Dersİmlİyİm Dİyebİlmek…/ Ferhat TunÇ 06/08/2008
Ne zaman Dersim ile ilgili bir şeyler yazmak istesem veya Dersim’e dair bir ezginin akışına kendimi bıraksam, bunun ruhumun derinliklerinde ince bir sızıya dönüştüğünü hissederim.
Nedir Dersim denince ruhumuzu sızım sızım sızlatan şey?
Bir yanımız umuda kesmişken, bir yanımızın hep kanaması nedendir?
Benliğimizi sarmalayan, ruhumuza, kimlik ve kişiliğimize yer etmiş bir duygu selidir bu; neden?
Bu sorulara verdiğimiz yanıtlar, Dersim’e dair yaşadığımız bu tarifi zor duygu ve ruh halinin de özeti ve anlatımı olmaktadır. Bu nedenle bazen durup kendini dinlemek, ruhundaki derinliklere inmek gerekiyor; kendini tanımak ve tanımlayabilmek için…
Dersim, ruhumuzun derinliklerinde yankılanıp duran bir çığlık misalidir. Dersim’i ruhumuzda çığlığa dönüştüren şey, onun tarihsel, kültürel ve sosyal karakterinin benliğimizi saran gerçeğidir.
Dersim, her Dersimli için en güzelidir ve bu duygu, dünyanın neresinde olursa olsun bütün Dersimlilerin her zaman yanı başındadır. Kalbindedir.
Aşiretsel olgular ve giderek yakın tarihimizde oluşan farklı siyasal veya ideolojik yapılanmalar, zamanla Dersim’de bence son derece yapay olan kutuplaşmalara neden olsa da, aslında hiçbir zaman Dersimlilik duygusunun önüne geçememiştir inancındayım. Bu duygu ve ruh zenginliğinin günümüze kadar her birimizin ortak özelliği olmasının başka bir nedeni olabilir mi?
Ve bugün dünyanın dört bir yanına savrulmuş Dersimlilerin ortak ruhuyla yaratılan bir Dersimlilik iklimi vardır. Bu iklimin şekillenmesinde en önemli rolü oynayanlar ise, Dersimli dengbejlerin ağıtlarıyla günümüze taşınan acılardır ve kuşkusuz bu acıların bitmek tükenmek bilmeyen hikâyelerinde dile gelen gerçeklerdir.
Yakın tarihimizin tanıklığında yaşadığımız büyük bir kırımın izlerinin silinmesi bir yana, inanç, kültür ve dil ekseninde geliştirilen inkâra dayalı asimilasyoncu politikalar Dersimlilerin acısını daha da katmerli hale getirmiştir. Kuşkusuz Dersim kimliği, onun inanç sisteminden ayrı değerlendirilemez. Dersim, Alevi kültüründe “Kızılbaşlık” olarak bilinen geleneğin serçeşmesidir ve bu gelenek Dersim’in kutsal inanç bazında gerçek kimliğini ifade etmektedir.
Tarihsel olarak egemen olan güçlerin katı şeriatçı dayatmalarına, ümmetçiliğe taviz vermemiş olan Dersim, bu özünden ötürü de egemenlerin gözünde her zaman potansiyel bir “suç odağı” olarak görülmüştür.
Dersim, tarih boyunca sadece Kürt kimliği nedeniyle değil, inançları itibarıyla da ciddi ve sistemli bir asimilasyon politikasına tabi tutulmuş, ancak “zulüm” olaraknitelendirebileceğimiz uygulamalarla karşılaşmıştır. Bu yapısı nedeniyle Dersim, dün olduğu kadar bugün de aynı zihniyetin değişik biçimlerde baskı ve tehdidi altındadır. Bu tehdit insanına olduğu kadar doğasının eşsiz güzelliklerine de yönelmiştir ve Munzur vadisi üzerinde tasarlanarak yapılmak istenen barajların temel amacı da bu yıkım ve tahribatla Dersim’i kendi gerçeklerinden kopartarak yok etmektir.
Her birimiz Munzur'un çoukları olarak bilindik ve bu kaynaktan beslendik… Ben en güzel şarkılarımı Munzur için söyledim ve Munzur’un kutsal sayılan suyunda yıkandım, arındım. “Sahip olduğumuz güzelliklerin anası ve genç yarınlarımızın uslanmaz ama oyuncağını kaybetmiş gibi titrek duran bir çocuğudur...” demiştim yıllar önce bir yazımda.
İşte bu çocuğa sahip çıkmak herbirmizin boyunlarının borcudur.
Benim derdim bu gerçeklerin zaten farkında olan ve bu farkındalığı bilince dönüştürmüş olan Dersimliler değildir. Dersimlilerin Dersimli kimliğiyle gururlandıkları gerçeğin özünde yüz yıllara yayılmış bu büyük direnişin ve yenilmezliğin öyküsü vardır ki, Dersim’liyim diyen genç kuşaktan arkadaşlarımıızn bu tarihi gerçeklerin ne olduğunu bilmeleri önemlidir.
Yaşanan baskınların, katliam ve sürgünlerin tanıklığında geçen büyük bir tarih ve bu büyük tarihin mirası üzerinde yükselen çağdaş, özgürlükçü ve eşitlikçi bir toplumsal dinamizm yaratmak sorumluluğumuz var. Hayatın hangi alanında, neresinde olursak olalım, bu dinamizme katacağımız bir şeyler mutlaka vardır… Bu dinamiğin birer neferleri olarak tarihimize, toprağımıza ve insanımıza karşı sorumluluk duygusu içinde olmak ve bu tarihin onurlu mirasının taşıyıcısı olabilmek zorundayız.
Ve ben, çeyrek asırdır sürdüre geldiğim sanatsal yaşamımın Dersimli kimliğiyle gerçek anlamının bu olduğunu düşünüyorum. Hayatımın bütünü içinde Dersim’i ön plana çıkartan ve bunu kendim için vazgeçilmez kılan gerçek, halkımın trajediye dönüşen tarihidir. Bu kimliği taşımanın ve bu kimlik altında yaşamanın nasıl ağır bir sorumluluk gerektirdiğinin duygu ve bilinciyle hareket ediyor ve her türlü bedelin kaçınılmazlığını asla göz ardı etmiyorum.
Sanırım Dersimliliği her birimizde gurur vesilesi yapan en temel şey bu direngenliği hayatımızın vazgeçilmezi kılmaktır.
Dünyanın dört bir yanına dağılmış bulunan Dersim’lilerin her yıl olduğu gibi 2008’in yaz ayında yine o topraklara, kutsal mekânlarına ve insanlarına koşarak kucaklaşacaklarına inanıyorum.
Bu kucaklaşmanın coşku ve heyecanıyla yürek dolusu bir merhaba demek geliyor içimden: Merhaba…
|