|
Jiyan-Board
|
|||||||
| Kayıt ol | Cezalilar | Tüm Albümler | Roj Tv Zindi | Üye Listesi | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
|
||
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) | ||||||||
|
Banned
Üyelik tarihi: Sep 2008
Üye No: 34
Mesajlar: 513
Konular: 430
Referanslari: 7
Arkadaslari: (6)
Nerden: KURDİSTAN
Meslek: KURDİSTAN
Interests: KURDİSTAN
Biyografi: KURDİSTAN
Yaş: 28
Kullandigi Tesekkür: 31 Aldigi Tesekkürler: 145
REP Gücü Puanı: 0
Aldigi REP Puani: 0 ![]() Son Aktivitesi: 02-02-2010 :
16:24
Toplam Online Süresi: 1 Hafta 13 Saat 27 Dakika 24 Saniye
|
![]() “Bizim bir Türk arkadaş vardı. Ailesi gerillayı çok tanımıyor. Bu arkadaş ailesini aradı. Babası ‘oğlum ne yersin ne içersin’ diye soruyor. Arkadaş ise ‘baba bize halk bakıyor’ diyor. Babası da ‘oğlum sen bu halkın davarını mı güdüyorsun, çobanlık mı yapıyorsun. Bu halk sana niye baksın’ diyor. Onun algısı öyle. Halk niye boş boş beslesin şeklinde düşünüyor babası. Ama gerçekten halkımız bakıyor bize.” Bu yıl yapılan Munzur Festivali için Dersim’deyiz. Dersimli olmama rağmen ancak 29 yıl sonra memleketimin topraklarına ayak bastım. Buraya ilk 1999 yılında geldim. Çocukken geldiğim 2 seferi saymazsak. Saymayalım da. Ve çok şükür ondan sonra çok kere geliş-gidişlerimiz olacaktı. Dersim’in kışına ve yazına tanıklık edecek, karlı zaman diliminde Düzgün Baba’ya bile tırmanacaktık. Kar yağışında romantizmi tepeden tırnağa yaşayacaktım. Karakoldan habersiz çıktığımız için tepemizde daireler çizecek olan helikopterin farkında olmadan coğrafyada kaybolup gidecektik. Ve her yolculuk, bir sonraki gelişimizin müjdecisiydi. Gecenin geç saatlerinde, arabayla yolculuk ederken, müzik son sesinde vadide yankılanırken, farların aydınlattığı puşuli insanları görecek ve ‘işte galiba hevaller’ demeye kalmadan kara yüzlü, kara renkli insanları görünce içimizden sunturlu küfürler savuracaktık. Leş-kerler, sonrasında sessizliğe bürünecektik. Umarız kötü bir şey olmaz. Ummaktan başka elimizden gelen bir şey olmayacaktı. Dersim, nazlı, edalı, yaralı ve hırçın. Munzur, Fırat’a kavuşmanın coşkusu içinde. Sanki acelesi var, bir yere yetişmenin telaşı içinde. Asi ve direngen. Sizde duydunuz değil mi? Üzerine barajlar yapacaklar, asiliğini ve Fırat’a kavuşmasını engellemek için. Dicle’ye benzetecekler. Dinginleştirecekler. Legalimizde, illegalimizde sessiz, tevekkül içindeler. Tevekkül Dersim. Duygularımız öylesine yoğun ki. Sahi duyguların tarihi var mıdır bizi böylesine tatlı bir hüzne büründüren, direngen kılan ve sevdalı düşlere, romantizme sürükleyen... Bu yılı farklı kılan ise, yoldaşlarla buluşma arzumuzdu. Haklarında yazılar okuduğumuz, ekran karşısında izlediğimiz hevallerimize o kadar yakın ve bir o kadar da uzağız işte. Umudumuz, cihan parçaları Arif’çe... Sıcak çayın eşliğinde sohbet edeceğiz. Seviniyoruz. İtiraf edelimki heyecanlı değiliz. Ki, yoldaşlarımızda bu rahatlığımıza şaşıracaklardı. Bir arkadaşımıza, dostumuza gider gibiyiz. Munzur kenarında oturmuş, bizi almaya gelecek arkadaşı bekliyoruz. Beklemekten nefret ederiz, ama yapacak bir şey yok. Bu arada beklerken arkadaşlarla karşılaşıyoruz. Amed’den gelmişler. Yüzmeye gelmişler. Sohbet faslı ve vedalaşma. Saat ilerliyor. Karnımızın acıktığını hissediyoruz. Saat ilerliyor, gün ışığı yerini karanlığa bırakacak birazdan. Yemek söylüyoruz derken yemeğin ortasında bize eşlik edecek olan arkadaş geldi. Sakin bir şekilde yemeğimize devam edip, bitiriyoruz. Arabaya binip arkadaşın tarif ettiği yöne doğru direksiyonu kırıyoruz. Bir yere uğrayıp, kısa konaklamadan sonra sayımız dörde çıkıyor. Direksiyonu arabaya yeni binen arkadaşa bırakıp arkadaki yerimi alıyorum. Karanlık bastırdı. Karanlık hakim. Arabamızım farları aydınlatıyor. Bilir misiniz? Dersim’de yıldızlar öyle yakın ki elinizi uzatsanız tutacaksınız. O anda, zaman sonsuz bir kavramdır. “Zaman karanlığın tuzağıdır” diyordu Mani. Halt ettmiş işte. Biz o anda aydınlığa yol alıyorduk. Bir süre yol aldıktan sonra arabayı durdurup, ‘arkadaşlar burada oturalım’ dediler. Oturalım dedikleri yer ise mezarlığın yanıbaşıydı. Ax be Mani, dediğin doğruydu işte! Ahmet Altan yazmıştı; ”Hayat ve ölüm iki küçük çocuk gibi oturur yanımda” diye. ”Hayat, ölüm, gerilla, heval, Munzur, ada, aşk, tutku, halk, umut” duygularıydı o an tellendirdiğimiz. Sigaralar eşliğinde ne çok şey geçmişti aklımda. O kısa ve bir o kadar da uzun zaman diliminde. Sahi duyguların tarihi var mı? Okuduğum bu söz saplandı kaldı bende. Aşk, duygu, yitik ülke, sevdalı çocuklar, talebe (Dersimliler gerillalara genel olarak talebe der), halk, yalnızlık, Munzur, ada… Böyle dedi Adalı; ”Ülkem kadar yalnız, halkım kadar kimsesizim.” Aşk, tutku ve halkımın yazgısı… Birazdan Adalı’nın yoldaşlarıyla buluşacağız. O zaman değil de, sonradan dank etti beynime. Mezarlığın yanıbaşında bekliyorduk. Cumhuriyet gazetesinin 1930’lu yıllarda Kürt İsyanları sonucunda, çizdiği Agirî İsyanı karikatürü geldi aklıma. Kürdistan, ölü bir insan gibi mezara konmuştu. Kürdistan bir mezarlıktı. Altta galiba şöyle yazıyordu: Meftun Kürdistan hayali burada yatmaktadır. Bizler sırtımızı mezara dönmüş bir şekilde otururken, hevallerimiz 3 kişiydiler, mezarlık içinden arkamızda belirmiştiler. Tarihin ironisi.. Evet bu tarihin bir ironisiydi. Sonrası da var. Çaylar eşliğinde yapılan sohbet. Ayrılmak istemedik. Galiba hevaller de ayrılmayı istemediler. Tekrar buluşmak üzere ayrıldık. Ve aşağıdaki söyleşi çıktı ortaya: ‘Dersim ve Amed kalbin kuzeyidir’ Şiyar Dersim, 12 yıldır gerilla, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. Hala Dersim’de gerilla. Dersim’de çok güçlü eylemler yapıldı. Burası önemli bir saha. Neden? Dersim’de hem Kürdistan tarihi açısından hem de mücadele tarihimiz açısından her zaman çok farklı, özgün eylemlilikler olmuştur. Önceden de süreci etkileyebilecek, süreci ileriye götürebilecek, örgütsel ve halk değerleri açısından önemli kazanımlar yaratabilecek eylemler gerçekleştirildi. Tarz haline geldi sonradan. Örgüt yaşamımızda önemli bir etkisi olan Zilan arkadaşın eylemi burada gerçekleşti. Örgütün temel gücü ve özü haline geldi. Sonrasında da Dersim’in kendi özgünlüğüne göre fedai eylemlilikler oldu. Mesela Dersim’in Türkiye kapısı olmasından kaynaklı, halk değerlerinin çok farklı olması nedeniyle gerilla gücümüzün, algılayışının sonucu olarak, ortaya çıktı. Bu anlamda örgütsel açıdan çok rol biçiliyor gerillaya, Türkiye kapısı olması anlamında, Karadeniz ve Koçgiri’ye açılım sahası olması açısından da rol biçiliyor. Dersim’in diğer özgün yanı ise Kürdistan’a model oluşturacak bir alan olmasıdır. Kürdistan’a model olacak derken, nasıl bir modeli kastediyorsunuz? Önderliğimiz, Dersim’e demokratik konfederalizmin özünü yansıtmak gerektiğini belirtiyor. Dersim’in kendi iç yapısı, Dersim’in özelliklerini ve değer yargılarını kendisiyle özdeşleştirdiğinden bahsetmişti Önderliğimiz. Bu özelliğinin yanısıra Türkiye’ye geçiş anlamında köprü olmasının avantajları ve bunu diğer alanlara yansıtması açısından da bir özgünlüğe sahip. Bunları bir bütünsellik içerisinde ele aldığımızda, Dersim’in Kürdistan tarihinde çok farklı açılımlar yaratabilme gibi bir misyona sahip olduğu görülmektedir. Dolayısıyla bir model oluşturmaktadır. Gerillanın kalbi Botan’dır. Ancak Dersim de kalbin kuzeyini teşkil ediyor. Dersim ve Amed kalbin kuzeyidir. Dersim neden bu kadar farklı bir önem arz ediyor? Dersim’i, orjinalitesi, farklılıkları bir çekim merkezi haline getiriyor. Güney’de de gerillanın buraya yönelik istemi fazlaydı. Burada gerillacılık yapma istemi fazla. Dersim, Kürdistan’da gerilla için en elverişli coğrafyalardan biridir. Gerillayı besleyebilecek olanağa sahip. Halkı kendisine dayanak yapma anlamında da önemli bir düzey yaratılmış burada. Burada koruculuğun, iç ihanetin olmaması önemlidir. Bu da bir etken. Devrimci romantizmin etkisi de var tabii. AKP bunu fark etmiş olacak ki Dersimlileri de koruculaştırmak için paketler hazırladı. Bu paketler tutar mı? Dersim’de bunlar çok tutmaz. Çünkü maddi zemini yok. Kültürel yapının etkisi var. Geçmişten gelen böyle bir alışkanlık yok. Dersim’de, kimse silaha çok erken sarılmaz. Aleviliğin getirdiği bir kültür var. Halkın insani değerleri ön planda. Bir diğer şey de devlet tepkisi çok fazla. Sürekli geri planda kalma, sistem içinde kendine yer bulamamış, katliamların getirmiş olduğu ensağcısında bile devletle kendi arasındaki mesafeyi koruma yaklaşımı var. Bu açıdan devlet dendiğinde hemen bir alerji oluşur. O nedenle bu tür şeylerin burada yerleştirilmesi zordur. Devlet karşıtlığı dediniz. Bunu biraz açar mısınız? Sadece hükümetlerle ilgili bir durum değil. Tarihsel noktaları var. Geçmişten beri süregelen bir durum. Mevcut sistemle sürekli çelişkili bir durum yaşanmıştır. Hem Alevilik’ten kaynaklı hem de Dersim’in coğrafyasının, kendisini dışarıya kapatmasından kaynaklı ve yüzyıllarca böyle yaşıyor olmasından kaynaklı. Böylesine tarihsel bir bağ var. Tarihsel bağın getirmiş olduğu karşıtlıklar daha fazla. Bir nevi genetik bir şey. Bu karşıtlığın, tepkinin erkenden kendini PKK hareketine yaklaştırması bundan. PKK, Dersim ve Urfa gibi yerlerden kendine çıkış noktaları yaratmıştır. Dersim’de devrimci bir geleneğin olması nedeniyle PKK’nin zemin bulması önemlidir. Güçlü bağlar yaratıldığı ve direnişle temas iyi sağlandığından dolayı, erkenden gelişebilecek, bu mücadeleyi süreklileştirebilecek, yaygınlaştırabilecek bir ortam oluşabilir. Zemin açısından uygun bir yer. Biraz da devrimci romantizmi konuşalım. Dersim nasıl bir romantizm yaratıyor? Zor bir soru. Bazı şeyler var, yaşanılır. Yazıda, sözde karşılığını bulamaz. Devrimci romantizm de öyle bir şey. Herşeyden önce gerillanın yaşamında bu var. Duygusal anlamda gerillanın yaşayabileceği boşluğu dolduruyor. Maneviyatı zayıflamış bir gerillacılık olamaz. Gerilla bir duyguyu dolu dolu yaşayan kişidir. Bir anda çok büyük direnişlerle karşılaşıyorsun. Belki sivil bir insanın yüz yılda, tüm yaşamı boyunca karşılaşamayacağı bir şeyi bir günde, bir saatte yaşıyorsun. Çok saf, çok temiz, çok özlü değerlere şahit olduğun için o bir anlamda senin romantizmini, maneviyatını besliyor. Bu beslenme ile duyguların saf, yalın yaşanması var. Bir de buna ideolojik güç de eklenince, ortaya çıkan enerji gerillayı yürütüyor. Dağ başında, meşe altında, uzay çağında bir kleşle yaşamasını sağlayabiliyor bunlar. O açıdan bir nevi bu şeyleri, Che yarattı. Che, hala gizemli bir güçtür. Hem bizler hem de onun düşmanları açısından da böyle. Onun yarattığı bir geleneği, biz de an be an yaşıyoruz, görüyoruz, öğreniyoruz. Anlıyoruz ki o ruh, maneviyat bizi etkileyen bir güçtür. Gerillacılığın yaratmış olduğu duygusal, manevi gücü daha güçlü şeylerle de beslediğin zaman yaşamda daha enerjik oluyorsun. Yaşam karşısında direnişçi kılıyor bu güç. Daha fazla işine sarılıyorsun. Çok büyük bir teşvik edici güç. Dağda herhangi bir duygu, gerillada çok saf bir şekilde karşına çıkıyor. Boyanmadan, kirliliğe bulaşmadan karşına çıkıyor, direk çıkıyor. Sivil yaşamda öyle değil, birçok şey bulaşıyor ve sen bu duyguyu tanıyamıyorsun. Dağda öyle değil. Direnişi, açlığı, ihaneti, sevgiyi görüyorsun. 24 saat birlikte olduğun, birlikte aynı tastan yemek yediğin arkadaşını bir an sonra toprağa veriyorsun. Kısa anlarda çok şey yaşıyorsun. Bunların hepsi devrimci romantizmi besliyor. Gerillanın maneviyatı çok etkileyici. Gerillada yaşananlar edebiyata çok yansımıyor. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Evet yetersiz. Onca şey yaşanıyor ama bunlar yeterince yansımıyor edebiyata. O kadar olağanüstü şeyler yaşıyorsun ki, bunları söze dökmek zor oluyor. Duygu ve düşüncede yaşanan derinliği söze dökmek zor oluyor. Birlikte çok şey yaşadıkları ve şehit düşen arkadaşları hakkında bile iki kelime yazmakta zorlanırlar. Bu derinlik bir anlamda insanın elini kolunu bağlıyor. Biraz da doğal bir durum bu. Çok fazla yoğunluk var. Ayrıca yazacağı birçok şeyin o ana karşılık veremeyeceğini düşünür. O anın karşısında eziktir. Kimi arkadaş, çıkarcı pozisyona düşmekten korkar. Bir yazıyla rahatlama yolunu seçmez. Zaten edebiyat zorlamayla olmaz. İçinden gelenleri kaleme dökmen için rahat olman lazım. Dıştan zorlamayla da olmaz edebiyat. Bu yönlü Güney sahasında belli çabalar var tabii ki. Ama bu da yeterli değil. Devrimimizde birçok şey içiçe yürütüldüğü için bunları sistematik bir şekilde yürütmek zor oluyor. Peki nasıl besleniyorsunuz? Bizim bir Türk arkadaş vardı. Ailesi gerillayı çok tanımıyor. Bu arkadaş ailesini aradı. Babası ‘oğlum ne yersin ne içersin’ diye soruyor. Arkadaş ise ‘baba bize halk bakıyor’ diyor. Babası da ‘oğlum sen bu halkın davarını mı güdüyorsun, çobanlık mı yapıyorsun. Bu halk sana niye baksın’ diyor. Onun algısı öyle. Halk niye boş boş beslesin şeklinde düşünüyor babası. Ama gerçekten halkımız bakıyor bize. Beslenme derken manevi anlamda beslendiğiniz kaynaklar nelerdir diye sormuştum. Ama yeri gelmişken günlük ihtiyaçlarınızı nasıl karşılıyorsunuz? Savaşın yoğun yaşandığı bir yerdeyiz. O nedenle kaynaklar sınırlı. Bazen çok lüks şeyler olurken, bazen de hiçbir şey olmuyor. Bazen aç da kalıyoruz. Ben ilk Hindistan cevizini dağda yedim, ama uzun süre aç kaldığımız zamanlar da oluyor. Gerilla öyle, olanaklar bazen iyi bazen de kötü. Savaşın gerçeği bu. Peki ruhsal dünyanızı nasıl besliyorsunuz? Temel kaynağımız Önderliğimizin yarattıkları, yazdıkları, ona ait gelişmelerdir. Önderlik bizi yürüten temel güçtür. Yine halkımızın sahip çıkığı, direniş bizi güçlü kılıyor. Sonuçta biz de insanız. Dört dörtlük kendimizi gerçekleştirmiş insanlar değiliz. Gerilla herşeyde mükemmel, olumsuzluktan etkilenmez diye bir şey yok. Gerilla da bir insandır ve etkilendiği şeyler var. İnsan bir maneviyat yumağıdır. Ortaya çıkan gelişmelere göre kendi gıdasını da alıyor. Bazen yetersiz kalıyor. Olumsuzluklar karşısında morali düşebilir, zayıflıkları çıkabilir. Ama en ufak bir olumlu gelişmede dünyalar kadar kendine moral yaratanı da vardır. Bizim temel gıdamız Önderliğimizdir, onun yarattıklarıdır. Dağda en önemli moral kaynağı budur. En zor koşullarda bile moral kaynaklarını iyi tespit ettiğinde, yaşam karşısında güçsüz düşmezsin. Ruhsal motivasyon seni yürütür. Amaçlarına kilitler. Bu bağı kuramazsan, teklemeye başlarsın. En ufak bir şeyden bile bir sürü olumsuz sonuç çıkarırsın. Temel aldığımız şey, mümkün olduğunca bu morali korumak, Önderlik ve parti ile bağlarımızı güçlendirmektir. Şiir ve öykü yazdığınızı biliyoruz. Kendinize has bir özel ifade tarzınız varmış, hangi alanda yazıyorsunuz? Öyle sistemli bir şekilde herşeyi hesaplayan bir tarz yok. Biz de değerlerimizin yaratmış olduğu izleri takip ediyoruz. Biraz onları yansıtmaya çalışıyoruz. Tabii yazıya ne kadar dökebiliyorsak. Biraz hisettiklerimi yazmaya çalışıyorum. Bizde gerilla, yani iç dil öne çıkıyor. Biraz ajitatif oluyor. Yazdığın şeylerde hep taraf tutuyorsun. Yansızlık pek çıkmıyor ortaya. Mesela bir şehit arkadaşını yazıyorsun, sevdiğin birini yazıyorsun, onun eksikliklerini hiçbir zaman görmüyorsun yazarken. Sürekli olumlu yanlarını ön plana çıkarıyor insan. Çok idealize ediyoruz. Aslında bir gerçeği gözardı ediyoruz. Onun maddi-manevi olarak, olumlu-olumsuz bütün yönleriyle bir insan gerçeği olduğunu yadsıyoruz. Bunun da edebi karşılığı çok güçlü olmuyor, bazen zayıflatıyor. Bazen onları hissetmek, daha objektif bir şekilde ortaya koymak önemli. Yani biraz objektif bir yaklaşım gerekiyor. Mesela dışarıdan ajitasyon amaçlı şeyler yazılabilir. Biraz yön vermek, seslenmek lazım. Ama gerilla olarak bizim bunu çok yapmamamız lazım. Ajitasyon işini başkası yapsın, biz objektif yazarsak daha güzel olur. Çünkü sen o duyguları hissediyorsun. Bunu görmeden, yaşamadan anlatıyorlar. Mesela Mehmed Uzun gerillayı yazmıştı bir kitabında, iki gerillayı anlatmış. Ama derinlikli yazmamıştı. Kaba hatlarıyla yansıtmıştı. Biraz daha tanımış olsaydı, daha farklı yazardı. Teması güçlü olsaydı, farklı olurdu. Ama bunu yaşayanlar, hissedenler, görenler an be an şahit olan bizler daha derinlikli anlatabiliriz. Fakat gerilla da yazdığını kendine saklar. Yoksa herkesin mutlaka yazdıkları vardır. Gerilla utangaçtır. Son olarak belirtmek istedikleriniz nelerdir? İlk ve son sözlerde zorlanırım hep. Ben ilk ve son söz özürlüsüyüm aslında. Yani imkanlar kısıtlıydı. Daha geniş bir zaman olsaydı, daha iyi sohbet edebilirdik. Yine de iyi bir sohbet oldu. DERSİM MUNZUR/ DERSİM YENİ ÖZGÜR POLİTİKA |
||||||||
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| ‘halk, bakıyor, bize’ |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cvpl | Son Mesaj |
| HPG: ‘Halk bakıyor bize’ | ahuramazda | Roportajlar | 0 | 10-26-2008 09:58 |
| HPG: ‘Halk bakıyor bize’ | Kurdish Defacer | Gerilladan yazılar ve Anilari | 2 | 10-26-2008 01:06 |
| Halk İnsiyatifi, halkı selamlayarak ‘Serhildan’a devam’ dedi | Ceren | Güncel - Haberler (Nûçeyên Rojane) | 1 | 10-22-2008 15:28 |
| AKP’den ‘bize oy verirseniz yatırım gelir’ şartı | Berfin | Güncel - Haberler (Nûçeyên Rojane) | 0 | 10-14-2008 11:15 |
| Rojin ve Ciwan Haco'nun Oynadığı ‘Dol’ filmi ‘Berlinale’de | Dost Üye | Sînema | 0 | 10-05-2008 01:15 |
![]() |
Design By: JB-Team
Powered by JBulletin® Jiyan-Board Version
Copyright ©2007 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
|
![]() |