|
Jiyan-Board
|
|
#1 (permalink) |
|
Heval
|
kfa
![]() Nasıl, nereden başlamalı bilemiyorum. Sana bu mektubu yazarken Dersim’de esen rüzgarı ve seni düşünüyorum. Sesimi en kısa yoldan sana hissettirecek olan esen yel olmuştur. Yaşamın ve sevginin sonsuzluğunda tartışırdık. Her şeyin anlamla var olduğunda hem fikirdik. Bu gece güneşin kızıl batışında, senin en sevdiğin mekanda bir ateş yaktım. Ve bir daha beraberdik, karşı karşıya oturmuş, gelecekten söz ediyorduk. Sonbaharın sarı yaprakları dalından kopmanın hüznüyle dansa durur gibi süzülüyorlardı. Sevdiğin 9 dut ağacı, yatsı, saygınlık uyandıran 9 yaşam gibi. Kökleri toprağı kucaklamış, sımsıkı, renkleri acı ile boyanmış, tıpkı bereketli toprağımızın acılı kadınları gibi. Aşkın muhabbetinde koyulaştık. Beraber yapacaklarımızdan dem vurduk. Gerilla oluşumuza anlamlar biçtik. Biraz ürkekçe ama dürüstçe yaptık. Zamana sığdıramadıklarımız, yarım kalmışlıklardan hep korktum. Ama sen asla vazgeçmedin. Her zaman beynini yüreğinde taşıyanlardan oldun. Hedefin, hiçbir sahile demir atmadan tüm okyanustan geçmekti. Yaşam bir sorudan ibarettir, cevabını da ancak iç dünyanın güzelliğiyle donatırsan anlayabilirsin. Tıpkı yatağına akan damlacıklar gibi. “Yaşam benim için bir sınav” derdin. Batı ve doğu dünyası karakterleri üzerine somut iddialı tartışmalarında kendini batı karakteri ama doğunun vicdanı olarak tanımlardın. Batıda büyümene karşı toprağına, insanına bağlılığını sonsuz yolculuğunla bir kez daha ortaya koydun. Tüm engelleme çabalarımıza rağmen özüne dönüş kervanına katıldın. Kimseler ağlamasın, gülmek insana yakışır derdin asi gülüşünle. Ağlamıyorum, her ne kadar gülümsemesem de. Evet yoldaş eskilerde olduğu gibi bu mektubum ne ilk olacak ne de son. “Beni hep Dersim’deymişim gibi düşün” derdin. Seni hep oralarda arayacağım. Beraber saydığımız yıldızları bıraktığın yerden her gece sayıyorum. “Özlemek güzel şey” derdin. İşte şimdi özlüyorum seni! her şafak doğuşunda doğanların sessiz vedaları kıpırdamayan ellerin dalgın yüzü aradaki mesafeler ulaşılmaz düşümde gözlerinde biriken gerçeklerdi akan acılar yokluğun korkusu dostum olan yürek misafirim kandan başka tüm akışlardan keskin ve dürüsttük yıldızım kaydı santigrat hesapsız, sıcak mı sıcak maviler saklanmış, dolunay utangaç tüm ayrılıklar yarım ölüm nice aldatıcı yağmurlar döküldü dostluklara sığmayan terkedilmiş hayaller gibi bir o göreceli değildi hepsinin toplamı bir veda kendi kırbacıma sarıldım gece yol alınan ıssız bir orman gibi bulutlar çökmüş bu kente nefessiz kalmış tüm kanaryalar kadınlar kum saatine takılı gözler aldatıcı şafaklarda yolculuklarımız sözleşmeli değil miydi? bırakıp giden oyunu bozuyordu her kopuş denize bir avuç su serperdi her gidişte bir yol izi kaybolurdu çark devinimi devam eder yepyeni, taptaze bir sevgili gibi her şeyden habersizmiş gibi gün batışları kızıl olur alışamamıştık gidişlere kendimizin misafiri olduğumuz günlüklere, albümlere aldatıcı şafaklar noktayı koyar yakamozlar gümüş serpiyor tarlaya dökülen burçaklar kadar asi ve bağımsız en uzun vedaya inat küçük bebelerin gülüşleri doldurur tüm evren boşluklarını kadınlar kum saatini saymaya başlar gelecek içindedir gece başlar bizim türkümüz sensizlik içinde iklimler uzar yürek dalgalarında açılan yelkenler yakınlaşıyoruz yurdumuza kanıtlayabilsek kim olduğumuzu anmazdım adını ne mabetlere eğilir ne de yaşamın rolünü üslenirdim yağmur olup akıyorsam kar gibi donuyorsam gözlerinde yaşıyorsam aşkının muhabbetinde demlendiğimdendir bir ateş yak bu akşam benim için etrafında ısınan eller gibi ısınan yürekler olsun ne ihanet yer alsın ne de sönmüş yıldızlar kendi dansına tutuşmuş kelebekler de olmasın o ateş ki sadece elleri ve yürekleri sıcak olanları alsın belki o zaman kanıksarım bir çocuk gibi küçük ve yaşlı söğüt gibi Dersim’lere yol alırım Pusuya düşen yüreğim kurtulur Yine buluşuruz Dut ağaçları altında Ve senin karlı ormanlarında Karşımızdaki şehir ışıklarına döneriz sırtımızı Ellerimiz sıcak, yüzümüz dağa dönük olacak Ve yine bir arada ilk buluşmamızı ateşte yüceltiriz Benim küçük dostum! yaşananları anlamak ya da anlatmak bir deha işi olsa gerek. Bütün dillerin tüm sözcüklerini taşlasam yine de sizleri tarif edemeyeceğimi biliyorum. Ama bizimkisi sana ve sizlere olan bağlılığın kararlılığı ve davanızın sürdürücüsü olma iddiasının bir iki paragrafla ifadelendirilmesidir. Sizler ki hep düşlerimizi, hayallerimizi; bedenlerinizi ödeyerek gerçekleştirdiniz. Yaşamlarınızdan ödün vererek yeni bir yaşam yarattınız bize...İlk Dersim şahadetlerini duyunca geç mi kaldım acaba diye kendi kendime mırıldandım. Evet geç kalmıştım beraber savaşma randevusuna. Ve acımasızca saplanmıştı kana susamış düşmanın mermisi, kutsanmış bedene. Dersim, Munzur barındıramamıştı Şinda yoldaşı. Özgür yarınlar adına adamıştı kendini kaygısızca Şinda yoldaş. Hiç unutmuyorum, Şinda yoldaş, hep şunu söylüyordu; defterinde büyük harflerle yazılıydı kimin sözüdür tam bilmiyorum ama ben de ondan alarak yazmıştım, şöyle diyordu; “çarpıcı bir umut ve yüce bir gelecek içinse ölümlerde sadece yaşam vardır.” Evet Şinda yoldaş (acı da olsa, kaldıramasa da yüreğimiz) bu sözün pratikçisi olmuştur. Çünkü o çarpıcı bir umut ve yüce bir gelecek için yatırmıştı kendini ölüme. Şinda yoldaşla Mayıs 99’da ilk partiye katıldığımız yer olan Hollanda’daki eğitim kamplarında tanıştım. 15 Şubat’ta hain bir komployla güneşin tutsak edilişini, Şinda yoldaş da her onurlu Kürt genci gibi kabul etmemiş, düşmana, kendisinde yarattığı kin ve nefreti kusmak için mücadeleye katılmıştı. Daha 14 yaşında olmasına rağmen düşmanın güneşimize yaklaşımları onu çok öfkelendirmişti. Zaten kendisindeki öfke daima (kötü olan her şeye karşı) refleks olarak ortaya çıkardı. Düşman gerçekliğine de 4-5 yaşından beri kinliydi. 1985 yılında Pazarcık’ın bir köyünde doğan Şinda yoldaş, kendi anlatımlarından “Daha çocukken hep bir şeyler arardım. Yalnızlığı seviyordum, yalnızlığımı paylaştığım bir kuzumuz vardı, çevremde olup bitenlerden habersiz ve anlam veremez durumdaydım. O sıralarda 5-6 yaşlarındaydım. Düşmanın yaklaşımları ve ekonomik zorluklardan dolayı ailece Almanya’ya göç ettik” demişti. Daha okula başlamayan Şinda yoldaş, çocuk yaşta olmasına rağmen köyünden ve kuzusundan ayrılması, onda bir öfke ve kin yaratmıştı. Belki de öz topraklarından ayrılışın öfkesiydi bu. Avrupa’da Haziran 99’da beraber olduğumuz temel eğitimin platformlarında öz geçmişini ağlayarak anlatmıştı. Bu anıyı bin asır da geçse unutmayacağıma inanıyorum. Ülkenin özlemi, düşmanın kini ve nefreti okunuyordu göz yaşlarında... Tüm bu yaşanılanların Şinda yoldaşta yarattığı kin, nefret, intikam, ülkeye olan aşk, sevgi ve tutkusu; sistemin verdiği tüm rahat yaşam olanaklarını reddedip ters yüz ederek tekrardan ülke topraklarına bir kadın savaşçısı, özgürlük ve umut savaşçısı olarak dönmeyi getirmişti. İşte böyle büyük bir inanç, umut ve hırsla yönelmişti özgürlük davasına. Çok rahat bir ortamda büyümesinerağmen, zorluklarını bildiği halde, rahatlığı, mücadelesizliği reddetti. Üç aylık temel eğitimden sonra (genç olmasından kaynaklı) tüm dayatmalarına rağmen ülkeye gönderilmedi. Bir süre bir grup bayan arkadaşla beraber yoğunlaşma amacıyla kampta kaldı. Bu gruba “Başkan Apo’nun barış ve zafer kızları” deniliyordu. Gerçekten de o gruptan önce Şubat 2002’de çığ altında kalarak şehit düşen Nujiyan arkadaş, sonra da Şinda yoldaş kutsanmış bedenleriyle bunun kanıtı oldular. 2000 yılının başlarında özlemi ve tutkusu olan dağlara geldi. 2001 yılında geldiğinde Şinda yoldaşla aynı taburda karşılaştık. Avrupa’dan tanıdığım Şinda, kendinden bir şey kaybetmemişti. Aynı coşku ve morali, umutlu ve iradeli duruşu hakimdi. Başarma inatçılığı, insana olan samimi ve dürüstlüğü, sadeliği ve yürekliliği... daha sayacağımız birçok özelliği. 2002 sonbaharında aynı taburdan ayrıldık. Kuzeye gitme önerisinde bulunacağını belirtiyordu. “daha zor alanlar varken ve yoldaşlarım daha zorunu yaşarken, benim rahat alan seçmem APOCU’luk ilkesine terstir, kişiliğim bunu kabul etmez” diyordu. Bu onun bir özelliğiydi. Kısa bir süre sonra 2003 sonbaharında kuzey gruplarıyla Dersim’e gideceğini duydum. Operasyonlar ve kış koşullarından dolayı Amed’de kalmıştı. Grupça daha yeni gitmişti hasret beslediği Munzurlara. Yeni bulmuştu özlemi olan dağları, daha yeni adım atmıştı kanla sulanmış topraklara. Devrilmez kutsanmış bedenler. Seni yazmak, anlamak ya da anlatmak için gücümün olmadığını biliyorum. Ama seni son bir defa görmeden gitmenin acısını dindirmek için değil, savaşma randevusuna geç kalmanın affını dilemek için yazıyorum. Davan davamız, onurun bayrağımız, kana bulanmış bedenin kutsal yeminimiz olacak. Anılarınızı ruhumuzda canlı tutarak, beyin ve yüreklerimize kazıma çabasında olacağız Şinda yoldaş Ve Sessiz bir gecemde Yumruğumu ısıtıp dayadım bulutlara Kar tanesi anlıma düştü Isıttığım yüreğimde eriteyim seni Oysa ne sen Ne de ben vardım.... Silah Arkadaşları |
|
BiR ÜLKE iSTiYORUM ADI MEZOPOTAMYA OLSUN
BiR SEHIR iSTiYORUM ADI AMED OLSUN BiR KiMLiK iSTiYORUM BAGIMSIZ OLSUN BiR DiL iSTiYORUM ODA KÜRTCE OLSUN BiR YASAM iSTiYORUM BARUT KOKUSU VE SiLAH OLMASIN |
|
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| akfa, ayse |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
![]() |
Design By: JB-Team
Powered by JBulletin® Jiyan-Board Version
Copyright ©2007 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
|
![]() |