için birini görevlendiriyor. İskender seferden döndüğünde kalesi kendisine açılmıyor. Günlerce saldırıda bulunuyor ancak kaleyi zapt edemiyor. Sonra vazgeçip dönerken kale açılıyor kendisine. Kaleyi yapan kişi, “siz bana zapt edilemez bir kale yapın dediniz. Bu kaleyi Büyük İskender de zapt edemediyse kimse edemez” diyerek kaleyi teslim ediyor. Gerilla böyle anlatıyor. Zagroslarda İskender’in komutanları için rütbelerine göre yaptırdığı mezarların kalıntıları da halen duruyor.

VAN KEDİSİ

Ateş etrafında çayı yudumlarken Rusyalı Şevger isimli gerilla İspanyol müziği dinliyor. Şiirleri ve şarkı sözleri ile de tanınan Şevger’in, gece karanlığında yüzüne fener tutularak çekilmiş görüntüleri de var. Rap, şiir, dengbejlik ve klasik Kürt müziğini karıştırarak mizah yapması eğlenceli anlar yaşatıyor.

20 Mayıs günü yeniden yola koyuluyoruz. Önce anti mayın örgütü Hawpar’a oradan da gerilla hastanesine gidiyoruz. Gerilla jinekologu ve kadın dişçi bizi karşılıyor. Kısa bir görüşme yaptığımızda halka bedava sağlık hizmeti sunduklarını ve halkın çok memnun kaldığını anlatıyor. Bir yandan halkın hangi şikayetlerle geldiğini anlatırken diğer yandan sol tarafımda beyaz bir kedi gözüme çarpıyor. Başını çevirdiğinde Van kedisi olduğunu anlıyorum. Van kedisinin Van bölgesi dışında yaşayamayacağı öne sürülüyor ancak bu kedi 2005 yılında bu yana gerilla alanlarında yaşıyor.

İKİ YANI MAYINLI SADDAM HATTI

Doktor gerillalarla kısa bir süre kaldıktan sonra yeniden yola koyulduk. Bana Delil eşlik ediyordu. Bir yamacı tırmandıktan sonra kendimizi Saddam hattında bulduk. İran-Irak savaşı döneminde burası Saddam’ın bir cephesi olarak kullanılmış. Düz bir patikadan ilerliyoruz. Her iki yanı mayınlı. Kazılan mevzinin izleri ise halen duruyor.

Yol boyunca uçak savar mermileri, boş kovanlar, en az 20 yıl öncesine ait asker kaskları, şarapnel parçaları ile karşılaşıyoruz. Her taraf savaş atıkları ile dolu. Paslanmış mermiler etrafa saçılmış. Savaşın burada çok şiddetli geçtiği anlaşılıyor. Bir köylü daha önce burada herkese ait mayınlar ve silahlar olduğunu söylemişti.

RAMAZAN CEPHESİ SİNİNE BOĞAZINDA

Daha öncesinde geçtiğimiz Sinine boğazını hatırlıyorum. İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad’ın İran-Irak savaşı döneminde komutanlığını yaptığı Ramazan Cehpesi’nin savaşı burada geçmişti. Ali Malatya, bu savaşı anlatırken kazanan olmadığını ve çok şiddetli geçtiğini söylüyor. Bir tarafta Saddam’ın askerleri, diğer tarafta Ahmedinecad’ın ordusu şiddetli bir çatışmaya tutuşuyor. Halen Sinine boğazında savaşın izleri duruyor. Bu savaş sonucunda sınır en son Xinere ve Gadare arasında belirleniyor. Küçük bir alan İran’ın elinde kalıyor, orası da Gadare. Savaştan geriye, savaş atıkları ve mayınlar kalmış. Mart sonunda bir kadın ışkın toplarken mayına basarak yaralanmıştı. Kebir isimli bir çoban da 14 Mart’ta yine aynı bölgede mayına basarak yaralanmıştı. 15-16 yaşlarındaki Kebir’in bir bacağı kopmuştu. İran-Irak savaşından kalma mayınlardan dolayı Nisan ayında Welat isimli bir gerilla da Xakurke bölgesinde yaralanmıştı. Basra’ya kadar sınır hattı mayınlarla kaplı. Mayınların ömrü 40 yıla kadar varabiliyor.

Savaşın şiddeti, asker cenazelerinden kalma kemikler, miğferlerden de anlaşılıyor. Hangi koşullarda öldükleri bilinmiyor. Kimi soğuktan donmuş, kimi çatışmalarda öldükten sonra buralarda bırakılmış. Kandil’de de mayınlar var ve savaşlar olmuş. Ama İran-Irak arasındaki en şiddetli çatışmalar Xinere alanında oluyor. Kandil o zamanlar peşmergelerin denetimindeydi. Sinine Xinere’de yer alan bir boğaz. İran-Irak savaşı döneminde bu boğaz Şex Reşid’e aitti. Ali Malatya’nın anlattığına göre 1960’lı yıllardan beri bölgede olan Şex Reşid kendisine bağlı bir milis gücü oluşturmuş. Bin 500 civarında silahlı gücü varmış. Savaş sırasında Irak ile işbirliği yaparak İran’a karşı savaşmış. Bu nedenle Caş (korucu) diyorlar Şex Reşid ve ona bağlı güçlere. Barzanileri sevmiyor ve Şex Reşid’in bölgeye hakimiyetinden dolayı peşmergeler de buralara yanaşamıyor. Ancak geceleri hareket edebiliyorlar. Barzanileri kafirlikle suçlayan bu milis veya korucu gücün Güneylilerle tam olarak çelişkileri neye dayandığına dair kesin bir bilgiye ulaşamadık.

BERJİN’İN MACERALARI

Saddam hattında ilerlerken bu kez gerilla Berjin’in söyledikleri canlanıyor hafızamda. Buraların savaş atıkları ve cesetlerle dolu olduğunu söylemiştik. Berjin’in söyledikleri de geçmişte yaşanan savaşların dehşetini gösteriyor. Berjin maceracı biri olduğunu söylüyordu. Kandil’de Zergele bölgesinde merakından dolayı bir taşı kaldırdığında içinde üç kişiye ait cesede rastlıyor. Herhangi bir kıyafet izine rastlamıyor ama biri büyük biri orta, biri de çocuk üç kişiye ait ceset olduğunu söylüyor. Sonra taşı tekrar örtüyor ama açtığında dehşete kapılarak korktuğunu da söylemekten alamıyor kendini.

Bir keresinde de bir yeri eşmeye başlıyor. Az bir şey kazdıktan sonra derin ve dolambaçlı bir mağara çıkıyor. Biraz ilerliyor ama karanlık olduğu için ürküyor yeniden karşısında cesetler çıkabilir diye. ‘Belki bir define bulurum diye kazımıştım’ diyerek gülümsüyor. Yaşadıkları bununla da sınırlı değil. Özellikle Zergele’de her mevzi kazıldığında insan kemikleri ile karşılaştıklarını ve işi yarıda bıraktıklarını anlatıyor. Bir akşam kazılan bir çukura düşüyor insanlara ait kalıntılar üzerine ve bağırıyor: “Çıkarın beni buradan”.

HAYAL GİBİ SU, LOLAN

HPG’ye ait bir karargaha ulaştığımızda karanlık çökmeye başlamıştı. Akşam uykuya geçtik. Kamp yok. Diğer noktalarda olduğu gibi gerillalar dışarıda yatıyor ve sürekli yer değiştiriyor. Gece 22.00-23.00 arasında keşif uçuşları yapılıyor. 21 Mayıs saat 4.00’te “Rojbaş” sesleri ile uyandıktan sonra 1,5 saatlik bir yola koyulduk. Lolan suyu boyunca yürüyorduk. Hayal gibi, yeşil suları nehir genişçe akıyordu vadiler arasında. Yer yer büyük kayalara çarparken, kimi noktalarda gök gürültüsü gibi sesler çıkarıyordu.

Yeni savaşçılar alanına ulaştığımızda, sağımızda tek sıra halinde ellerinde silahları ile bir grup gerillanın sesleri dikkatimizi çekti. “Öcalan em qurban” şeklinde slogan atarak gelen grup daha önce belirlenmiş bir alanda toplandılar. Orada onları bekleyen diğer genç gerilla grubu da yerlerini almıştı. Kürdistan’ın dört parçasında gelen gerilla adayları, hazırlanan bir masaya ellerini koyarak Kürtçe yemin ettikten sonra gerilla olmak için ilk eğitimlerine başlamanın heyecanını yaşıyordu. Yemin töreninden sonra yemek bölümüne geçtiğimizde karşılaştığımız şelale büyüledi. Güneşin kavurucu sıcaklığında böylesine bir ortamla karşılaşmak ferahlattı.

‘BÜYÜKANIT’I HARARET BASTI’

Yemek yedikten bir süre sonra yeni savaşçılar için moral etkinliği başladı. Ağaçlarla kaplı bir yamaçta yeni savaşçıların kendi aralarında hazırladığı koro, müzikten sonra skeç gösterisi yapıldı. En beğenileni Diyarbakırlı “Qırıx”ların oyunu oldu. Ortada oturan genç gerilla adayı plastik bidonu enstrüman olarak kullanırken, diğer üç oyuncu da ellerinde bıçaklarla etrafında tur atıyordu. Sonra başlıyordu tekerlemeler: “Masa üstünde testi, testi elimi kesti, Zap direnişinden Büyükanıt’ı hararet basti”, “İki tahta arasi, Büyükanıt’a hançer yarasi, söyleyin Büyükanıt’a geliyor hançer yarasi”,

Bu arada yemek ve skeç sırasında meydana gelen iki patlamayı hatırlatmak gerekiyor. Şiddetli patlamaları sorduğumda TNT ile sığınak çalışmalarının yapıtlığını anlattılar. Yeni savaşçılardan ayrıldığımızda bu kez sıcak bastırınca Lolan suyuna yüzmekte bulduk çareyi.

Daha sonra zorlu bir yamacı tırmandıktan sonra “Alamut” olarak adlandırılan bir kayalığa ulaştık. Terden sırılsıklam olmuştuk. Geceyi kayalıklarda açılan dolambaçlı derin bir sığınakta geçirdik. Piro isimli gerilla patlamayan bir kazan bombasının görüntülerini gösterdi. Üç metre kadar büyüklüğünde dev bir bomba. Gerillalar teknik malzemeden yoksun, ellerindeki testere ile kazan bombasını ikiye bölüyor ve içindeki TNT’yi çıkarıyordu. 425 kilogram kadar TNT dev bombadan çıkarılmıştı. Piro bir kaleşnikov mermiyi göstererek, “Bak bu kazan bombası, metrelerce büyüklükte ve bu da küçücük bir mermi. Adaletiniz bu mu?” diyerek espri yapıyor.

TÜRKİYE SINIRI

Sabah olduğunda Türkiye sınırındaydık. Etraf daha iyi görünüyordu. Uzaklarda bir karakol göze çarpıyordu. Dağlar yükseldikçe yükseliyor, zirvelerde halen karlar erimemiş. Gözümüze Govend dağı ilişiyor. Bezele karakolunun çok uzakta olmadığını söylüyor gerillalar. 8 Mayıs’ta kalabalık bir grup Bezele karakolunu yerle bir etmişti.

Yol üstünde bir ağacın altında durduk. Dut ağacıydı. Altından çıkıp ağaca tırmanarak henüz tam olmamış dutları yemeye başladık. Dört kişiydik. Biri gerilla, ikisi Kürdistan Aydınlanma Birliği basın çalışanları. Bana eşlik ediyorlardı.

HAYATTA KALMAK

Farklı bir gerilla noktasına ulaştığımızda Jiyan isimli kadın bir gerilla karşıladı. Bakışlarında bir derinlik vardı. Sorduğumda Kuzey’e (Kuzey Kürdistan) gitmek istediğini söylüyordu. Çok sayıda arkadaşı çatışmalarda yaşamını yitirmişti. “Hayatta kalmak” diyordu: “İnadına hayatta kalmak”. Defalarca ölümü en yakınında hissettiği anda yeniden ayağa kalktığını anlatıyordu.

Haber için alanda görüşmelerimizi yaptıktan sonra yeniden yola koyularak saatlerce uzaktaki gerilla terzisine ulaştık. Bu dağlarda gerillalar hep yer değiştiriyor. Eski kamplar boşalmış. Terzi bile çalışmalarını bu koşullar altında sürdürüyor. İlk göz çarpan kamufle edilmiş bir çadır oldu. İçerde beş dikiş makinesi gerilla kıyafetleri yapılıyordu.

ATEŞ BÖCEKLERİ VE GERİLLA EZGİSİ

Xakurke terzihanesindeydik. Günde en az yedi takım gerilla kıyafeti dikiyorlardı. Yelek, gömlek ve şalvardan oluşuyordu. İçerde yaşamını yitiren gerilla resimleri, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın resimleri ve PKK bayrakları vardı. Çadır iki bölümde oluşuyordu. Birinde dikiş makineleri gün boyunca aralıksız çalışırken, kapalı diğer alanda ölçüler alınıyordu.

Bir de Cesi isimli küçük bir köpek vardı dışarıda. Buradan suya giderek yüzdükten sonra geri geldiğimizde karanlığın çökmesi ile birlikte bir yamaçta uyumak için hazırlandık. Gökyüzü bulutsuz ve yıldızlarla kaplıydı. Kayan yıldızları izliyorduk. Yıldızların yanı sıra uydular da gök yüzünde gerilla alanlarını izliyordu.

Birden yanı başımızdan ateş böcekleri geçmeye başladı. Birkaç tur attıktan sonra kayboldu. Yıldızlara bakarken göz kapaklarım ağırlaşıyordu. Beş kişi aynı yerde yatıyorduk, diğer dördü dağılmıştı araziye. Sol başta dokunaklı bir ses Kürtçe şarkı söylemeye başladı: “Ere Le le… Lo Miho…” Gerilla Cahit’ti söyleyen. Yanık bir sesi vardı.

Bölgede bir haftalık yürüyüşten sonra zaman zaman gelen İran top atışlarının sesleri altında geri dönüş yoluna koyulduk. Dört saat aralıksız güneş sıcağında yürüdük. Bu kez sadece bir kişi vardı yanımda. Gittiğiz her noktada gerillanın tedbirli olduğunu gördük. Sıkı bir hazırlık vardı. Her an saldırıya hazırlıklıydılar. Ağır silahlar tepelere konuşlandırılmış. Zaman zaman kaleşnikoflar da nişan ayarları yapılmak için ateşleniyordu bazı noktalarda. Sık sık silah temizlikleri de göze çarpıyordu. Bir gerilla bu dağlar için bölgede hayvanlarını otlatmaya çıkaran bir köylünün Medya Savunma Alanları için yaptığı tanıma dikkat çekiyordu. Her ülkenin bir Kürdistan’ı vardı: Türkiye Kürdistan’ı, İran Kürdistan’ı, Irak Kürdistan’ı ve Suriye Kürdistan’ı. Burası ise köylüye göre Kürtlerin Kürdistan’ıydı.

SAĞ ELİN SOL ELE TAHAKKÜMÜ

Mayıs ayı sonuna doğru kadın hareketinin ideolojik kanadı PAJK’ın alanına gidiyoruz. Saatlerce yürüyüşten sonra alana ulaştığımızda kadın gerillaların eğitim halinde olduğunu gördük. Bir kadın gerilla bize çay ısmarladıktan sonra bekledik toplantını bitmesini. Öğle saatleriydi. Toplantı sona erdikten sonra tek tek tokalaştılar. Yemek sırasında kadın gerillaların sol elle yemek yemeye çalıştığını gördüm. Bu yönlü tartışma da başlamıştı. Sağ elin sol ele tahakküm uyguladığı tartışması yürütülürken erkek egemenlikli zihniyetle açıklanıyordu. Bunun sistemli bir şekilde uygulandığı düşünülüyordu. Eğitim programında ilk toplumlar, yaşam biçimleri, ilk cinsel kırılma ve günümüze kadar yaşanan evreler değerlendiriliyor. Son olarak bir toplum modeli oluşturulmaya çalışılıyor.

“UÇAKLAR NE ZAMAN GELİYOR”

29 Mayıs günü bir köyden geçerken keçi sağan kadınlar soruyor: “Uçaklar ne zaman gelecek”. Biraz oturup sohbet ettikten sonra bu kez vadiye iniyoruz. Üç çocuk oğlakların başında beklerken ateş üzerinde çay demlemeye çalışıyordu. Bizi görünce hemen yanaşıp selam verdiler.

Onlar da aynı soruyu sordu: “Uçaklar ne zaman geliyor”. Bilmiyorduk. Çocuklardan birinin adı Kurdo, biri de Ömer’di. Her ikisi de Kendakol katliamını 9 yaşında yaşamışlardı. Kurdo, Kendakol katliamında 3 aile ferdini kaybettiğini anlatıyordu. O anı çok iyi hatırladığını söylerken, çok korktuğunu belirtiyordu.

Çocukları bırakıp bir yamaca doğru çıktığımızda uçak sesleri gelmeye başladı. “Uçaklar ne zaman geliyor” diye tedirgin bekleyen kadın ve çocukları düşündük. Her üç çocuk oğlakları bırakarak köye doğru kaçmışlardı.

BOMBALANAN YERLEŞİM ALANLARI

Yarım saat sonra uçakların sesleri geldi. Kötü bir tesadüftü. Saat 11.00 ile 12.40 arasında Xinere ve Xakurke alanında bir çok yer bombalandı. Bombalardan biri korunmak için gizlendiğimiz alanın karşısına düşmüştü. Bu anı görüntüledik. Çevrede en az 9 patlama sesi duyduk. Bir çoğu Kazan bombalarıydı. Uçakların durmasından sonra bombalanan yere gittiğimizde köylülerin araçları ile kaçıştığına tanık olduk.

Bombalanan yerlerden biri Sidekan’a bağlı Birikim köyünün çevresiydi. Saldırı sırasında bölgede en az 100 zom bulunuyordu. Köylüler hayvanlarını otlatmak için yaylalara çıkmıştı. Saldırı sırasında panikleyerek araçlarına atlayıp korunaklı alanlara doğru hızla uzaklaştılar. Türk saldırılarının yanırısıra İran saldırıları hemen her gün yapılıyor. Sınır hattındaki yaylalar ve köyler top atışlarının hedefi oluyor. Bu nedenle Türk ve İran saldırılarında en fazla zarar görenler köylüler oluyor. Ekonomik olarak ağır zararlara uğruyor. Yoksul halk tek geçim kaynakları olan hayvancılığı da yapamaz hale geldiler. Bir çoğu dağlardan inerek hayvanlarını satmak zorunda kaldılar. Hayvanlarını otlatmak için yaylaya çıkan bir aile, yaşadıkları zorlukları anlatıyor. Nisret isimli yaşlı kadın, “Allah Kürtlerin yardımcısı olsun” diyerek saldırı karşısındaki çaresizliklerini dile getiriyor.

“KAZAN DEYİN”

Bombalanan alana ulaştığımızda boşaltılmış birkaç ev yerle bir olmuştu. İki kazan bombası yerde derin çukurlar açmıştı. Basıncın etkisiyle yamaçlardaki ağaçlar da kırılmıştı. Evlerde taş üstünde taş kalmamıştı. Benzin bidonları sağa sola fırlamış, parçalanmışlardı. Evin duvarları yıkılmış ağaçlar devrilmiş, bazıları basıncın etkisiyle metrelerce uzağa düşmüştü.

Gerilla saldırılara karşı tedbirliydi. Nitekim son saldırıdan önce de uçak sesleri duyulur duyulmaz zaten hareketli olan gerillalar korunaklı alanlarda yerlerini almıştı. Uçaklar görünmüyordu. Ama gerillanın bombardıman sırasındaki yüksek morali de gözlerden kaçmıyordu. Bir yandan atılan tonluk bomba sesleri gelirken yanı başımdaki kadın gerillalardan biri eline fotoğraf makinesini alarak, “Kazan deyin” (Gülümseyin) diyerek o anı fotoğraf karesine yerleştirdi… Gerillalarla vedalaşırken hepsi teker teker sıcak bir gülümsemeyle veda etti. Geriye kazan bombaları ve güdümlü füzelerin gölgesinde çekilmiş resim kareleri kaldı… Ancak gerilla yürüyüşü bu dağlarda soluksuz devam ediyor…

"İnsanların varlığını belirleyen şey,
onların bilinçleri değildir; tam tersine,
onların bilincini belirleyen, toplumsal varlıklarıdır."
musto isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks
Etiketler
ay…, bir, gerilla, ile



Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cvpl Son Mesaj
Gerilla ile bir ay… Hack_ZaZa Gerilladan yazılar ve Anilari 0 12-14-2008 11:58
Ne düşünüyorsun…Eylül’ü düşünüyorum… Free Kurd Hikayeler, Denemeler 0 10-09-2008 02:25


WEZ Format +2. Şuan Saat: 23:22.

Bu sitede yayinlanan program ve içerikler tamamen tanıtım amaçlı olup yayıncı yada hak sahibi isteği doğrultusunda paylasimdan kaldırılır.Lütfen info@jiyan-board.com mail adresinden bizimle irtibata geçiniz.Dosyalar alıntı olup sunucumuzda barındırılmaz.Lütfen Kullanıcı sözleşmesini tekrar gözden geçiriniz.Sitemiz dışındaki linklerden sitemiz sorumlu değildir.
Site Öz Geçmişimiz : jiyanboard.com jiyanboard.net jiyanboard.org jiyanboard.de jiyanname.de jiyan-board.com jiyan-board.org jiyan-board.net
Design By: JB-Team
Powered by JBulletin® Jiyan-Board Version
Copyright ©2007 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
Kurd Top List Submit website

ROJACIWAN | HPG-ONLINE | CMG-TEAM | EVINDARIM.ORG | CAVEN JIYAN | BIZEKALAN.NET | KURD WEBMASTER | TAK |