|
Jiyan-Board
|
|||||||
| Kayıt ol | Cezalilar | Tüm Albümler | Roj Tv Zindi | Üye Listesi | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
|
||
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) | ||||||||
|
Medocy
Üyelik tarihi: Sep 2008
Üye No: 1
Mesajlar: 2,841
Konular: 758
Referanslari: 46
Arkadaslari: (37)
Nerden: Kurdistan
Meslek: Emekli
Interests: Azadi
Biyografi: ....!....
Yaş: 27
Cinsiyet:
Kullandigi Tesekkür: 89 Aldigi Tesekkürler: 697
Blog Başlıkları: 1
REP Gücü Puanı: 807
Aldigi REP Puani: 5426 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Ruh Hali:
Son Aktivitesi: 03-17-2010 :
00:26
Toplam Online Süresi: 3 Ay 2 Hafta 21 Saat 1 Dakika 36 Saniye
|
Abdullah Öcalan [Biyografi]
Abdullah Öcalan, 2. Dünya Savaşı’ndan dört, Dersim İsyanından on ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından 26 yıl sonra yani 1949 yılında dünyaya gelir. 2.Dünya Savaşı’nın bittiği, ancak yol açtığı yıkım ve yoksullukla etkisini halen sürdürdüğü bir dönem. Türkiye Cumhuriyeti’ nin kuruluşundan sonra Kürdün inkarına yönelik politikaların tüm ağırlığıyla ve tüm acımasızlığıyla sürdüğü bir dönem. Kürtlerin başkaldırı ve isyanları ile karşılaşan rejimin, isyanları kanla bastırdıktan sonra, İsyanlara katılan ve katılmayan Kürt ileri gelenlerini ve aşiret reislerini Türkiye’nin batısına sürdüğü ve zorunlu iskana tabi tuttuğu bir dönem. Kürdistan’ın üzerinden geçen silindirin izlerinin belleklerde çok taze olduğu, giderek önünde bir engelin kalmadığına inanarak l946’larda şekli de olsa çok partili bir yönetime geçen bir rejimin kendini güvende görmek için ABD’ye yaltaklandığı dönem. Nitekim Türkiye bir kaç yıl sonra 1949’da kurulan NATO’ya da girdi. İşte Abdullah Öcalan bu şartların hüküm sürdüğü bir zaman diliminde Kurdistan’ın Urfa iline bağlı Halfeti ilçesinin küçük bir köyü olan Amara (Ömerli)’da l949 yılında dünyaya gelir. Yoksul sayılabilecek bir ailenin ilk çocuğudur. Halfeti ilçe merkezi Türk nüfusun ağırlıklı olduğu bir yer. Halfeti’nin köyleri ise, Kürt, Türk, Ermeni nufusunun bazen karışık, bazen ayrı olarak yaşadığı köylerdir. Abdullah’ın doğduğu köy olan Amara, Kürt - Türk köylerinin komşu olduğu ve bir de bir Ermeni köyü Cibin’in komşu bulunduğu, karma kültürlerin egemen olduğu bir coğrafya’da bulunuyordu. Ailesi çevre köylerde dağılmış olan Abdullah’ın babası Ömer Kürt, annesi Öveyş ise Türk kökenlidir. Çocukluk yılları yoksulluk içinde geçen Abdullah, bu yıllarda değişik yaşam ve davranışları ile herkesin dikkatlerini üzerinde toplamıştır. Köyün gelenekçi ortamında, geleneklere aldırmayan, kendi bildiğinde direten, çocukları peşine takan, kurduğu grupla beraber hareket eden, değişik oyunlarla çocukları dağlara çıkararak avcılık yapan asi bir çocuk potresini çizmektedir. Çocuklarla olan bu ilişkisinin yanısıra yaşlılarla da iyi diyalog kuran Abdullah, bu yıllara ilişkin olarak daha sonra anılarını dile getirerek o yılları hiç unutmadığını ifade edecektir. ‘’anlattım ... anlattım... ihtiyar başını çeviriyordu Oğlum biz kurumuş tahtalar gibiyiz. Sen şimdi bunu yeşertebilecek misin ? diyordu. Abdullah çocukluktan başlayarak yaşamdan sonuçlar çıkarmaya, çıkardığı sonuçlara göre davranmaya ve bunları kendi hayatında ilke haline getirerek kendi yolunu çizmeye başlar. Sürekli, araştırmacı-çatışmacı bir kişilik ekseninde gelişen Abdullah, kendi yolunda yürümek için yeri geldiğinde anne ve babası ile toplumu karşısına almaktan da geri durmaz. Özgürlük çocuklukta başlar. Eskiden beri hep beraber yürümek istedim.“ diyen Abdullah Öcalan kendi çocukluk arkadaşlarından da bir grup kurarak bunlarla birlikte hareket etmeye başlar. Bu grupta lider konumdadır ve çocukların güvenini kazanarak onları yönlendirir. Bu karekterinden dolayı aileler çocuklarını ondan sakınırdı.Bir konuşmasında „Komşuların hepsi çocuklarını(benden) saklardı. -Buna teslim etmeyin- derlerdi.“diyordu Abdullah, bu dönemi anlatırken. İyi bir avcı olmasının yanında iyi bir yılan avcısı durumundadır. Köydeki yılanların öldürülmesiyle yetinmez ve çevredeki tüm yılanların öldürülmesi gerektiğine inanır. ve bunun için çalışır. Bu nedenle „en iyi yılan avcısı“ durumundadır. „yılanları öldürme tutkusu giderek bende gerçeğe dönüştü“diyordu çocukluğunu anlatırken. Güvercinleri ve kuşları avlama da öyledir ve burada avını arkadaşlarından başka kimseyle paylaşmaya yanaşmaz. „bu güvercinleri kimseye vermeyeceğim, kendi istediğim gibi pişireceğim ve istediklerimle paylaşacağim“ diye düşünürdü. Yine geleneksel yaklaşımları kabul etmez. Sorunlara karşı kendi çözüm yöntemlerini bulur ve bundan dolayı çocukların beğenisini kazanırken yetişkinler onu „tehlikeli“ olarak değerlendirirler. Çocukluğundaki bu dik başlılığı, „çocukluğuma ihanet edemezdim.“ diye açıklamaktadır. O yıllarda köy imamından cenk hikayeleri dinleyerek, dini dersler alarak ve Hz. Ali’nin savaş başarılarını dinliyerek büyülenmektedir. Bu arada aileden anne ve babanın kendisine yönelik davranışlarından dersler çıkarmaktadır. ‘’Küçük bir çocuktum. Hergün kavga ediyorduk. Bu kavgalarda birisi benim kafamı kırdı. Tabi annem bana müthiş yöneldi, -yok- dedi, -eve gelmiyeceksin- dedi Bana anam verdi ilk dersi. İntikamımı aldıktan sonra beni eve alacağını söylüyordu. Ana haliyle hiç de acımıyor,-oğlumdur, bilmem neyimdir- diyerek kesinlikle düşünmüyordu.’’ Annesinin bu yöneliminden sonra kafasını kıran çocuklardan intikam alan Abdullah, annesinin bu yöneliminin kendi kişiliği üzerinde etkili olduğuna inanmakta ve bunu dile getirmektedir. Annesinin kendisine isteklerde bulunmasına karşı tavuk ve civcivlerini göstererek; ‘’Sen anamsın, beni, nasıl bir dünyada, nasıl koşullarla yüz yüze getirdiğini biliyormusun?’’ diye sorar. Bu benzetmeyle varolan toplumsal duruma duyduğu tepkiyi dile getirir. Bir annenin çocuğundan neleri beklemesi gerektiği yönünde toplumsal gerçekliğe bir eleştiri olarak değerlendirir bu çıkışını. Annesinin bu otoriter kişiliğine karşın babası Ömer dindar, fakir ve kendi halinde bir kişi olmasına rağmen ilkeli biri durumundadır. İlkeli olmasına ilkeli, fakat kendi güç sınırını da iyi bilen birisidir. Abdullah babasının bu aile içindeki silik durumuna, ailede önderlik yapamamasına karşılık kendisinin erkenden önderliğe soyunduğunu dile getirmektedir. ‘Bu baba, bizi idare edemiyor, çok zor durumda, çok zavallı ve büyük yetmezlikler yaşıyor.’ diye düşünmektedir. Babası ile köylülerin köylüce kavgalarına şahit olan Abdullah o tür kavgalara girmemek için dikkat eder ve şu sonuca vardığını dile getirir; „gücümün yetmeyeceği şeye niye ölümüne gireyim ki?“ herkesin illallah dediği Abdullah, babasından destek almaktadır. Baba da ondan umutludur. Bir keresinde çocuklara Abdullahı işaret ederek; „Ona dokunmayın, onun anlında fetih işareti yazılıdır.“ diyerek umutlarını ve Abdullah’taki değişikliği göstermektedir. |
||||||||
|
"Edebi bir eserde siyaset, bir konserin ortasında patlayan tabanca
gibi kaba ama göz ardı edemeyeceğimiz birseydir. Şimdi çok cirkin seylerden söz edecegiz..." Stendhal, Parma Manastırı [Linkleri görebilmeniz için kayitli üye olmaniz gerekmektedir. Üye olmak için lütfen tiklayiniz.] |
|||||||||
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| abdullah, biyografi, Öcalan |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cvpl | Son Mesaj |
| Abdullah Öcalan [Biyografi] | Dost Üye | Pêşengên Kurd (Kürt Önderler) | 0 | 09-21-2008 17:54 |
![]() |
Design By: JB-Team
Powered by JBulletin® Jiyan-Board Version
Copyright ©2007 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
|
![]() |