Tekil Mesaj gösterimi
Alt 11-04-2008, 18:16   #1 (permalink)
Denge Jiyan
Heval
 
Denge Jiyan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
Activity Longevity
0/20 1/20
Today Mesajlar
0/5 sssss4103
Üye No: 8906
Mesajlar: 4,103
Konular: 432
Referanslari: 14
Arkadaslari: (1)
Cinsiyet:
Kullandigi Tesekkür: 5
Aldigi Tesekkürler: 207
REP Gücü Puanı: 1059
Aldigi REP Puani: 5448
Denge Jiyan has a reputation beyond reputeDenge Jiyan has a reputation beyond reputeDenge Jiyan has a reputation beyond reputeDenge Jiyan has a reputation beyond reputeDenge Jiyan has a reputation beyond reputeDenge Jiyan has a reputation beyond reputeDenge Jiyan has a reputation beyond reputeDenge Jiyan has a reputation beyond reputeDenge Jiyan has a reputation beyond reputeDenge Jiyan has a reputation beyond reputeDenge Jiyan has a reputation beyond repute
Toplam Online Süresi: 2 Hafta 5 Gün 17 Saat 1 Dakika 4 Saniye
Submit to Clesto Submit to Digg Submit to Reddit Submit to Furl Submit to Del.icio.us Submit to Jeqq Submit to Spurl
Standart Sivas ve Gazi Olayları

Sivas Olayı daha doğrusu katliamı (2 Temmuz
1993), Türkiye tarihine kara bir leke olarak geçen olaylardandır. Ayrıca bu olay
Türkiye’nin ne hale geldiğini sergilemesi bakımından da dikkat çekicidir. Olay
Cumhuriyet Gazetesi’nde “Şeriatçılar Ayaklandı” manşeti altında şöyle yeraldı:”
Olaylar Aziz Nesin’in Sivas Valiliğinin desteğinde yapılan Pir Sultan Abdal
Şenliği’ndeki konuşmasına aşırı dinci kesimlerin gösterdiği tepkiyle başladı.
Kitaplarını imzalarken tartaklanan Nesin, çevresindekilerce kurtarıldı. Pir
Sultan ve Atatürk heykellerine saldıran göstericiler valilik, kültür merkezi ve
şenliğe katılanların sığındığı Madımak otelini kuşattı. Kentteki 400 polis
yetersiz kaldı. Kentte 2 gün sokağa çıkma yasağı ilan edildi… Sayıları yaklaşık
10 bine ulaşan göstericiler, kentteki birçok bina ve aracı tahrip etti. Valinin
su sıkarak kalabalığı dağıtma isteğine RP’li belediye başkanı karşı çıktı. Otel
çevresindeki kuşatmayı daraltan göstericiler önce oteli taşladı. Otel lobisine
giren 50-60 gösterici etrafı ateşe verdi. Yazarları linç etmek için yukarı
çıkmaya çalışanları polis güçlükle engelledi. Olay yerine güçlükle ulaşan
güvenlik güçleri havaya ateş açarak kalabalığı dağıttı…Sivas’taki kanlı olaylar
kentteki yerel gerici basının Pir Sultan Abdal Şenlikleri’ne karşı tavır
almasıyla başladı. “


Sivas’ta devletin güvenlik güçlerinin
gözleri önünde gerçekleştirilen 37 canın hunharca öldürülmesiyle sonuçlanan bu
kanlı olay aslında ne Aziz Nesin, ne de Salman Rüşdi’nin “Şeytan Ayetleri”
kitabıyla ilgilidir. Bu olayı bu gibi yapay nedenlere bağlayanlar, olayın gerçek
nedenlerini gizlemeye çalışmaktadırlar.


Sivas’ta yüzyıllar önce deyişlerinden başka
silahı olmayan büyük Ozan Pir Sultan Abdal’ı asanlar da, 37 masum canımızı
katledenler de aynı gerici ortaçağ zihniyetininin temsilcileridir. Modern, laik
bir Türkiye’yi istemeyen ve cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan din
ticaretiyle beslenen bu zihniyet, kendi düşüncelerinin dışında hiçbir düşünceye
yaşama hakkı tanımak istememektedirler. Gerici zihniyet bu olay sonrasında
birlik ve beraberlik edebiyatına yönelmiştir. Oysa yüzyıllardır yaşanan olaylar
ortaya koymuştur ki, birlik ve beraberliği bozan da istemeyen de kendileridir.


Tabiki olayın baş sorumluları iktidarı
ellerinde tutanlardır. Ancak onlar kendilerini kurtarmak için vali ve emniyet
müdürünü görevden alarak durumu kurtarmaya çalışıyorlar. İktidarda bulunanlar
olaylarda yurttaşlarını koruyamadıkları için siyaseten sorumludurlar. Ancak ne
acıdır ki demokrasi geleneğinin hala sakat olduğu ülkemizde siyasi ahlak kavramı
henüz gelişmemiştir. Siyasal ahlak yoksunluğu birçok olayda ortaya çıkmaktadır.
Siyaseten sorumlu idarecilerimizin ve devletin halkın gözünde zedelenen güveni
onarabilmelerinin bir tek yolu vardır. O da 37 masumun yaşamını yitirdiği bu
olayın suçlularını bularak hakettikleri cezaları vermek. Devlet halkının
huzurunu, güvenliğini ve refahını sağlamakla yükümlüdür. Sivas olayı gözönüne
alındığında devletin yükümlülüklerini yerine getirmediği görülmektedir.



7 Eylül 1994 geceyarısı Karacaahmet Cemevi
inşaatının Refah Partili İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yıkılması
olayı da 1980 sonrasına damgasını vuran olaylardandır. Bu olay bir anda ülke
gündemini işgal etti. Daha önce Alevilerin haklı taleplerine kulaklarını tıkayan
ve milyonlarca Alevinin inanç ve kültürlerini yok sayan medya ve siyasiler
ikiyüzlü bir şekilde Karacaahmet Dergahına akın ettiler. Halkın sahip çıkması
sonucunda Belediye geri adım atmak zorunda kaldı. Cemevi inşaatına devam edildi
ve bugün Alevilerin önemli merkezlerinden biri olarak faaliyet gösteriyor.


Gazi Mahallesi’nde Mart 1995’te yaşanan
olaylarda Türkiye tarihinin utanç verici sayfalarından birini oluşturmaktadır.
Gazi Olayları ülkemizin hem etnik, hem de mezhep alanlarında çok hassas bir
durumda olduğunu bir kez daha gösterdi. Olaylar 12 Mart gecesi Gazi mahallesinde
kahvelerin taranması üzerine başladı. Bunun üzerine İstanbul’un çeşitli
bölgelerinden akın akın Gazi mahallesine gelen kitleler olayı protesto etmek
istiyorlardı. Ancak bu olaylar sırasında güvenlik güçlerinin kontrolü
kaybetmeleri sonucunda ve olayların Ümraniye Mustafa Kemal mahallesine de
yayılması sonucunda 20’den fazla yurttaşımız yaşamını yitirdi.


Tüm bu olaylardan devletin daha önce birçok
kez olduğu gibi son olaylarda da yetersiz kaldığı ve halk nezdinde güven
erozyonuna uğradığı görülmektedir. Devlet bu güvensizliği gidermek için
öncelikle bu olayın sorumlularını, yani 12 Mart gecesi kahveleri tarayanları
bulmak, yargılamak ve cezalandırmak zorundadır. Yine devlet Gazi Mahallesi ve
Ümraniye’deki olaylarda kurşunlarla öldürülen yurttaşlarımızın kimlerce, sivil
ya da polis öldürüldüğünü de bir an önce bulmak ve adalete teslim etmekle
yükümlüdür. Olaydan bu yana iki yıl geçmesine rağmen bu konuda herhangi bir
ilerleme sağlanamamıştır. Ayrıca bu olaylar Türkiye’nin uluslararası alandaki
imajını da oldukça olumsuz yönde etkilemiştir.


Sözedilmesi gereken bir diğer olay da
“Kızılbaş” adı üzerine yaşanan tartışmalardır. Bilindiği üzere tarihsel olarak
Alevilerin bir diğer adı da “kızılbaş”tır. Osmanlı iktidarı ve bazı sünni
gruplarca Kızılbaş adına yönelik insanlıkdışı propagandalar yürütülmüştür.Utanç
vericidir ki bu durum zaman zaman gündeme gelebilmektedir. Bugün olmuş
Türkiye’de satılan kimi sözlüklerde kızılbaş sözcüğü küçümseyici anlamlarda
kullanılmaktadır. Ancak sevindirici olarak kamuoyunun uyanık tavrı ve aydın
sünnilerin de katkısıyla bu çağdışı zihniyet gereken yanıtı almaktadır.

alinti

BiR ÜLKE iSTiYORUM ADI MEZOPOTAMYA OLSUN
BiR SEHIR iSTiYORUM ADI AMED OLSUN
BiR KiMLiK iSTiYORUM BAGIMSIZ OLSUN
BiR DiL iSTiYORUM ODA KÜRTCE OLSUN
BiR YASAM iSTiYORUM BARUT KOKUSU VE SiLAH OLMASIN
Denge Jiyan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla